Batı'nın Medeniyet Algısı - 3


Batılı güçler kendi sömürge medeniyetlerinin insanlar üzerinde etkili olmadığını bildiklerinden hakimiyetlerini Müslümanların zaafları üzerine kurmuşlardır. Maddi güçlerini kullanarak hakimiyetlerini sürdürmeye çalışırken kendi piyon siyasetçilerini ve paralı aydınlarını kullanarak Doğu toplumlarına zayıf, ilkel ve geri kalmış olduklarını lanse etmeye çalışmaktalar.

Tesnim Haber Ajansı - Daha önceki yazılarımızda medeniyet mefhumu ve Batı’nın medeniyet tanımı üzerinde durmaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise Batı’nın kendi ideolojisi ve çıkarları için oluşturduğu medeniyet algısının “Doğu” toplumlarında geçirdiği değişim ve uygulanabilirliği üzerinde durmaya çalışacağız.

Genel manada Doğu toplumları özel manada ise İslam Ümmeti, Batı’nın kendi hedefleri doğrultusunda yeni bir tanım ve içerikle uygulamaya soktuğu medeniyet kavramının uygulama alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat Batı’nın sömürü geleneğini medeniyet adı altında uygulamaya koyması çeşitli tarihsel süreçlerde değişim göstermiştir. Bu tarihsel süreci üç madde şeklinde özetlemek mümkündür.

1- İlk aşama olan ilkel sömürü metodu, askeri güce dayalı, ülkelerin işgal edilmesiyle gerçekleştirilen sömürü almayışıdır.

2- İkinci aşama olan klasik sömürü metodunda sömürü sahası olan ülkelerde oluşturulan siyasi yönetici sınıf ve paralı aydınlar vasıtasıyla geçekleştirilen sömürü anlayışıdır.

3- Son aşama ise yeni sömürgecilik/ Neo-kolonizm metodunda ise sömürülecek ülkelerin siyasi, ,ideolojik, ekonomik ve sosyal yaşamlarına nüfuz edilmesi şeklinde gerçekleştirilen sömürü anlayışıdır.

Batı’nın sömürü geleneği üzerine kurduğu medeniyet algısının ikinci aşaması olan klasik sömürü metodundan, son aşaması yeni sömürgecilik anlayışına geçişe kısaca göz atacağız.

Batı, Doğu’yu hep sömürü alanı olarak algılamış ve bu anlayışın tam olarak hakim olma temellerini yaklaşık olarak bir asır önce atmaya başlamıştır. Yaklaşık bir asır önce siyasi yaşamının son demlerini son derece sancılı şekilde yaşayan Osmanlı İmparatorluğunun tamamen ortadan kalkmasıyla İslam ümmetinin izafî birlikteliği de son bulmuştur. Bu aşamadan sonra sömürgeci güçler sömürü bölgelerinde oluşturdukları siyasi piyonlar ve paralı aydınlar ile sömürü anlayışlarını yeni bir safhada devam ettirmişlerdir.

20. yüzyılda Doğu toplumlarında ortaya çıkan piyon idareciler – bunlar paralı aydınlardan daha sonra piyasaya sürülmüşlerdir- aracılığıyla giriştiği sömürü faaliyetlerinde temel amacı İslam Dünyasını tamamen güçten düşürmektir. Son zamanlara kadar siyasi yaşamlarının sürdüren- ve bazı ülkelerde sürdürmekte olan- bu piyon yönetimler sayesinde Batı’nın emellerine ulaşması daha kolay olmuştur.

Batılı güçler kendi sömürge medeniyetlerinin insanlar üzerinde etkili olmadığını bildiklerinden hakimiyetlerini Müslümanların zaafları üzerine kurmuşlardır. Maddi güçlerini kullanarak hakimiyetlerini sürdürmeye çalışırken kendi piyon siyasetçilerini ve paralı aydınlarını kullanarak Doğu toplumlarına zayıf, ilkel ve geri kalmış olduklarını lanse etmeye çalışmaktalar.

Yeni sömürgecilik yani Neo-kolonizm anlayışı ise sömürülecek toplumlara belirli bir coğrafya’da bağımsızlık sağlarken toplumun siyasi, kültürel, ideolojik, fikirsel ve ekonomik tüm alanlarda bağımlılığını öngörmektedir. Batı’nın bu sömürü modeli sadece belirli bir grubun refahını sağladığından doğulu toplumlar tarafından tam manasıyla kabul edilmese de Batı siyasi düzenin taklit edilmesinden dolayı kısmî de olsa uygulama alanı bulabilmiştir. Bu yeni anlayış diğer sömürge metotlarından daha sinsi ve toplumların daha kapsamlı biçimde sömürülmesini sağlamaktadır.

Batı’nın sömürgeci kuvvetleri, sömürü taktiklerini zaman ve mekâna göre değiştirerek sürdürürken sömürü hedefi olan toplumların temel hedef ve önceliklerini neler olmalıdır? Bu benzeri sorulara diğer yazılarımızda cevaplar bulmaya çalışacağız.

Serdar Gündoğdu