MİLLİ GÖRÜŞ İLE AKP BEYAZ İLE KARA GİBİDİR/ AKP BATININ TÜRKİYE SİYASETİNE SOKTUĞU BİR PARTİDİR

Tesnim Haber Ajansı İstanbul muhabiri Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş'a; ülke iç siyaseti, AKP, Milli görüş ve genel olarak Türkiye İran ilişkileri hakkında sorularını yöneltti. Mustafa Kurdaş Milli görüş ve AKP hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

MİLLİ GÖRÜŞ İLE AKP BEYAZ İLE KARA GİBİDİR/ AKP BATININ TÜRKİYE SİYASETİNE SOKTUĞU BİR PARTİDİR

Tesnim Haber Ajansı İstanbul muhabiri Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş'a; ülke iç siyaseti, AKP, Milli görüş ve genel olarak Türkiye İran ilişkileri hakkında sorularını yöneltti. Mustafa Kurdaş Milli görüş ve AKP hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Muhabir: AKP’nin kurucularının birçoğu merhum Erbakan’ın öğrencileri olarak tanımlanıyorlar. Bu öğrenciler nasıl ve niçin hocadan ayrıldılar?

Kurdaş: Bu ayrılık doğrudan doğruya bir anda olmuş bir ayrılık değildir. Zira AKP bizatihi 28 Şubat sürecinin bir sonucu olarak Türkiye’de siyasete sokulmuştur. Bu ve benzeri ifadeleri birçok konferansında bizzat Erbakan Hocamız da ifade etmiştir. Refah Partisi’nin kapatılması, yetmedi Fazilet Partisi’nin kapatılması ve bu süreçteki gelişmeler boşuna değildi. Sadece bir siyasi parti kapatılmıyor, Erbakan Hocamıza da siyaset yasağı konuyordu. Erbakan Hocamız, Anayasa Mahkemesi’nin kararı gereği tam 5 yıl siyasetten uzak tutuldu. 5 yıl çok ama çok önemli bir süredir. Böylece önce AKP’yi kuranların Milli Görüş’ten ve Erbakan hocadan kopmaları için sebepler oluşturuldu ve AKP’nin kurulması için birileri zemini hazırladı. Tabi ki, Türkiye’nin en büyük siyasi partisi haline gelinmesi ve iktidar olunması ve iktidarda da Erbakan Hocanın başarılı olması karşısında atılmış bir adımdı bu. Milli Görüş ve Erbakan Hocanın önlenemez bir yükselişi vardı. Hem bu yükselişin durdurulması gerekiyordu hem de 28 Şubatın planlayıcılarınca bu potansiyelin kendileri lehine kullanılması gerekiyordu. Yani tam bir “ayartma” operasyonu yapılmıştı. Amerika/Batı ve dünya Siyonizm’i açısından ANAP ve DYP gibi merkez sağ partilerin miadı dolmuş ve artık faydalı bir partner olmaktan uzaklaşmıştı. Bu partiler her geçen gün erirken Milli Görüş ve Erbakan Hoca’nın temsil ettiği fikriyat gittikçe güçleniyordu. Ve millet bütünüyle bu kadrolara güveniyordu. Yeni, güçlü ve daha fonksiyonel bir partner 28 Şubat süreciyle birlikte keşfedilmeye başlandı. Milli Görüş’ün içerisinde tespit edilmiş olan ve adına da “yenilikçi” denilen grup üzerinde ciddi çalışmalar yapıldı. AKP’yi kuracak olan bu “yenilikçi” adı verilen grup üzerinden bir taraftan Milli Görüş içerisinde “Bu iş Erbakan Hocayla olmuyor, sürekli partilerimiz kapatılıyor, duvara tosluyoruz” söylemleri geliştiriliyor, diğer taraftan da 28 Şubat özeleştirileri maskesiyle darbecilerden çok fatura Erbakan Hocamıza kesilmiye çalışılıyordu. Güya 54. Erbakan Hükümeti bu süreci hazırlamış gibi oluşturulmak istenen algıya AKP’nin kurucusu olanlar da yardım ediyordu.  Bu “işbirlikçiliğe” hevesli ve medyanın cilalayıp parlattığı bu isimlerle New York lobileri de birtakım pazarlıklara girişiyordu. Refah Partisi kapatıldı, Erbakan Hocamıza siyaset yasağı kondu, Fazilet Partisi’nin yönetimi bu işbirlikçi grubun eline geçmeyince de Fazilet Partisi kapatıldı ve böylece kendilerine şaibesiz bir parti kurma zemini hazırlandı. Erbakan Hocanın kurduğu Saadet Partisi’ne bu grup geçiş yapmadı ve kendi partilerini kurdu.

Muhabir: AKP söylemi ve düşüncesinin Milli Görüşten farklılıkları nedir?

Kurdaş: Saadet Partisi yani Milli Görüş hareketi sadece bir parti değildi. Milli Görüş köklü bir zihniyeti, tarihi, ümmet şuurunu yansıtan bir siyasi hareketti. Hiçbir zaman tek hedefi iktidar olmak olan bir parti refleksleriyle hareket etmedi. İlkeler, hedefler ve gidilen yol varılacak yerden çok daha önemliydi ve varılacak yere ilkelerle birlikte varılmak isteniyordu.  Fakat AKP bir siyasi hareket değil bir parti olarak politik arenaya sürüldü. Proje açıktı: AKP iktidara getirilecek ve Batı için güçlü bir partner/işbirlikçi olacaktı. AKP ağırlıklı olarak namaz kılan, İmam Hatip mezunu olan ve eşlerinin başı kapalı olan yönetici kadrosuyla “şekil” olarak da bulunmaz bir fırsattı. Bu değerler şekil olarak Anadolu’yu ve muhafazakârlığı temsil ediyordu. Muhafazakar halkın desteğini arkasına alacak alan bu iktidar sayesinde ABD ve tabi ki dolaylı olarak İsrail’in bölgedeki eli de bu yeni “yıpranmamış partner” ile daha da güçlenecekti.

Önce bütün dünyaya “Biz Prof. Dr. Necmettin Erbakan gibi olmayacağız” mesajlarının verilmesi ihmal edilmedi. Birçok kez hem Batılı yeni dostlara hem de Batı eksenindeki içerdeki dengelere Erbakan Hoca’dan kopuş ve O’nun gibi düşünülmediğinin güvencesi adeta zaman zaman deklare edildi. Bu gerçekleri görmek için gazete arşivlerine bakmak, Meclis Grup toplantılarında yapılan konuşmaları dinlemek, ABD ve Batılı ülkelerdeki bir takım ziyaretleri dikkatlice hatırlamak zannımca yeterli olacaktır. Zaten partinin kurucu genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Biz Milli Görüş gömleğini çıkarttık” sözleriyle yola çıkılmıştı. AB’ye, ABD’ye hatta İsrail’e ve lobilere çok sıcak mesajlar verildi.

Evet AKP’nin parti olarak tek hedefi iktidar olmaktı ve bu yolda her yola tevessül etmek mubahtı. İfade ettiğim gibi önce değerlerden, hedeflerden taviz verildi, sonra topyekûn Milli Görüş hareketinde bulunulan yıllar ve seneler adeta inkâr edildi… Açılan yeni sayfada ve yeni partilerinde artık İslam Birliği söylemi de yoktu hedefi de yoktu. Ve dünyaya ‘dünya gerçekleri” penceresinden bakılacaktı ve bu reel politik bir söylem ve yol haritasıydı. Artık AKP’yi kuranlar için söylemler de değişmişti, eylemler de. ABD ve Batının partneri eski merkez sağın bulunduğu politik söylem ve pozisyonları biraz daha muhafazakâr dille söyleyen ama eylemde eski merkez sağdan farksız kalan bir parti olarak Milli Görüş’ten ayrılıyor. Milli Görüş maneviyatçıydır, AKP maddiyatçı, Erbakan Hocamız ve Milli Görüş AB’yi “Hıristiyan Kulübü” olarak tanımlıyor, İslam Birliği’ni istiyor, AKP Türkiye’yi AB’ye sokmak istiyor, Milli Görüş Faizsiz ekonomik düzeni savunuyor, AKP faiz politikalarını aynen devam ettiriyor. Hem de tam başından beri bu böyleydi…

Muhabir: AKP iktidarı tabanının büyük oranda İslami camiaya ait olduğu malum. Amma hakikatte bu parti ile İslamcılık düşüncelerinin ilişkisi nasıl? AKP İslamcı partimi İslamcıların partisi mi?

Kurdaş: Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluş sürecine, sonraki gelişme dönemine ve 14 yıllık iktidarına baktığımız zaman bu partinin “İslamcı” bir parti olmadığını görmemek imkansız. Türkiye’de muhalefet ve özellikle CHP muhalefeti her şartta “irtica” söylemleri üzerine muhalefet yaptığı için yıllarca, CHP’nin muhalefet ettiği AKP iktidarı hep “İslamcı” diye kamuoyunda algılandı. “İslamcı” kelimesini sevmemekle birlikte burada ben de kullanmak durumundayım, konu daha iyi anlaşılsın diye. İslamcılık namaz kılmak, oruç tutmak değildir… İslamcılık sadece başı örtmek de değildir. Bunlar güzel şeyler ama “şekilde” kalın ve bireysel ameller. AB Bakanlığı kuran, Kur’an da Cenab-ı Allah’ın açık bir şekilde haram kıldığı zinayı suç olmaktan çıkaran, NATO’yu Ortadoğu’ya davet eden, Libya’nın Fransa öncülüğündeki ülkeler tarafından işgaline 5 savaş gemisi veren, LGBT sapıklık ve sapkınlıkları için AB normlarını Türkiye’ye taşıyan, İsrail ile İsviçre mutabakatını imzalayıp petrol ve doğalgaz boru hatları projelerini konuşabilen, Kıbrıs’a götürülen suyun Tel-Aviv’e de taşınmasını gündemine alan bir partiye “İslamcı” denilebilir mi. 1 Mart tezkeresi imzalayan, AB Anayasa’sının altına Roma’da imza koyan bir oluşum “İslamcı” olamaz. AKP, muhafazakarların oy verdiği bir parti ama o kadar. AKP Müslümanların oylarıyla iktidara geldi fakat, Müslümanın zihniyetini iktidarın uzağında tuttu. 

Muhabir: İslami camia Türkiye’de AKP iktidarı döneminde bölündü, çeşitli faylara ayrıldı diyenler var, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? AKP’nin iktidarı İslami camianın şimdisi ve geleceğini nasıl etkiliyor?

Kurdaş: Çok partili siyasi hayatımızı şöyle bir değerlendirdiğimiz zaman acı bir sonuçla karşı karşıya kalırız: Maalesef ülkedeki en büyük  tahribatlar Müslüman muhafazakar kitlelerin çok büyük desteğini arkasına alarak, Müslümanlar adına iktidara gelinen dönemlerde yapılmıştır. Bu dönemler sadece ülkenin tahribatı değil, İslami camianın da tahribatını beraberinde getirmiştir. Bugün de Türkiye’mizde “haramla-helalin” birbirine en fazla yaklaştırıldığı bir zamanı yaşıyoruz. Türkiye’de büyük değerler erozyonu yaşanıyor. Milli Görüş hareketinin kırk yılda inşa ettiği ve yön verdiği “şuurlu Müslüman” çizgisi AKP iktidarı döneminde Batı ile eklemlenmiş, batıya hiçbir şekilde itiraz etmeyen, batıyı dost gören ve daha da önemlisi “ılımlı İslam” çizgisine doğru çekilmiştir. AKP döneminde Türkiye’de “Amerikancılık” ayıp olmaktan çıkmış, Müslümanların “gereklilik” olarak yorumlayacağı bir düzleme çekilmiştir. Bir dönem 6. Filo’ya karşı duran İslami camia şimdi yeni NATO ve Amerikan üslerine ses çıkarmamaktadır. Müslümanlık, devlet olmaktan, devlet kurmaktan, Müslümanca yönetmekten sadece “namaz kılma, oruç tutma, teşbih çekme” olarak kabul edilir hale getirilmiştir.

Muhabir: Milli Görüşün geleceğini nasıl düşünüyorsunuz?

Kurdaş: Ben Milli Görüş camiasını, “dağın zirvesinde dört mevsim hiç erimeyen kar”a benzetirim. Allah (c.c)’ın buyurduğu gibi aramızda “iyiliği emreden” ve “kötülükten men eden” bir topluluk olma bakımından Milli Görüş camiası bu milletin en önemli harcı ve teminatıdır. Milli Görüş, geçmişteki dörttane siyasi partisiyle gerek iktidarda, gerek Meclis muhalefetinde ve gerekse meclis dışı muhalefetinde çok önemli hizmetler yapmış ve bu milleti millet yapan değerlerin yaşamasını sağlamıştır. Dün olduğu gibi bugün de ümmet şuurunu Türkiye’de ayakta tutan yegâne harekettir. Hep rota olmuş, hep yol göstermiştir ve yol göstermeye de devam edecektir. İslam Birliği gündemini hem bu milletin hem de ümmetin gündeminde tutmak günümüzün en zor işi olarak karşımızda durmaktadır. Ve Saadet Partisi, Milli Gazete ve Milli Görüşçü bütün kuruluşlar İslam Birliği hedefinde dün olduğu gibi bugün de kilitlenmiştir.

Milli Görüş, Türkiye’de ve İslam coğrafyasında etkili olmuş, bir iklim meydana getirmiş bir harekettir. Daha önce de dikkat çektiğim gibi Milli Görüş, sadece bir parti değildir. Partiler seçmen oy verdiği müddetçe vardır, ama siyasi hareketler hedef ve ilkelerine sımsıkı sarıldığı müddetçe kök salmaktadır. Partiler gelip geçicidir, konjünktüreldir ve kullanma miatları bitince son bulurlar, oysa siyasi hareketler nesilleri, fikirleri ve hedefleri zamandan zamana taşırlar. Beş yıllık ve geçi dünyalık planlamalarla değil, ebediyete dair hedeflerle yoluna devam eden Milli Görüş, Türkiye’de yarının iktidarı olarak yeniden gerçek yerini alacaktır.

Mezhep savaşlarına dair büyük oyunların oynandığı bu zamanda İslam dünyasının da aynı zamanda Türk-Kürt diye bölünmek istenirken bu ülkenin de Saadet Partisi iktidarına ve gerçek anlamda Milli Görüş ruhuna büyük ihtiyacı var. En kısa zamanda Türkiye’deki bu karartma politikaları son bulacak, sisler dağılacak ve Milli Görüş gerçeği bir kez daha ortaya çıkacaktır.

Muhabir: AKP hükümeti iktidarının ilk yıllarında uluslararası alanında aktif rol benimsemiş ve bölgesel sorunlarda arabulucu bir görev almıştır. İran’ın nükleer meselesinde ve Suriye devleti ile olan geniş kapsamlı işbirlikleri buna örnek gösterile bilir. Tabii bu tarz siyasetler Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası konumunu yükseltiyordu. Amma son bir kaç yılda AKP hükümeti dış siyasette krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Bu durum değişikliğinin neden ne?

Kurdaş: Bu doğrudan doğruya Türkiye’nin ve iktidarın politikalarındaki durum değişikliğiyle ilgili değil, Batı’nın bölgedeki çıkar ve planlarındaki yeni durumla ilgilidir. Ve aynı zamanda Arap Baharı süreciyle de yakından ilişkilidir. Evet Türkiye’nin Nükleer meselesinde İran’la ilgili uluslararası arenada almış olduğu tavır çok önemlidir. Ve ilk başta İslam ülkeleriyle vizelerin kaldırılması meselesi de Türkiye’de olumlu karşılanmıştı. Fakat daha sonra Arap Bahar’ının ABD ve Batının kontrolüne girmesiyle birlikte Türkiye’nin bölgedeki politikaları da ABD ve Batı ile paralellik arz etmeye başlamıştır. Hatta bugün maalesef İsrail ile Ankara arasında da bir yaklaşım görülmektedir. Mavi Marmara bile çok çabuk unutulmuş görünmektedir.

Söylemler genelde Türkiye’de iç kamuoyunu sakinleştirmiş ve rahatlatmıştır ancak yapılanlar genelde söylemlerin aksi şeklinde seyretmiştir. Türkiye batının yörüngesine girdikçe İslam dünyasından uzaklaşır, Batı’nın yörüngesinden çıkıp da kendi benliğine döndükçe ise İslam dünyasına yakınlaşır ve itibarı artar. Erbakan Hocamız ve Milli Görüş ile bu iktidarın en büyük farkı işte bu noktada karşımıza çıkıyor. Erbakan Hocamız hep “Lider ülke Türkiye” kavramını kullandı, ama AKP iktidarı her zaman “model ülke Türkiye” kavramını kullandı. Ve hep İslam dünyasında “batının modelliği”ni yaptı, maalesef. Bizim bir yörüngemiz olacaksa İslam olmalı, insanlığı kaosa, savaşlara, yoksulluklara mahkûm eden ve sömürmekten başka bir şey bilmeyen Batı değil. 

Muhabir: Türkiye’nin siyasetini Suriye meselesinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Erdoğan Esad’a hitaben “ya sen gidersin ya ben” demişti. Şimdi Suriye savaşının durumu Esad’ın çıkarları doğrultusunda ilerliyor. Bu durum AKP, Davutoğlu ve Erdoğan’ın siyasi vizyonunu nasıl etkiliye biler?

Kurdaş: Türkiye’nin İslam dünyası ve Müslüman ülkeleri gerçekten göreve çağırıp Suriye meselesine çözüm aramak yerine Batı ve NATO ile Suriye’de çözüm aramış olması büyük bir hatadır. Ve bu yanlış politikanın faturası da maalesef her bakımdan çok ağır olmaktadır. Onarılamaz sonuçlar ve yaralar açılmıştır. Şunun altını çizmem gerekir ki, insanlığın huzuru ve barışı bu zorba Batı’ya emanet edilemez. Hele hele Ümmetin, İslam dünyasının huzuru ve barışı Batı’nın insafına hiç terk edilemez.  Bosna’da, Mısır’da, Irak’ta ve daha birçok coğrafyamızda bu batının gerçek yüzünü görmüşken, biz Müslümanlar olarak nasıl oluyor da hala bu batının yardımını talep edebiliyoru, zalim batıdan medet umuyoruz. 

Muhabir: Erdoğan da Merhum Erbakan’ın söyleminde olduğu gibi Ümmet anlayışını çok kullanıyor. Sizin milli görüş mensubu olduğunuzu nezere alarak, soralım: Merhum Erbakan ile AKP ve Erdoğan’ın dış siyaset teorilerinde hangi farklılıklar var?

Kurdaş: Çok ana hatlarıyla ortaya koymaya çalıştım bu farkı. Ama şunu söyleyebilirim ki, Erbakan Hocamız ile AKP’nin ve Sayın Erdoğan’ın dış siyasetindeki fark beyaz ile kara arasındaki fark gibidir. Anlaşılsın diye daha somut bir örnek vereyim: Everest dağı kadar büyük bir fark var. Birbirlerine yakın olmayı bırakın, paralel bile değildir. Erbakan Hocamızın hiçbir zalimle fotoğrafı çekilmemiştir. Erbakan Hocamız, Batı’nın hiçbir aile fotoğrafına girmeye gayret etmemiştir. Erbakan Hocamız, batıyı hiçbir zaman “üstün medeniyet” değil, “medeniyet” olarak bile kabul etmemiştir. Ama bugün Türkiye’yi yönetenler Avrupa’yı, ABD’yi bütünüyle batıyı üstün bir medeniyet zannıyla adeta kutsamakta ve bu yörüngede gitmektedir. Yoksa AB’nin kanunları bir bir Türkiye’nin yasaları haline gelmezdi.

En Çok Okunan Görüş/Röportaj Haberler
En Önemli Görüş/Röportaj Haberler
En Çok Okunan Haberler