ARABİSTAN'IN İRAN'A KARŞI SOĞUK SAVAŞI

Haber Numarası: 1033614 Bölüm: Dünya
سفارت عربستان عراق

Atlantik Konseyi üyelerinden Emir Hadi Hendecani, Suudi Arabistan’ın hataları ve İran’ın bölgedeki denklemlerdeki büyük etkisi sıralandı.

Tesnim Haber Ajansı- Atlantik Konseyi, Arabistan’ın İran’a karşı ve Ortadoğu’daki yanlış politikalarını sıralayarak, Suudilerin İran’a karşı izole politikası izlediklerini hatırlattı. Atlantik Konseyi üyelerinden Emir Hadi Hendecani’nin kalemiyle, Suudi Arabistan’ın hataları ve İran’ın bölgedeki denklemlerdeki büyük etkisi sıralandı.

Bu raporda şu ifadeler yer aldı: “İran ve Arabistan arasındaki rekabetin Ortadoğu’nun kaderini belirleyeceği çok açık ve nettir. Ortadoğu’daki iki süper güç arasındaki geçmişteki soğuk savaş, bu gün tam anlamıyla şiddetli bir vekâlet savaşına dönüştü ve bu savaş, Suriye’de, Irak’ta ve giderek Lübnan’da da yayıldı. Suudi Arabistan’ın Arap Birliğinde Hizbullah’ı terörist ilan etmesi de, bu gerginliklerin şiddetlenmesine neden oldu. Hakikatte, Amerikalılar, Irak diktatörü Saddam Hüseyin’i devirip Bağdat’ta Şii bir hükümetin kurulmasının önünü açtığından beri, Riyad Ortadoğu’yu bir satranç tahtası olarak görüyor ama doğal olarak onların bu oyunda aldıkları puanın toplamı sıfırdır.

İran ve Obama hükümeti arasında gerçekleşen gizli müzakereler, Suudileri hayrete düşürdü ve şaşırttı. Riyad, Washington ile arasındaki dostluk ilişkilerini çok önemsiyor. Bu ilişki, Amerika’nın bölgedeki müttefiki İran Şahı’nın devrilmesinden ve İslam İnkılabının zafere ulaşmasından sonra, daha da özel bir ilişkiye dönüştü. İran ve Amerika birbiriyle görüşmekten sakındığı zamanlarda Arabistan huzur içindeydi. Suudi lobiler, Washington’un İran’ın nükleer programı ve bu ülkenin nükleer tesisi karşısında askeri bir girişimde bulunması için baskı yaptı. Obama hükümetinin, İran’ın tarihi nükleer meselesini diplomatik yollarla çözme çabasından sonra, özel olarak bu konuya karşı çıkıyorlardı. Müzakereler tamamlandığında ve Nükleer Anlaşma sağlandığında, Beyaz Saray, Suudileri İran ile yapılan nükleer anlaşmanın bir pazarlık olmadığına inandırmak için çok büyük zahmetlere katlandı.

Obama Hükümeti Riyad’a olan bağlılıklarını göstermek için, Suudilerin, İran’ın Husileri Yemen’de bir savaş çıkarmak için teşvik ettiği ve desteklediğine dair şüpheli hikâyelerine tepki göstermedi. Hatta Washington en fakir Arap ülkesinin bombalanması için Arabistan’a en gelişmiş silahların satılmasını onayladı. Arabistan’ın Yemen’de savaşa girmesi bir faciaydı. Birleşmiş Milletlerin raporuna göre, Yemen insanlık kriziyle karşı karşıya. Diğer taraftan Husiler de yenilgiye çok uzaklar.

Suudilerin Suriye savaşındaki durumları da savunulamaz. Onlar, Beşşar Esad’ın görevden alınmasını şiddetle savunuyor ve Amerika’nın terör örgütü ilan ettiği El- Kaide kaynaklı aşırıcı, Sünni El- Nusra terör örgütüne güveniyorlar. Suudilerle birlikte onlarda, İran’ın Cenevre’deki barış görüşmelerinde koltuğu terk etmesini istiyorlar. Oysaki İran, Suriye’deki menfaatlerini savunmak için büyük meblağlar harcadı. Amerika, Rusya, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de Arabistan’a rağmen, İran’ın Cenevre’deki müzakerelere katılmasını vurguladılar ve bu hiçbir şekilde şaşırtıcı değildir.
Yakın zamanda Suudi Arabistan’ın enerji alanındaki politikası da dış politikası gibi yoldan çıktı. Amerika ve Avrupa Birliğinin İran’a uyguladığı petrol yaptırımlarıyla birlikte, Suudi Arabistan, İran’ın dünya pazarlarındaki petrol ihracatı eksikliğini temin etmek için, petrol üretimini görülmemiş bir seviyeye kadar arttırdı. 2011 yılında İran, Avrupa Birliğine günlük olarak 700 bin varil petrol ihraç ediyordu. Bu rakam 2014 yılında ve yaptırımlardan sonra, günlük 20 bin varilin altına düştü.

İran ve 5+1 ülkeleri arasındaki nükleer anlaşmada, enerji fiyatları düştü ve bu güne kadar da Riyad, enerji pazarlarında İran’ın tarihi rolünü inkâr etmekteydi. Oysaki petrol fiyatları geçtiğimiz on yıl içerisinde en düşük seviyelere ulaştı. Suudiler bu defa fiyat savaşına girmek ve İran’ı petrolünü çok düşük fiyatlara dünya pazarına satmaya mecbur etmek istiyor. Suudiler, gelirlerin azalarak İran rejiminin istikrarsızlaşması ya da İranlıları, bölgedeki politikalarını değiştirmeye mecbur etmek için bu konuda kumar oynuyorlar.

Tabii tarih olayların gidişatının Suudilerin istediği gibi olmadığını gösteriyor. İranlılar aynı şekilde İnkılaplarını korumaya devam ediyorlar. Irak’la sekiz yıllık savaşı geride bıraktılar, uluslararası toplum tarafından bir ülkeye karşı uygulanan tarihin en zor yaptırımlarına tahammül ettiler ve 90’lı yıllarının sonunda varili 21 dolar olan petrolle ülkelerini idare ettiler. Tahran, petrol fiyatları konusunda Suudilerle başa çıkma gücüne sahip ve bu ülkenin ekonomisi de büyüyor. İran petrol ihracatı GSYİH’nın sadece yüzde 15’ini oluşturuyor. Oysaki bu rakam, Suudi Arabistan’da yüzde 55. Öyle görünüyor ki, Suudiler hali hazırda üretim dengelerini şimdiki haliyle korumak istiyorlar. Tahran ise, dünya enerji pazarlarına döndükten sonra böyle bir girişim niyetinde değil. İran ve Arabistan arasında bölgede etki konusundaki anlaşmazlıklar, bazılarına göre uzlaşma sağlanamayacak bir konu ama aslında durum böyle görünmüyor. Amerika Başkanı Barack Obama ‘Atlantik’ ile yaptığı röportajda şu noktaya değindi: “İran ve Arabistan, bölgeyi kendi aralarında paylaşsınlar”. Arabistan istese de istemese de Hizbullah, Lübnan’ın ekonomik ve toplumsal konularında kilit rol oynuyor.

Arabistan’ın saldırgan politikaları bu ülkenin uzun vadeli menfaatlerini temin etmiyor. Birleşmiş Milletler kasası para tahmininde bulunarak, eğer Arabistan böyle giderse, 5 yıl içerisinde mali rezervlerini boşalmış olarak görecek dedi. Onlar sadece bu yıl içerisinde 98 milyar dolar bütçe açığıyla boğuştular. Tahran, Arabistan ile bölge konularını konuşmak için hazır olduklarını duyurdu ama Suudiler buna yanaşmadılar. Suudiler, İran’ı izole etme politikalarına tüm tehlikeleriyle devam etmekteler.

    Tüm Haberler