HİZBULLAH'IN LÜBNAN'DAKİ HALK DESTEĞİNİ GÖZ ARDI EDEMEYİZ

Mustakbel Basın Sözcüsü, Hizbullah'ın Lübnan'daki halk desteğini göz ardı edemeyeceklerini açıkladı.

HİZBULLAH'IN LÜBNAN'DAKİ HALK DESTEĞİNİ GÖZ ARDI EDEMEYİZ

Tesnim Haber Ajansı -  Lübnan'da Suudi Arabistan destekli 14 Mart Bloğu'nun ana bileşeni olan Saad Hariri liderliğindeki El Mustakbel Partisi, Hizbullah'ın Lübnan'daki halk desteğini göz ardı edemeyeceğini açıkladı. Al Monitor'a Körfez İşbirliği Konseyi'nin Hizbullah'ı terör örgütü ilan eden kararını yorumlayan Mustakbel Basın Sözcüsü Raşid Fayid, "Körfez devletleriyle Batılı ülkelerin Hizbullah’ı terör örgütü saymak için haklı nedenleri var. Ancak biz Lübnanlılar açısından durum farklı. Hizbullah’ın yaptıklarının çoğuna karşıyız, bunların ciddiyetinin farkındayız. Hizbullah’ın Lübnan’ın güvenliği için tehdit olduğuna inanıyoruz. Ancak Hizbullah hâlen Lübnan halkının bir bölümünden destek alıyor ve bunlar dışlanamaz" ifadelerini kullandı.

Körfez devletleri, Hizbullah’a ve Hizbullah’ı destekleyen ya da onunla ilişkili olan yapılara fili ve idari yaptırımlar uygulamaya başladı. Bu adımlar, Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) Hizbullah’ı terör örgütü ilan eden 2 Mart tarihli kararına dayanıyor.

Harekete ilk geçen ülke KİK kararından önce de bazı adımlar atan Suudi Arabistan oldu. Suudi İçişleri Bakanlığı 26 Şubat’ta Hizbullah’la bağlantılı oldukları gerekçesiyle üç Lübnan vatandaşını ve dört Lübnan şirketini kara listeye aldı ve krallıktaki varlıklarını dondurmaya dönük yaptırımlara tabi kıldı. Teröristleri ve terörü destekleyenleri hedef alan A/44 Sayılı Krallık Kararnamesi gereğince Suudi vatandaşlarının ve Suudi Arabistan’da ikamet edenlerin bu şahıs ve şirketlerle iş yapması yasak. Şirketlerin isimleri şöyle: Vatech Sarl, Le Hua Electronic Field Co. Limited, Aero Skyone Co. Limited, Labico Sal Offshore. Suudi İçişleri Bakanlığı 3 Mart’ta da Hizbullah milislerini destekleyen, finanse eden ya da onlarla iş birliği yapanların yargılanacağını duyurdu.

17 Mart’ta Lübnanlılar bu defa Kuveyt’in El Siyasa gazetesinin sarsıcı manşetiyle uyandı. Gazete Suriye, Lübnan ve Körfez vatandaşlarına yönelik ülkeye giriş ve oturum izni yasaklarından bahsediyordu. Habere göre yasaklar Hizbullah ve İslam Devleti’yle bağlantılı bazı Lübnan ve Suriye vatandaşlarına hâlihazırda uygulanmıştı bile.

Aynı gün Suudi Arabistan’ın yönetim çevrelerine yakın Okaz gazetesi de “Hizbullahçı bakanlar Arap toplantılarından men ediliyor” başlığıyla bir haber yayımladı. Gazeteye göre Hizbullah’la bağlantılı olan veya onunla ittifak eden bakanlar bundan böyle Arap Birliği toplantılarına katılamayacaktı. Bu durum, Lübnan’ın dışişleri, kültür, ulaştırma, sanayi, enerji ve eğitim bakanlarının yanı sıra parlamento işleri ve bayındırlıktan sorumlu devlet bakanlarını etkiliyordu. Gazeteye konuşan kaynaklara göre Hizbullah’ın tutumlarını gözden geçirmek yerine mevcut siyasetinde ısrar etmesi terör örgütü sayılmasına verilen desteği artıracaktı.

Hizbullah’ın kararlılığını Genel Sekreter Hasan Nasrallah 6 Mart’taki konuşmasında şöyle dile getirmişti: “Tüm Arap ülkelerine, tüm Arap dünyasına ders vereceğiz (…) ve kendimizi Arap dünyasına kabul ettireceğiz.”

Beş gün sonra 11 Mart’ta Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi de Hizbullah’ı terör örgütü olarak sınıflandıran bir karar kabul etti. Bunun üzerine Nasrallah, Arap devletlerine ve bilhassa Suudi Arabistan’a karşı söylemini daha da sertleştirdi. Bir Hizbullah lideri için aynı gün düzenlenen anma toplantısında konuşan Nasrallah, Suriye ve Yemen’de başarısız olan Suudi Arabistan’ın öfkesini Hizbullah’tan çıkarmaya çalıştığını iddia etti ve şöyle dedi: “Öfkelendiler ve hiddetlerini Lübnan’a yönelttiler. (…) Biz onlardan ne para ne silah istiyoruz.” Bu son cümle, Suudi Arabistan’ın Lübnan ordusuna söz verdiği 3 milyar dolarlık yardımı iptal etmesine yönelikti.

Görünen o ki Körfez devletleri, Hizbullah’a ve yandaşlarına yönelik bu son adımları Nasrallah’ın krizi yatıştırmak yerine iyice tırmandıran tavrına misilleme olarak attı. Olaylar kontrolden çıkarken Hizbullah yanlısı 8 Mart bloku ile Hizbullah karşıtı 14 Mart bloku arasında bölünmüş olan Lübnan hükümeti felç durumunda kaldı.

Hükümetin krizi frenleyecek kararlar alamaması işleri iyice çıkmaza sokuyor. Lübnan’da Bakanlar Kurulu toplantılarına cumhurbaşkanı başkanlık eder, cumhurbaşkanının yokluğunda ise kararlar ancak oy birliğiyle alınabilir ki bu çok nadiren olur. Lübnan’da cumhurbaşkanlığı koltuğu mayıs 2014’ten bu yana boş. Dolayısıyla Kabine’de veto gücüne sahip olan Hizbullah yanlısı bakanlar örgüt aleyhine her türlü kararı engelleyebilir.

Kriz Başbakan Tammam Selam’ı köşeye sıkıştırdı. Selam Hizbullah’ın tutumlarına açıkça karşı çıkmış, Körfez ülkelerinden yana tavır almış olsa da şu gerçeği görüyor: Hizbullah’ın hükümette yer alması ona bir kalkan sağlıyor ve cumhurbaşkanının yokluğunda bu durumun çaresi yok. Dolayısıyla Hizbullah İran yanlısı politikalar izlemeye, Körfez devletleriyle çatışmaya devam edebilir. Bu ise Lübnan’ı Arap dünyasında yalnızlaştırıyor.

Öte yandan Selam şunu da biliyor: Körfez devletlerince atılan adımların asıl nedeni Hizbullah’ın hükümette yer alması. Körfez ülkeleri, kendilerine düşman bir unsur tarafından kontrol edilen bir devleti niçin desteklemeye devam etsin? Lübnan’da cumhurbaşkanlığı vakumu olmasaydı en iyi çözüm hükümeti bozmak oldurdu. Ancak mevcut koşullarda böyle bir seçenek yok. Selam istifa ederek Hizbullah’ın kalkanını ortadan kaldırabilir ancak bu defa Lübnan’ın şöyle ya da böyle hâlâ işleyen son devlet kurumunu çökertmiş olur.

Al-Monitor’a konuşan İstikbal Hareketi Medya Sözcüsü Raşid Fayid, mevcut hükümetin “anayasal zaruret” olduğunu söylüyor. Yeni bir hükümetin kurulabilmesi için cumhurbaşkanın yasama kurumuyla istişare ettikten sonra yeni bir başbakan ataması gerekir. Oysa ortada bir cumhurbaşkanı yok. Dolayısıyla Selam’ın istifasıyla anayasal kriz gerçekten derinleşir ve bu da gündeme Suudi Arabistan’ın sağladığı Taif Anlaşması’nın gözden geçirilmesini getirir. Böyle bir durumda Sünniler anlaşmayla kazandıkları ayrıcalıkları kaybedebilir.

Körfez devletlerinin müttefiki olarak görülen 14 Mart bloku, ortak stratejiden yoksun olduğu için Hizbullah’a Körfez’i tatmin edecek ölçüde karşı koyamıyor. 14 Mart mensubu Adalet Bakanı Eşref Rifi, Mişel Samaha olayı başta olmak üzere hükümetin Hizbullah’a karşı koyamaması nedeniyle istifa etmeyi seçti. Eski bir bakan olan Samaha, Suriye’den kaçak silah getirmek ve Lübnan’da mezhep çatışmasını kışkırtmaktan hüküm giymiş ancak kısa bir süre önce askeri mahkemece serbest bırakılmıştı. Lübnan Güçleri gibi başka bazı partiler ise Hizbullah sadece ulusal mutabakatla silah kullanacağına dair yazılı güvence vermediği sürece onunla hükümet kurmayı baştan reddediyor.

Öte yandan cumhurbaşkanlığı krizi 14 Mart blokunda iç anlaşmazlıkları derinleştirdi. Öyle ki blokta yer alan partiler kendi içlerinden bir cumhurbaşkanı adayı bile çıkaramadılar. Bununla da kalmadılar, partizan kaygılar yüzünden ortak bir stratejide uzlaşamayınca Hizbullah yanlısı rakiplerinin gösterdiği iki farklı adaya, Mişel Aun ve Süleyman Franciye’ye destek verdiler. Bu durum 14 Mart blokunun yönünü kaybettiği, adaylar konusunda dahi rakiplerinin iradesine teslim olduğu izlenimini güçlendirdi.

Tüm bunlar hükümeti zor durumda bırakıyor. Hizbullah’tan iki, Hizbullah’ın yer aldığı siyasi bloktan da altı bakanın yer aldığı hükümet Hizbullah’ı terör örgütü sayan Arap ülkeleriyle nasıl ilişki kuracak? Arap ülkeleriyle kriz yaşanırken 14 Mart blokunun en büyük partisi olan İstikbal Hareketi, Sünni-Şii gerilimini azaltmak adına Hizbullah’la sürdürdüğü diyaloğu Arap müttefiklerine nasıl açıklayacak? KİK ülkeleriyle yaşanan kriz mezhepsel ayrışmayı daha da büyütürken bu diyaloğu sürdürmenin nasıl bir anlamı var?

Fayid bu çetrefilli durumu şöyle özetliyor: “Körfez devletleriyle Batılı ülkelerin Hizbullah’ı terör örgütü saymak için haklı nedenleri var. Ancak biz Lübnanlılar açısından durum farklı. Hizbullah’ın yaptıklarının çoğuna karşıyız, bunların ciddiyetinin farkındayız. Hizbullah’ın Lübnan’ın güvenliği için tehdit olduğuna inanıyoruz. Ancak Hizbullah hâlen Lübnan halkının bir bölümünden destek alıyor ve bunlar dışlanamaz.”

Sami Nadir/Al Monitor

Çeviren: İslami Analiz

En Çok Okunan Alıntı Haberler Haberler
En Önemli Alıntı Haberler Haberler
En Çok Okunan Haberler