RUHANİ PARMAKLARINI KAYBETTİ!

Haber Numarası: 1072933 Bölüm: Görüş/Röportaj
روحانی

Ruhani hükümetini destekleyen Kum’un seçkin alimlerinden olan Ayetullah Cevad Amuli Amerika ile yapılan müzakereler hakkında uyarılarda bulunarak şu cümleyi kullanmıştı: “Amerikalılara el verdikten sonra parmaklarınızı tekrar sayınız!!!”.

Tesnim Haber Ajansı - “Benim sözüm şu ki müzakerler için aracılar yerine direk kethuda ile konuşalım ve sorunumuzu onunla halledelim. Şu şekildeki hem halk yaşamını sürdürsün hem de bizim santrifüj.”

Bu sözler Hasan Ruhani’nin seçim münazaralarında diğer başkan adaylarına 10 yıl aradan sonra çıkmaza girdiği nükleer enerji ile söylediği  tarihsel sözlerdi. Hasan Ruhani’nin söylediği “Ben bir hukukçuyum bir komutan değilim sözünü söyleyerek, halk onun Amerika ile yapacağı müzakerelerde İran’ın aldanmayacağını gönül rahatlığıyla kabul etsin.”

Hasan Ruhani 3 yıl önce kendi  hükümet politikasını 2 şekilde başlattı; Öncelikle bir önceki Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejad ne yaptıysa kötü olarak gösterdi ve ülkenin bütün temel sorunlarının 8 yıllık Ahmedi Nejad hükümeti döneminden kaynaklandığı dile getirdi. İkinci olarak ise asıl bütün işlerin düzelmesine 13 yıllık müzakereler sürecinde mani olan ve diğer 5+1 ülkeleriyle anlaşmak üzereyken anlaşmayı baltalayan ve ülkeyi ağır ambargolarla karşı karşıya bırakan Amerika ile görüşmek ve bütün ülkenin sorunları hallolacağını ileri sürmesi idi.

Diğer bir açıdan bakıldığında ise Ruhani’nin, bundan başka 2  farklı siyaset ile hükümet politikasını başlattığını söyleyebiliriz. Ahmed Nejad döneminde kabinedeki bakanların büyük kısmının gençlerden  oluşmasının aksine Ruhani döneminde kıdemli şahıslardan oluşması idi. Bu şahıslar teknokrat siyasetleri karşılarına alan insanlardır.

Ruhani lise yıllarını Amerikada yaşamış ve 30 yıl boyunca İran’ın diplomatik sorumluklarını Amerika’da üstlenen ve birçok Amerikalı politikacıları ve siyasi lobileri çok iyi tanıyan Muhamed Cevad Zarif’i Dışişleri Bakanı olarak seçti. Bu seçimler; Ruhani’nin seçimlerde vurguladığı düşünceyi yani Amerika ile doğrudan görüşmelerin yapılmasının sorunları çözeceği üzerinde ısrar etmesi ve kafasındaki bu düşünce üzerine büyük adımlar atma isteğinin göstergesidir.

Zarif, Muhammed Hatemi hükümeti döneminde lobi oluşturmada büyük bir güce sahip olduğunu göstermiştir ve O, batılı taraflara eğer reformistler İran’da iş başında olurlarsa İran’ın kapıları Avrupa’ya daha açık olacağını söyleyerek onları müzakere masasına çekebilmiştir. Elbette o dönemde nükleer müzakereler, uranyumun zenginleştirmesinin askıya alınması ile İran için diplomatik bir trajedi haline dönüşmüştü.

İlk adımda Nükleer müzakereler dosyası Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nden, Dışişleri Bakanlığına geri döndürüldü ve müzakereler için sorumlu olarak Muhammed Cevad Zarif müzakerelerin mesuliyetini üstlendi.

Zarif’in; narin diplomasi gülüşü, hazır cevaplılığı, iyi derecede İngilizce konuşması, her zaman iyimser olması halkın ve yabancı basının dikkatini çekmişti.

Zarif’e göre; Amerika ve Batı, İran’ın nükleer silah üretiminden korkmaktadır. Zarif “Biz kendimiz de biliyoruz ki İran hiçbir zaman nükleer silah üretimi peşinde olmayacaktır. Zira o işi mantıksız ve haram olarak bilmekteyiz. Öyleyse biz onlarla müzakere yapalım, eğer isterlerse nükleer tesislerimizi inceleme izni veririz ve cevabında da ambargoları kaldırırız. Bu koşullarda yaptırımların kaldırılması noktasında onların güvenini kazanırız ve karşılığında takriben hiçbir şeyi kaybetmeyiz.” dedi.

Bu yüzden herkes müzakerelerin sonuçlarından çok umutluydu ve zannediyorlardı ki bu durum bir kaç ay içerisinde tek değişkenli denklem gibi çözülecek, yaptırımlar kalkacak ve ülke ekonomisinde beklenmedik büyük bir patlama olacaktı.

Ama müzakerelerin ilk ayları şunu gösterdi ki iş sanıldığından çok daha zordu. Karşı taraf müzakerelerde nükleer enerjinin dışında başka konuları da müzakere masasına taşımaya çalışıyor ve İran’ın nükleer silah yapımı ile uluslararası kaygıların yanında diğer zeminlerde de Amerika ve batının hoşuna gidecek işleri yapmasını İran için zorunlu görüyordu. Yaptırımların kaldırılması, bu hoşnutluğu elde etmeye bağlıydı.

Müzakereler birkaç ayda bitmesi beklenirken, bu iki buçuk yıl sürdü ve sonuçta Viyana anlaşması iki taraf arasında imza aşamasına geldi.

Viyana sözleşmesinin imzalanması, İran halkı tarafında Lozan anlaşması gibi aşırı sevinçle karşılanmadı. Lozan anlaşmasında Ruhani hükümeti halka şöyle seslenmişti; “en zor merhale geride bırakıldı ve artık rakibe gol atma mesafesi çok uzak değil”. Ama halk 3 ayda Nisan ayının 2’sinden(Lozan anlaşması) 14 Temmuz’a (Viyana anlaşması) kadar yaşamında ve ülke ekonomisinde bir değişiklik görmedi.

Viyana anlaşmasının imzalanmasından hemen sonra  Ruhani hükümeti bu durumun İran halkı için büyük bir zafer olduğunu ilan etti. Ruhani hükümeti kazan kazan oyunu ile karşı taraf ile oynayarak ve tabii ki karşı tarafa attığı goller karşılığında birkaç gol de yemiştir! Elbette her ne kadar Ruhani hükümetinin konuşma tarzı yabancı tarafa karşı yumuşak idiyse içerideki eleştirmenlere karşı da bir o kadar sert idi. Hükumet eleştirmenleri İran halkının aleyhinde eylem yapmakta, ulusal çıkarlar konusunda cehalete ve hatta ambargolardan dolayı özel mali ayrıcalıklar elde eden şahıslar olarak itham etti. Hükumet öyle bir ağır ortam oluşturdu ki sayılı kişiler dışında kimse bu anlaşmaya itiraz etme cesaretinde bulunamadı.

İran bir an önce anlaşmadaki eylemleri üstlenerek uygularken, karşı taraf ise asıl kendi verdiği taahhüttü yani bütün ambargoların kaldırılması olayını geciktiriyordu.

Şu an nükleer enerji anlaşmasının üzerinden 9 ay geçti. İran bütün kendi taahhütlerine; özel denetimler konusunda, santrifüjlerin sayısının azalması, Erak reaktör çekirdeğinin çimento ile doldurulması vs… amel etmiştir. Hatta Batı ve Amerika’nın kendisi de İran’ın bütün taahhütlerini yerine getirdiğini açıklamışlardı. Bu arada değişmeyen tek şey ise ülkenin ekonomisiydi!

Amerika ile müzakerelerin ilk günlerinde Zarif, Ruhani hükümetini destekleyen Kum’un seçkin alimlerinden olan Ayetullah Cevad Amuli ile görüşmeye gitmişti. Bu görüşmede Ayetullah Cevad Amuli Amerika ile yapılan müzakereler hakkında uyarılarda bulunarak şu cümleyi kullanmıştı: “Amerikalılara el verdiğinizde el verdikten sonra parmaklarınızı tekrar sayınız!!!”.

Şu an Ruhani ve Zarif, Obama ve Kerry’e el verdikten sonra kendi parmaklarını sayarak parmaklarının azaldığını anlamaktadırlar.

Nükleer anlaşma ilk aylarda İran içinde ve uluslararası alanlarda olumlu etki yaratmıştı. Dünyadaki farklı ekonomik ve finans grupları Tahran’a hücum etmeye başlamıştı. İlginç olan ise Tahran havaalanlarının uluslararası uçuş sayısının çoğalmasına rağmen, İran’da hiçbir ekonomik değişim yaşanmamasıdır!

Aslında Amerikalılar Ruhani hükumetinin önünden beton bariyeri kaldırarak dünya ile ticari ve ekonomik ilişkiler için İran’ı derin bir hendekle karşı karşıya bırakmışlardı.

Onlar nükleer anlaşmanın hemen sonrası İran'ın füze sistemi meselesini gündeme getirerek bu konuya ilişkin ambargoların aynı şekilde kalacak olması ve hatta diğer taraftan yeni ambargoların bu konuda  İran’a empoze edilmesi ihtimali bulunmasının yanında diğer taraftan İran fobiyi ne pahasına olursa olsun tüm dünyaya yaydılar. Böylece ambargo olmamasına rağmen hiçbir banka İran ile iletişim kurmaya cesaret edemeyecekti. Zira herkes Amerika’nın kanunsuz yaptırımlarından  korkmaktadırlar.

Diğer taraftan ticari yolların İran’a kapalı olması nedeni ile Avrupalı devlet ve şirketler tarafından gerçekleştirilen ekonomik seyahatler sonuçsuz kalarak nerdeyse bu durumun İran için hiçbir getirisi olmadı.

Halbuki Ruhani hükümeti halkın inanması için elinden gelen bütün çabayı gösteriyordu ki anlaşmanın meyveleri yakın zamanda toplanacaktı ama İran Merkez Bankası Başkanı’nın New York’a yolculuğu esnasında açık bir dille ve Amerika’yı eleştirerek, “Anlaşmanın nerdeyse İran’a hiçbir faydası olmamıştır” ifadesini kullanarak, bu ağacın köklerinde zorlu afetler olduğunu göstermiştir.

Ama Amerikalıların son yaptıkları, onların hala İran’a zorluk çıkarma peşinde olduklarını göstermiştir.

Geçen haftalarda Amerikalı yerel bir mahkeme hiçbir belirli belgeyi sunmamasına rağmen merkez bankalarının dokunulmazlığının uluslararası hukukun hükümlerine aykırı olmasına karşın İran’ın 2 milyar dolarlık mallarına el koymuştu.

Ruhani ve Zarifin tüm çabalarına rağmen bu alınan  karar yine şunu gösterdi ki Amerikalı kovboylar, henüz siyasi dili öğrenemeyip, sokak eşkiyalıklarını karşı tarafa uygulamaya devam etmektedirler.

Alınan 2 milyar dolar, Zarif ve Ruhani için sert sayılacak bir darbedir ve hatta bu durum Zarif’in itiraz etmesine neden olmuştur.

Amerika’nın nükleer anlaşmada alçaklıkları ve kanunsuzlukları her geçen gün artmakla birlikte Ruhani hükümetine de içerden baskılar artmaktadır. Eleştirmenler bir kaç ay öncesinden farklı olarak Ruhani ve Zarif’i yöneticilik yeteneğine sahip olmamasından dolayı suçlamalarda bulunarak; “Ruhani ve Zarif Amerika’ya karşı haddinden fazla iyimserdi.” diyorlar.

Ruhani’nin insanlara vermiş olduğu vaatlere karşın ekonomik durgunluk ve refah eksikliği, 3 ay öncesine göre Ruhani’nin gözle görülür bir şekilde popülaritesini azaltmıştır. Cumhurbaşkanlığının son yılına girerken Ruhani’yi zor günler beklemektedir.

Seçimlere 12 ay kalmışken Ruhani için geri sayım başlamıştır.

Acaba Ruhani Amerika siyasetinde ısrarla gittiği yoldan geri dönecek mi?

Acaba Ruhani ilerlediği yolda geri adım atacak mı?

  Mesud Sadr

    Tüm Haberler