Rapor

Geçmişten Bu Güne Türkiye - İsrail İlişkileri

Haber Numarası: 1128304 Bölüm: Görüş/Röportaj
ترکیه اسرائیل

Siyonist Rejim İsrail'in kuruluşundan günümüze Türkiye İsrail ilişkileri.

Tesnim Haber Ajansı - Siyonist Rejim İsrail'in kuruluşundan günümüze Türkiye İsrail ilişkileri.

Türkiye İsrail İlişkilerinin Başlaması/ İnişli Çıkışlı Günler

Türkiye, 14 Mayıs 1948’te kurulan İsrail Devleti’ni ilk tanıyan devletlerarasında (28 Mart 1949) yer almış, İsrail’le de karşılıklı çıkarlar temelinde ikili ilişkiler tesis etmiştir.

İki ülke arasında 28 Mart 1949 tarihini takiben başlatılan çalışmalar neticesinde Türkiye’nin İsrail nezdindeki ilk diplomatik temsilciliği, Seyfullah Esin’in 7 Ocak 1950’de güven mektubunu İsrail Cumhurbaşkanı Hayim Weisman’a sunmasıyla resmen açılmıştır.
1950 yılında Elçilik olarak açılan temsilciliğimiz, Süveyş Kanalı Savaşı sonrasında 26 Kasım 1956 tarihinde maslahatgüzarlık seviyesine indirilmiş, bilahare ilişkilerde yaşanan olumlu gelişmelere paralel olarak 1963 Temmuz ayında yeniden Elçilik, 1 Ocak 1980 itibariyle Büyükelçilik seviyesine yükseltilmiştir. Ancak 1980 yılında İsrail’in Doğu Kudüs’ü ilhak ve Kudüs’ü ebedi başkent ilan etmesi üzerine, 30 Kasım 1980 tarihinde temsil seviyesi bu defa İkinci Katip seviyesine düşürülmüştür.

1989 yılında Avrupa Birliğinin tam üyelik talebini geri çevirmesinden sonra İsrail ile kurulacak yakın ilişkiler Türkiye’nin Batı odaklılığının ve Laik yapısının yeniden onaylanması anlamına gelecekti. Aynı dönemde İsrail ile imzalanan “Askeri İşbirliği ve Eğitim Anlaşması” Türkiye tarafından İsrail’in; İran, Irak ve Suriye sınırı boyunca güvenliğinin sağlanması noktasında yardımını öngörmekteydi. Yapılan anlaşmalarla ikili ilişkilerin artması askeri bürokrasinin dış politikadaki etkinliğini arttırdığını ortaya koymuştur. Genel anlamda İsrail bölgedeki yalnızlığını Türkiye üzerinden giderirken, Türkiye Batı yanlısı bir ülke olduğunun sinyalini vermişti. Bu şekilde ABD’nin onayı alınırken Batı ile yakınlaşmaya çalışılmıştır.
1990’lar boyunca Suriye ve İran ile müttefiklerin desteğini yitirmemek uğruna kurulmayan ilişkiler yerini ilişkilerin düzeltilmesi politikasını alınca başta ordu olmak üzere birçok çevreden ciddi tepkiler ortaya çıktı. Başta Ordunun dış politikadaki dominant rolünün İsrail ile ilişkilerin bozulmaması yönünde şekillenmesine rağmen, uluslararası arenada yaşanan birçok gelişme sonrasında artık dış politikanın güvenlik üzerinden okunamayacağı gerçeği anlaşılmıştı.

1990’ların ilk yarısında İsrail-Filistin sorununda Madrid Konferansıyla oluşmaya başlayan olumlu tablonun da etkisiyle ikili ilişkiler olumlu seyretti. 1991 Körfez Savaşı sonrasında Kuzey Irak’ta oluşan otorite boşluğu ile yaşanan gelişmelerden rahatsız olan Türkiye, bölgedeki politikalarının merkezine güvenliği oturttu. Bu çerçevede Türkiye-İsrail ilişkilerinde ciddi bir yakınlaşma sağlandı. 1993 yılında Türkiye, İsrail ile diplomatik ilişkiyi yeniden büyükelçilik düzeyine yükseltti. Filistin-İsrail arasındaki Oslo anlaşmasının imzalanması, ilişkilerin daha da yakınlaşması sonucunu doğurdu. 1996 yılında 2 ülke arasında imzalanan askeri işbirliği anlaşması PKK ile mücadele eden Türkiye’ye hem istihbarat hem de lojistik açısından ciddi bir katkı sağladı.

2000’li yıllarda AK Parti’nin “komşularla sıfır sorun” politikası dolayısıyla hem dış politika, hem de İsrail’le yakınlaşma alanında hareketli bir dönem yaşandı. 2002 yılında TSK’ya ait 12 M-60 tankının modernizasyonu projesini İsrailli bir firma üstlendi. 2004’te Türkiye ile İsrail arasında
Manavgat Çayı’ndan İsrail’e su satılması konusunda anlaşmaya varıldı. 2005 yılında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İsrail ziyareti hem Filistin-İsrail arasında arabuluculuk çabaları hem de ikili ilişkilerin geliştirilmesi açısından bir dönüm noktası oldu. 2007 yılında İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas bir gün arayla TBMM’de konuştu. İsrail’den üst düzey ziyaretler devam etti. 22 Aralık 2008’de İsrail Başbakanı Ehud Olmert Ankara’ya gelerek dönemin Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Bu görüşmede, Türkiye’nin İsrail ve Suriye arasındaki arabuluculuğu ile ilgili önemli mesafeler kaydedildi.

Türkiye İsrail İlişkilerinde Dönüm Noktası/ Kopmanın Başlangıcı

İnişli çıkışlı ilişkilerde kopuş, bu kritik ziyaretten sadece 5 gün sonra yaşandı. İsrail, 27 Aralık 2008’de Gazze’ye yönelik Dökme Kurşun Harekâtı’nı başlattı. İki bine yakın sivilin öldüğü operasyon için Erdoğan, “İnsanlığa karşı işlenen suç, İsrail devlet terörü uyguladı” diyerek, Olmert’in ihanetine uğradığını söyledi. Bu olayın ardından İsrail ile ilişkiler hiçbir zaman eskisi gibi olmadı.

One Minute

29 Ocak 2009 tarihi Türk-İsrail ilişkilerinin siyasi kopuşunda çok kritik bir gün olarak tarih sayfalarına geçti. Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda “Gazze: Ortadoğu’da Barış Modeli” başlıklı panelde, İsrail Cumhurbaşkanı Peres, İsrail’in Gazze saldırısının haklı olduğunu iddia etti. Erdoğan ise “One minute” diyerek araya girdi ve Peres’e, “Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” sözleriyle çıkıştı.

Türkiye, 14 Şubat 2009 tarihinde Türkiye'nin Filistin tavrını eleştirerek; “Erdoğan aynaya baksın. Ermenileri katlettiler, şimdi aynı şeyi Kürtlere yapıyorlar. Kıbrıs’ı işgal ettiler” diye konuşan İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mirzahi'nin sözleri nedeniyle İsrail'e açık nota vermiş ve Mizrahi’nin laflarını “hezeyan” olarak niteleyerek İsrail’den “izahat” istemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı da ağır bir açıklama yayınlayarak Mizrahi’nin “görev, yetki ve sorumluluklarını” aştığını, sözlerinin “milli çıkarlara zarar vereceğini” açıklamıştır. İsrail Ankara Büyükelçisi Gabby Levy Dışişleri Bakanlığı'na çağırılmıştır.

Ekim 2009’da, TRT1’de yayınlanan Ayrılık dizisinde, kurgulanan sahnelerle İsrailli askerlerin Filistinli çocukları öldürdüğünü ve yaşlı Araplara kötü davrandığını gösterdi. İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Liebermann, diziyi eleştirdi ve Türk elçisini medya önünde azarladı.

11 Ekim 2009 tarihinde; Türkiye, İsrail, ABD ve İtalya’nın içinde bulunduğu bir hava tatbikatı gerçekleşecekti. Ama Türkiye, İsrail’e “Anadolu Kartalı” askeri tatbikatını yasakladı.

Alçak Koltuk

11 Ocak 2010’da İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un, Türkiye’de yayınlanan Kurtlar Vadisi dizisinde MOSSAD ajanlarının çocuk kaçakçısı olarak gösterilmesine tepki göstermek için Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u görüşme sırasında alçak koltuğa oturtması yeni bir siyasi krize neden oldu. Alçak koltuk krizi ikili ilişkilere büyük bir darbe vurdu. Ayalon, diplomatik nezaket kurallarına uymayan davranışından dolayı Türkiye’den resmen özür dilese de Türkiye, bu tarihten itibaren İsrail ile 16 güvenlik anlaşmasını dondurdu.

İlişkilerin Kopması/ Mavi Marmara

Takvimler 31 Mayıs 2010’u gösterdiğinde tüm dünyayı şoke eden bir gelişme yaşandı. İHH İnsani Yardım Vakfı ve Özgür Gazze Hareketi’nin organize ettiği Gazze’ye insani yardım taşıyan 6 gemiden oluşan konvoya İsrail, uluslararası sularda baskın düzenledi. Mavi Marmara gemisinde 9 Türk’ün öldürüldüğü olayın ardından Türkiye; İsrail’i “terörist devlet” ilan etti. Türkiye, bu gelişmenin hemen ardından BM Güvenlik Konseyi’ni olağanüstü toplantıya çağırarak İsrail’in Mavi Marmara gemisine düzenlediği saldırıyı kınattı ve Gazze’deki ablukanın kaldırılmasını içeren bir bildirgenin yayınlanmasını sağladı. Ankara’nın diğer adımı ise Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u geri çekmek oldu. BM ise olayı araştırmak üzere Yeni Zelanda’nın eski Başbakanı Geoffrey Palmer başkanlığında bir komisyon oluşturdu. Komisyonun hazırladığı rapor; İsrail operasyonunu “kabul edilemez, ölçüsüz ve mantık dışı” diye nitelendirdi. Ancak aynı rapor; İsrail’in Gazze’den gelen tehditler karşısında kendini koruma hakkını tanıdı ve deniz ablukasını meşru bir güvenlik önlemi olarak kabul etti. Türkiye, bu raporu hemen reddetti. Bu rapor krizinin ardından, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy de Türkiye’yi terk ederek ülkesine gitmek zorunda kaldı. Saldırıya ilişkin olarak dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı ve komutanları hakkında İstanbul’da dava açıldı. İHH, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne İsrail hakkında suç duyurusunda bulundu. Türkiye, bu büyük krizde İsrail’e, ilişkilerin düzelmesi için üç şart sundu: Özür, tazminat, Gazze ambargosunun kaldırılması.
İsrail, bu 3 şartı başta gerçekleştirmeyeceğini, olaydan üzüntü duyduklarını ancak meşru müdafaa yaptıklarını açıklayarak Türk kamuoyuna mesaj gönderdi. Ankara, üç şart konusundaki ısrarını yineledi.

Mavi Marmara krizinin Türkiye- İsrail ilişkilerinde yarattığı travma ve iç kamuoyundaki yüksek tansiyon, iki ülkeyi uzun süre karşılıklı adım atmaktan alıkoydu. Bunun üzerine ABD, bölgedeki “sıkı” müttefikleri olan Türkiye ve İsrail için devreye girdi. ABD’nin her iki tarafla yaptığı yoğun ve çoğu zaman perde arkası girişimler sonuç verdi. 24 Kasım 2012 tarihinde iki ülke normalleşme için ilk adımı attı.

İlk Buluşma İsviçre’de

Mavi Marmara krizinin siyasi ve sosyal etkileri tazeyken İsrail’in 14 Kasım 2012’de Gazze’ye yönelik Bulut Sütunu operasyonunu gerçekleştirmesi, Türkiye’den büyük tepki çekti. Ankara, uluslararası toplumu ve BM’yi, İsrail’in operasyonları durdurması için gerekli inisiyatifi almaya çağırdı ve operasyonu “İnsanlık suçu” olarak nitelendirdi. Ancak bu yeni gerilime rağmen, operasyonun üzerinden 10 gün geçmeden çok kritik bir buluşma gündeme geldi. Kamuoyu tepkilerinden çekinen iki hükümet, karşılıklı talepleri dinlemek için 24 Kasım’da İsviçre’de gizli bir görüşme gerçekleştirdi. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun özel temsilcisi Joseph Ciechanover’ın görüşmesinin içeriği açıklanmasa da bu gizli diplomasi trafiği 4 ay sonra meyvesini verdi.

ABD Huzurunda ‘Özür’

22 Mart 2013’te ilişkilerin onarılması için ilk adım atıldı. ABD Başkanı Barack Obama, Tel Aviv’de İsrail Başbakanı Netanyahu ile beraberken Tayyip Erdoğan’ı aradı ve telefonu Netanyahu’ya verdi. Obama, “normalleşmeye” arabuluculuk yaptı. Netanyahu’nun “can kaybına yol açan her hata nedeniyle Türk halkından özür dilediğini” belirtmesi ile Türkiye’nin 3 şartından biri yerine gelmiş oldu. Netanyahu, bununla da kalmadı; operasyonun hatalı olduğunu belirterek İsrail’in sorumluluğunu kabul etti. Erdoğan da Türk halkı adına özrü kabul etti. İsrail, ölenlerin ailelerine tazminat ödeneceği sözünü de verdi. Böylece ilişkilerde esen soğuk rüzgârların yerini ılımlı hava aldı.

İsrail’in özrünün ardından, gizli görüşme süreci Avrupa’nın farklı başkentlerinde devam etti. Ancak tazminat ve Gazze ablukası konusunda uzlaşılamadı. Kamuoyuna yansıyan kritik görüşme 24 Haziran 2015’te gerçekleşti. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sinirlioğlu ile İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü Dore Gold arasında Roma’da yapılan görüşme gerçekleşti. Ancak ardından Türkiye ve İsrail’de seçim dönemlerine girilmesi süreci geri plana attı. Perde arkasında ise görüşmeler devam etti.

Kamuoyuna yansıyan normalleşme müzakereleriyle ilgili son görüşme ise 8 Nisan’da oldu. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sinirlioğlu ile İsrail Başbakanı’nın özel temsilcisi Ciechanover’ın Londra’daki görüşmesinde mutabakatın bir sonraki toplantıda sonuçlandırılması konusunda uzlaşıldığı açıklandı.

27 Haziran İlişkilerde Yeni Dönem

Düğüm, 26 Haziran’da çözüldü. Roma’da gerçekleşen son müzakerenin ardından, 27 Haziran’da İsrail ile Türkiye 6 yıllık krize son noktayı koydu. Başbakan Binali Yıldırım ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, eşzamanlı bir açıklamayla anlaşmanın içeriğini açıkladı. Böylece Türkiye’nin şartları yerine gelmiş oldu ve ilişkilerde 6 yıllık boşluğun doldurulması için kollar sıvandı.

    Tüm Haberler