Türkiye’deki Darbenin Başarısızlığı, Sam Amca’nın “Eksen Kaydırma” Planına Köstek Oldu

Haber Numarası: 1139730 Bölüm: Görüş/Röportaj
کودتای ترکیه

Eğer anlaşma meyve verirse, Putin güney koridoru üzerinden büyüyen AB pazarına erişim salayacak, bu ise iki kıta arasındaki bağları güçlendirecek, enerji işlemlerinde ruble ve euro kullanımını yaygınlaştıracak ve Lizbon’dan Vladivostok’a uzanan bir serbest ticaret bölgesi meydana getirecektir. Sam Amca ise kenardan durup izleyecektir.

Tesnim Haber Ajansı - Türkiye'deki başarısız darbe girişimi jeopolitik manzarayı bir gecede değiştirerek Ankara'yı yeniden Moskova'ya yakınlaştırdı ve Washington'ın Ortadoğu haritasını yeniden çizme planını bozdu. Büyük şema içinde, darbeyi Türkiye'nin güç sahibi liderinin sahnelemiş olup olmadığı çok da önemli değildir. Gerçeklik, bu olayın onun ülke içindeki iktidarını konsolide ederken Washington'un kritik kaynakları ve Katar'dan Avrupa'ya giden boru hattı koridorlarını kontrol etme planlarını akamete uğrattığıdır. Obama yönetiminin müttefiklerinin ulusal güvenlik çıkarlarını önemsememesi, Türkiye cumhurbaşkanını Moskova'nın kampına itti ve Washington'un yeni asırda küresel hegemonyasını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu, Avrupa ve Asya arasındaki kritik kara köprüsünü ortadan kaldırdı. Washington'un Asya'ya geçiş sağlama, Rusya'yı kuşatma ve parçalama, Çin'in büyümesini kontrol altına alma ve küresel güç üzerindeki demir pençesini koruma planları şimdi darmadağın olmuş durumda. Son birkaç günün olayları her şeyi değiştirdi. 

Şu sözler Daily Sabah'tan:

“Türkiye'nin Rusya karşısındaki değişen retoriği aynı zamanda Ankara'nın Suriye çatışmasıyla ilgili yerine getirilmemiş beklentilerinin doğrudan sonucudur. Türkiye'nin ABD'nin Suriye'deki politikası karşısındaki hayal kırıklığı zamanla arttı - özellikle de Washington'un Suriye'de Halk Savunma Birimleri (YPG) üyesi Kürt savaşçılara verdiği destek sebebiyle. Ankara bu grubu PKK terör örgütünün bir bağlaşığı olarak görüyor.” (Daily Sabah, 12 Haziran).

(Türkiye-Rusya ilişkilerinde değişim: Ne türden bir yakınlaşma?, Jamestown Vakfı)

Obama şu anda ortaya çıkmakta olan fiyasko nedeniyle yalnızca kendini suçlayabilir. Erdoğan Türkiye'nin kırmızı çizgileri hakkında bütünüyle açıktı ve bunlardan en önemlisi Kürt milislerin Fırat'ın batısına geçmesinin ve Türkiye'nin güney sınırının Suriye tarafında sınırdaş bir devlet kurmasının önlenmesiydi. İşte Erdoğan'ın birkaç ay önce gelişmeler hakkında yaptığı yorum:

“Şu anda ciddi bir proje var, Suriye'nin kuzeyinde plan hayata geçiriliyor. Bu projede ve planda ise ‘dost' gibi görünenlerin sinsi emelleri var. Bu çok açık, bu nedenle net açıklamalar yapmam gerekiyor.”

Obama, Erdoğan'ın güvenlik kaygılarını ele almak yerine, ABD'nin Doğu Suriye'de, daha ileride Katar'dan AB'ye gidecek boru hattı yolları olarak kullanılacak şekilde üsler kurma ve toprakları ele geçirme amacı doğrultusunda onu bir kenara itti. Doğal olarak Erdoğan misliyle karşılık verdi ve Türkiye'nin dış politikasını yeni başkan kurup güney yanında ortaya çıkmakta olan bir Kürt devletinin ortaya çıkardığı büyüyen tehditle baş etmek için eski hasımlarıyla (Rusya, Suriye, İsrail) ittifaklar kurmaya yöneldi. Türkiye'nin, Amerika'nın Suriye'deki yeni vekil gücünün – YPG'nin – PKK ile bağlantılı olduğuna inandığını, bu örgütün ise ABD ve AB'nin terör örgütleri listesinde olduğunu akılda tutmak gerekir. Eğer Obama (YPG'yi kullanmak yerine) ABD askerlerinin savaşması taahhüdü verseydi, Erdoğan kesinlikle bu tepkileri vermezdi. Ancak Obama'nın kasten, Türkiye'nin geleneksel hasımlarını batıya yönelen hareketinde güçlendirmesi, Erdoğan'ın dayanabileceğinden fazlası demekti.

Erdoğan özür diliyor

Haziran ayı sonunda Erdoğan, geçtiğimiz Kasım ayında Türkiye'nin Suriye toprakları üzerinde uçan bir bombardıman uçağını düşürmesi sonucunda hayatını kaybeden Rus pilotun ölümü nedeniyle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den özür diledi. Uçağın düşürülmesi, Putin'in Ankara'yla olan ilişkileri kesmesine ve iki ülke arasındaki her türlü iletişimin sonlanmasına yol açmıştı. Haziran ayının son haftasında ise Erdoğan Putin'e, “hayatını kaybeden Rus pilot için derin sempatisini ve üzüntüsünü ifade eden” bir mektup gönderdi. Ayrıca Rusya'nın “bir dost ve stratejik ortak” olduğunu ve Türkiye yöneticilerinin kendileriyle olan ilişkileri bozmak istemediğini ekledi. (Rus Su-24 uçağını düşüren bu Türk pilotlar son olaylardan sonra tutuklandı ve Gülen darbesinin parçası olmakla suçlanıyor.)

Beyaz Saray izah edilemez bir şekilde, ABD'nin bölgedeki hırsları için açıkça risk oluşturan bu buzların erimesi süreci hakkında hiçbir zaman yorum yapmadı.

Neden?

Ardından, yalnızca iki hafta önce, Erdoğan'ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'la ilişkileri normalleştirme çabası içinde olduğu yönünde haberler ortaya çıkmaya başladı. Bu haberler Batılı medya kuruluşlarının çoğunda yer almadı, ancak Guardian gazetesi, “Türkiye'nin Şam'la ilişkileri normalleştirme sinyalleri vermesi Suriyeli isyancılarda şok etkisi yarattı” başlıklı bir yazı yayınladı. İşte bu yazıdan bir alıntı:

“Suriye'deki iç savaş beş yılı geride bırakırken, Beşar Esad yönetimine karşı isyana en fazla yardım etmiş ülke olan Türkiye, Şam'la olan ilişkileri normalleştirmeye yönelebileceğinin ipuçlarını verdi. Çarşamba günü Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım'ın dile getirdiği iddia, Ankara'nın evsahipliği yaptığı Suriye muhalefeti liderliğinde ve uzun, merhametsiz bir savaşta Esad'ı devirme çabalarında Türkiye'yle ittifak kurmuş bölge liderlerinde şok etkisi yarattı.

“Ben Suriye'yle olan ilişkiler[imiz]in normale döneceğinden eminim” diyen Başbakan Yıldırım, devamlı olarak derhal rejim çağrısı yapan resmi senaryodan epey uzak durdu: “Buna ihtiyacımız var. İsrail ve Rusya ile olan ilişkilerimizi normalleştirdik. Suriye'yle de normal ilişkilere döneceğimizden eminim.” (Türkiye'nin Şam'la ilişkileri normalleştirme sinyalleri vermesi Suriyeli isyancılarda şok etkisi yarattı, Guardian)

Bunun Beyaz Saray'da alarm zillerini çalacağını düşünürdünüz değil mi? Sonuç olarak eğer Türkiye Şam'la ilişkileri normalleştirmek istiyorsa, beş yıldan daha uzun zamandır (vekil militanları ve cihadçılar aracılığıyla) desteklediği savaşı açıkça terk etmiş ve ABD'nin çabaları bakımından geniş sonuçları olacak olan kökten bir politika değişikliğinin sinyallerini veriyor demektir. Fakat Obama'nın ekibi bu açıklamaya herhangi bir ilgi gösterdi mi, yahut Erdoğan'ı eski çizgisinde tutmak için herhangi bir çaba gösterdi mi?

Elbette hayır. Washington emirler verir ve geri kalan herkesin hazırolda durup bunu kabul etmesi beklenir. Obama ve ortakları, Türkiye'nin ulusal güvenliğine doğrudan tehdit teşkil edebilecek bir Kürt devletinin doğması gibi ufak tefek şeylerden rahatsız olmaz. Bunun gibi “ıvır zıvır” bir şeyden neden rahatsız olsunlar ki? Onların yönetilecek bir imparatorlukları var.

Ardından ise darbe geldi. Bu arada, Erdoğan Türkiye'de güçlü bir varlığı bulunan Rus istihbarat ajanları tarafından uyarılmış olabilir. Putin, Erdoğan'ı darbe hakkında bilgilendirmek yoluyla, Erdoğan'ın bu iyiliğe karşılık vermesini ve NATO'nun Rusya'yı daha fazla kuşatacak ve tehdit edecek şekilde Karadeniz'e kalıcı bir filo konuşlandırma planını bloke etmesini ummuş olabilir. (Ve evet, Putin Erdoğan'ın bir otokrat ve Suriye'deki militanların destekçisi olduğunu biliyor, fakat aynı zamanda NATO Rusya'yı kuşatıp yok etmek için her türlü çabayı gösterirken “fazla titiz” olamayacağını da biliyor. Putin dostlarını olduğu gibi kabul etmelidir. Yanısıra bazı analistler, Putin'in Erdoğan'dan yeni ittifaklarının şartı olarak Suriye'deki cihadçılara olan desteğini bırakmasını isteyeceğini ileri sürdü.)

Her durumda Putin ve Erdoğan farklılıklarını çözümledi ve Ağustos ayı başı için bir toplantı planladı. Bir başka deyişle Erdoğan'ın darbe girşimi sonrasında görüşmeyi planladığı ilk dünya lideri, yeni dostu Vladimir Putin. Erdoğan yeni bir beyanda mı bulunmak istiyor? Öyle gibi görünüyor. İşte Türk gazetesi Daily Hürriyet'ten bir haber:

“Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kasım ayında Türk Hava Kuvvetleri'nin bir Rus savaş uçağını düşürmesinden kaynaklı gerilimle geçen ayların ardından ikili ilişkileri normalleştirme yönündeki karşılıklı çabaların parçası olarak, Ağustos ayında yüz yüze görüşebilir… 

İlişkilerin  normalleşmesi ile birlikte Rusya, bazı ticari yaptırımları ve Rus turistler üzerindeki kısıtlamaları kaldırdı, ancak Türk vatandaşlarına vizeyi zorunlu tutmayı devam edecek. Putin-Erdoğan görüşmesinden önce iki ülkenin dışişleri bakanı arasında, Suriye ve Kırım gibi bir dizi uluslararası mesele hakkında daha derin bir diyalog gerçekleşecek.” (Putin ve Erdoğan, Türkiye-Rusya ilişkilerinde yeni bir dönem başlatmak umuduyla yakında bir araya gelecek, Hürriyet)

Kulağa, Türkiye Washington'un yörüngesinden çıkmış ve çıkarlarına saygı gösterecek daha güvenilir dostlara yönelmiş olabilir gibi mi gelmeye başlıyor?

Gerçekten de öyle. Ve bu ani yakınlaşma, ABD'nin Ortadoğu politikası açısından felaket sonuçlar getirebilir. Örneğin, ABD'nin Suriye'deki hava kampanyasını sürdürmek için Türkiye'nin İncirlik hava üssüne bağımlı olmasının yanısıra, aynı tesisin “ABD'ye ait yaklaşık 90 taktik nükleer silaha” evsahipliği yaptığını düşünün. Erdoğan birdenbire ABD'ye bu üsse erişim sağlamanın Türkiye'nin çıkarına olmadığına karar verirse, yahut Rus bombardıman ve savaş uçaklarının bu üssü kullanmasına izin verirse ne olur? (Bazı haberlere göre bu süreç zaten şimdiden işliyor.) Daha önemlisi, eğer Avrupa'yla Asya'yı birbirine bağlayan hayati bir kara köprüsü (Türkiye) Washington'dan kopup Sam Amca'nın boğucu pençelerinin ötesinde yeni bir serbest ticaret bölgesi inşa eden Orta Asya devletleri koalisyonuna katılırsa ABD'nin Asya'ya kayma planlarına ne olur?

Son bir şey: Pazartesi günü Moskova Reuters'ının haberinde önemli bir paragraf vardı. Bu paragraf Batı basınında yer almadığından biz burada yer vereceğiz: 

“MOSKOVA (Reuters) – RIA haber ajansı, Rusya Başbakan Yardımcısı Arkady Dvorkoviç'in Pazartesi günü, Rusya'dan Türkiye'ye giden Türk Akımı deniz altı doğalgaz boru hattı da dahil olmak üzere Rusya ile Türkiye arasındaki ortak projelerin hâlâ gündemde olduğunu ve bu projelerin geleceğinin olduğunu söylediğini aktardı.” (Rusya Başbakan Yardımcısı, Türkiye'yle ortak projelerin hâlâ gündemde olduğunu söyledi, Reuters)

Bu büyük bir olay. Erdoğan şimdi, Obama'nın ekibinin var gücüyle kapamaya çalıştığı kapıyı yeniden açıyor. Bu, Washington'un Avrupa'dan Asya'ya akan hayati kaynakları kontrol etme ve bu kaynakların ödemelerinin ABD doları cinsinden kalmasını sağlama yönündeki çabalarına büyük bir darbe demek. Eğer anlaşma meyve verirse, Putin güney koridoru üzerinden büyüyen AB pazarına erişim salayacak, bu ise iki kıta arasındaki bağları güçlendirecek, enerji işlemlerinde ruble ve euro kullanımını yaygınlaştıracak ve Lizbon'dan Vladivostok'a uzanan bir serbest ticaret bölgesi meydana getirecektir. Sam Amca ise kenardan durup izleyecektir.

Birdenbire, Washington'un “eksen kaydırma” planı ciddi bir tehlikeye düşmüş gibi görünüyor.

Mike Whitney / Medya Şafak

    Tüm Haberler