Sadullah Zarei:

Erdoğan’ın Geleceği

Haber Numarası: 1142120 Bölüm: Görüş/Röportaj
سعدالله زارعی

Amerikalılar ve Avrupalılar Erdoğan hükumetinin İran ve Rusya için de fayda sağlayacak ekonomik alandaki eylemlerinden hoşlanmıyorlar ve bu konu Erdoğan’ın onlar için istenmeyen bir unsur haline gelmesine neden oldu.

Tesnim Haber Ajansı - Türkiye’de 15 Temmuz’da gerçekleşen darbenin üzerinden neredeyse iki hafta geçmesine rağmen, henüz Türkiye’deki gelişmeler ve değişimler siyasi çevrelerin ve basının odağı halindedir. Öyle görünüyor ki, Ankara saatiyle sabah 4’te sona eren darbenin sonuçları ve devamı var ve bu sonuçlarla önemli konuları analiz etmek gerekir. Burada birkaç önemli nokta bulunmaktadır:

1- Türkiye’de gerçekleşen darbede nispeten iki tarafta güçlüydü. Her ne kadar planlarını sonuca ulaştıramasalar ve yenilgiye uğrasalar da yine de şu an Türkiye toplumunda bulunuyorlar. Erdoğan ve partisi onların üstesinden gelseler de, onların Türkiye toplumundaki etkin varlığını görmezden gelemezler. Yaklaşık 300 bin askeri kuvvetten oluşan ve NATO içerisinde dördüncü güç sayılan Türkiye Ordusu, şu an sadece güçlü bir kurum olarak kalacak. Ordu darbeden sonra belirli ölçüde zayıflayacak ve Erdoğan tarafından bazı yer değişimlerinin yapılması, Orduya yeni bir çehre kazandıracak ama görünüşe göre Erdoğan, 300 bin kişiden oluşan bir orduda büyük değişimler yapamayacak. Yara almış ve darbeden sonra yaşadıkları aşağılanmalar nedeniyle öfkelenmiş bir ordu, bir süre sonra eski haline dönecek. Şehirlerden sınırlara kadar ordunun geniş coğrafi varlığı ona özel bir hareketlilik kazandıracak. Aynı zamanda ordunun NATO’ya bağlanması ve İncirlik Hava Üssü, ordunun hükumet ve Erdoğan’la mesafesini korumasına neden olacak.

Olayın diğer bir tarafı da Fetullah Gülen’dir. Gülen, şu an batı İslam’ının bir temsilcisi olmasına ve Türkiye’deki devrimci ve dini kitleler arasında bir yeri bulunmamasına rağmen, yine de elinde bulundurduğu geniş çaplı eğitim, sağlık ve kamu hizmetleri sektörüyle, şehirleri ve köyleri geniş çaplı olarak kapsayabilmiştir. Darbede yenilgiye uğramalarıyla birlikte mensupları Türkiye’nin hukuk vb. sistemlerinden çıkartılsalar da, yine de Türkiye toplumunda bulunacaklardır. Fetullah Gülen İslami metinlere bağlı kalmayan bir nevi entelektüel irfanın tebliğcisidir ve tebliğ ettiği şeriatta İslam kurallarına bağlı kalmak zorunlu değildir ve dini vazifeler insanın kendisine ve dini görüşlerine dönmektedir. Bu gibi kolay bir şeriat! İran’da da Abdül Kerim Suruş gibi entelektüel tipler tarafından gündeme gelmiştir. Gülen’in düşünce biçimi Amerika casusluk birimi CIA’nin Fetullah Gülen’i Müslüman Dünyasında Amerika için bir çözüm olarak görmesine ve 11 Şubat 1979’dan sonra Gülen’i, batının İmam Humeyni’nin inkılabına karşı en önemli savunma setti olarak saymasına neden olmuştur. Gülen cemaatinin Türkiye’de hedefli bir şekilde gerçekleştirdiği sosyal hizmetleri nedeniyle ve özellikle Amerika olmak üzere batının sağlayacağı büyük destekle, Gülenci teşkilatlanmış güçler, şu an Türkiye’nin siyasi ve toplumsal sahnesinde aktif olmaya devam edecektir ve bu durum, ordunun ve Gülen’in gücünün nispi olarak devam edeceği anlamına gelmektedir ve Erdoğan için problemlere neden olacaktır.

2- Batı bazı nedenlerden dolayı Erdoğan’ın politikalarını kabul etmiyor. Özellikle Amerika ve batı, güçlü bir İslami ülkeden ve bir kişinin yanında görünen halktan hoşlanmıyorlar ve bu yüzden her ne kadar Erdoğan 14 yıllık iktidarı boyunca batı ve Siyonist Rejime önemli hizmetlerde bulunduysa da, yine de karizmasının ve hegemonyasının azalmasını kendi politikaları için bir tehlike olarak görüyorlar. Öte yandan batılılar, batının İran’a karşı uyguladığı geniş çaplı yaptırımların kırılmasında Türkiye’yi en önemli suçlu olarak değerlendiriyor. Gerçekten de İran’a karşı baskı ve yaptırımlar en zor ve şiddetli olduğu dönemlerde, Türkiye batının İran’a karşı politikalarıyla işbirliği yapmadı. Tabi Erdoğan Türkiye’si bunu İran için değil, ekonomik alandaki ihtiyaçları ve fırsatçılığı nedeniyle yaptı.

Eğer Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye arasında batının boğazına dayanan 5-6 yıllık ekonomik krizleri kıyaslayacak olursak; Türkiye, İtalya, Yunanistan, İspanya ve diğer birçok ülkeyle oranla daha iyi bir durumdadır. Avrupa ekonomisinin Türk ekonomisi ile güçlü bağlantıları olmasına rağmen, Türkiye bu krizi, daha düşük maliyetlerle atlatabilmiştir. 2004-2011 yıllarında Erdoğan komşularla sıfır sorun politikası ile Rusya ve İran ve bu iki ülkenin müttefiklerinden büyük karlar elde etti. Bu dönemde Rusya’nın Türkiye turizm sektöründe ortalama payının %37 olduğu ve İran gaz rezervlerinin Türkiye transit pazar payının da Türkiye ticaretinin yaklaşık yarısına hayat verdiği söyleniyor.  Amerikalılar ve Avrupalılar Erdoğan hükumetinin, Rusya ve İran’a da fayda sağlayacak olan ekonomik eylemlerinden hoşlanmıyorlar ve bu konuda, Erdoğan’ın istenmeyen kişi haline gelmesine neden oldu. Bu yüzden öyle görünüyor ki darbenin başarısızlıkla sonuçlanması ve Erdoğan’ın acil önlem ve bertaraf etme politikasına rağmen, batılılar yine de Erdoğan’ı ve hatta olursa Adalet ve Kalkınma Partisini ‘de devirmek isteyecekler. Bu yüzden son zamanlarda Erdoğan’ın batının gönlünü almaya çalıştığına şahit olmaktayız. Bu bağlamda da Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, darbeden önce söylediği Ankara ve Şam arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi yönündeki söylemlerini darbeden sonra değiştirerek, yeniden Suriye Cumhurbaşkanının görevden alınması gerektiğinden bahsetmeye başladı!

Tutuklanan bazı askerlerin serbest bırakılması ve Erdoğan’ın batıyı eleştiren söylemlerinin durması da bu bağlamda gerçekleşti ama batıda önemli bir yankı uyandırmamakla birlikte Amerika ve Avrupa’nın Türkiye’den pay taleplerinin atmasına neden oldu. Erdoğan’ın konumu, rakiplerinin zayıflamasıyla birlikte sabitense de, 15 Temmuz’da darbeyi gerçekleştiren irade, hala Erdoğan’ın gitmesi gerektiğine odaklanmış durumdadır.

3- Türkiye’de hâlihazırda Erdoğan’ın elinde olan değişmeler ve gelişmeler, uzun bir süre onun elinde kalmayacaktır. Bu günlerde Erdoğan öylesine kişilik kültüne duçar olmuştur ki, (yani kendine tapmaktadır) hatta Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’deki darbenin kırılmasında etkili rolleri olduğundan bahsedildiğinde, tepki göstererek şöyle demiştir: “Bu darbeyi sadece Allah geri çevirdi!” Bu şu anlama geliyor, hatta AKP içerisinde de birçok muhalefete neden olan Erdoğan’ın ayrımcı politikası daha da genişledi ve darbeden sonra oluşan durumla birlikte daha da arttı. Bu konu Erdoğan’ı çok yakın bir zamanda, çeşitli yeni ve eski sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Erdoğan bu yara almış ordu ile Türkiye’deki Kürtlerle mücadele edebilecek güce sahip değildir ve hükümetin Kürt sorununu daha da arttıracaktır. Erdoğan’ın siyaset sahnesindeki kıskançlık uyandıran rolü, muhaliflerini bıktırmıştır ve onlarda meydanlara inecektir. Hatta şimdiden partilerin Erdoğan’a karşı yürüttükleri eylemlerin söylentileri duyulmaktadır. Erdoğan’ın iç atmosferde eskisine oranla daha iyi bir ortama sahip olmasına rağmen, onun güvenlik ve parti çalışmaları büyük ölçüde karmaşıklaşacaktır.

4- Eğer Erdoğan aklını kullanır ve akıllıca davranacak olursa, hem Avrupa ve Amerika’nın artan baskıları, hem de artan güvenlik tehditleri karşısında doğru bir şekilde İran’a yönelmelidir ve istikrarlı ülkelere bağlanarak, ülkesini istikrarsızlıktan kurtarmalıdır. Ama Erdoğan’ın ruh hali, endişeleri ve İhvan’a benzeyen psikolojisi dikkate alındığında, bu şartlarda Erdoğan akıllıca davranacak gibi görünmüyor ama Erdoğan ve Türkiye hükumetinin Tahran ile ilişkileri koruma ve belirli ölçüde artırma konusunu da göz ardı etmeyeceği kesindir. Ama Erdoğan Tahran ile stratejik ilişkilerden önce, İran kartını, Amerika, Avrupa ve Arabistan’a baskı uygulamak için kullanmayı düşünüyor ve bu durum yeni diplomatik, siyasi ve ekonomik operasyonları bize doğru açacaktır ve oluşan yeni şartlardan, nispeten sınırlı bir şekilde özellikle Suriye’de olmak üzere, direniş cephesinin konumunu sabitlemek için yararlanabiliriz.

    Tüm Haberler