Rusya İle İkinci Baharın Diyeti: Suriye

Haber Numarası: 1155829 Bölüm: Dünya
اردوغان و پوتین

Değişimden kaçış yok ama Erdoğan’ın da kendi açmazları var. Bir kere Körfez’deki dostlarına, özellikle Suudi Arabistan’a verilmiş taahhütler var. Erdoğan bir tarafı yaparken diğer tarafı yıkmak istemiyor.

Tesnim Haber Ajansı - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul-Yenikapı’da milyonlarca insanı toplasa da kendini ülkesinde halen güvende hissetmiyor. Türkiye’nin 24 Kasım’da Rus uçağını düşürmesiyle nedeneyse savaşın eşiğine geldiği Rusya, şu sıralar Erdoğan için daha güvenli olabilir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası suikast korkusu yaşayan Erdoğan 9 Ağustos’ta Rus lider Vladimir Putin’le ‘tarihi buluşma’ için St. Petersburg’a giderken uçağı mutat rota yerine hareketli bir rota izledi. Gazeteci Fikret Bila uçaktaki havayı şöyle aktardı: “Güvenlik yetkililerinin ortak üzüntüsü Türk hava sahasının endişe içinde geçilmesi, Rus hava sahasının ise daha güvenli görünmesiydi.”

Darbe girişimi sonrası olağanüstü hal yasasıyla yaptığı önlemler nedeniyle NATO’daki müttefiklerinden aradığı desteği bulamayan Erdoğan, Rusya’ya ‘özür dileyen’ lider olarak gitti.

‘Çar’ Putin’in, ‘sultan’ Erdoğan’ı, Ortodoksların İstanbul özlemini yansıtan Konstantin Sarayı’nda ağırlarken attığı hınzırca bakış, kimin kime mahkûm olduğunu anlatan bir enstantaneydi.

Bu pişmanlığın başlama noktası Suriye’deki krizdi. Haliyle ikinci baharın Suriye siyasetine ne getireceği önemli.

Erdoğan, Esad yönetimine desteğinden dolayı sıklıkla “Ey Putin” diye çıkıştığı Rusya liderine bu kez defalarca “Sevgili dostum” diye seslendi. Dahası, önceleri “Rusya’nın Suriye’de ne işi var?” diye efelenirken seyahatinden önce Itar-Tass’a "Suriye'de barışın tesisinde en önemli ve ana aktör birinci derecede Rusya'dır” deyiverdi.

Yani zurnanın zırt dediği yere gelindi: Madem ki ana aktör Rusya o halde Suriye’de yeni ortaklık nasıl tesis edilebilecek?

Kuşkusuz Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun St. Petersburg hasadını sıralarken dediği gibi iki ülke arasında charter seferleri başlayacak, Akkuyu nükleer santralinin inşasında süreç hızlandırılacak ve Avrupa’ya enerji taşıyacak Türk Akımı çalışmaları başlayacak. Gerçi Putin tam normalleşmenin zaman alacağının altını çizerek, St. Petersburg’u fethettiklerini sanan coşkulu ekibe düşürülen uçağın unutulmadığı göstermiş oldu. Putin’i yakından bilenlerin sıklıkla dile getirdiği “Asla affetmez, intikamını soğuk alır” sözünü de yabana atmamalı.

Batı’nın yaptırım kararlarından bunalmış bir Rusya’nın önemli bir komşusuyla ekonomik ve siyasal barış tesis etmesi makul bir strateji. Bu strateji, Türkiye’yi geleneksel ittifak ağlarından koparmaz ama en azından Karadeniz ve Güney Kafkasya’da varlığını artırmaya çalışan NATO’nun işini kolaylaştırmayacaktır.

Beri tarafta Rusya’daki çıkarlarını tekrar garantiye almak, ekonomide kötü sinyallerin geldiği bir dönemde Türkiye için de hayati.

Fakat bu oyun ekonominin ötesine geçen bir boyuta sahip. Erdoğan ‘şantaj’ siyasetindeki ustalığını defalarca kanıtladı. ABD, AB ve NATO’daki müttefiklerine Rusya kartını göstererek “Ya Erdoğan’lı Türkiye’yi hazmedersiniz ya da Türkiye’yi kaybedersiniz” demeye getiriyor. Putin de bunun farkında. O yüzden kontrollü gidiyor.

Putin Türkiye’nin mevcut koşullarda NATO ve AB’den kopmayı göze alamayacağını biliyor.

Erdoğan’ın Batı’ya alternatif olarak dillendirdiği Şanghay İşbirliği Örgütü’nün kapıları sanıldığı gibi açık değil. İran’a bile ‘bekle’ diyen Putin’in Türkiye’yi Şanghay’a taşımak gibi bir niyeti yok. Olsa bile bunun önünde Çin seddi var. Türkiye’nin Doğu Türkistan siyaseti ve Uygurları Suriye cephesine sürmesinden dolayı Çin’in ne denli kızgın olduğunu bilmeyen yok.

Fakat avantajlı konumda olan Putin mümkün olduğunca Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırmaya çalışırken, ilişkileri normalleştirmenin bedeli olarak Ankara’dan Suriye siyasetini değiştirmesini isteyecektir. Bu yüzden de Erdoğan’ın “Rusya ile aramızı kimin bozmak istediği 15 Temmuz darbe girişimiyle daha da iyi anlaşılmıştır. Rus uçağını vuranlar da FETÖ terör örgütü yandaşları. O pilotlar yakalandı” diyerek tek kalemde defteri dürmesine razı gelmeyecektir. Peki, Erdoğan Putin’in çizgisine ne kadar yaklaşabilir?

Kuşkusuz Erdoğan’ın söylemini “Katil Esed”den tekrar “Kardeşim Esad”a çevirmesi bir günde olacak iş değil.

Taraflar St. Petersburg’taki mesajlarında meselenin zorluğunu hissettirdi. Erdoğan “Kuşkusuz Suriye konusunda her iki ülkenin görüş ayrılıkları olsa da Suriye için demokrasiden yana iki ülke söz konusu” dedi. Putin ise “Suriye krizinin çözümüne yönelik görüş ayrılıklarımız olduğu malum. Demokratik çözümler ancak demokratik yollarla bulunur. Suriye krizinin çözümü konusunda hedefimiz aynı. Bu ortak yaklaşıma uygun çözümü bulmaya çalışacağız” diye konuştu.

Putin ve Erdoğan, baş başa görüşmeden sonra Suriye krizi için yeniden bir araya geldi. İki buçuk saat süren toplantıya MİT Müsteşarı Hakan Fidan da katıldı. Taraflar yeniden bir araya gelme konusunda anlaştı.

Çavuşoğlu’nun verdiği bilgilere göre Dışişleri, ordu ve istihbarat birimlerinin katılımıyla üçlü bir mekanizma kurulacak. Bunun için Türk heyeti 10 Ağustos’ta St. Petersburg'a uçtu.

Çavuşoğlu Suriye’de varılan anlayış birliğini “Ateşkes, insani yardım ve siyasi çözüm konusunda aynı şekilde düşünüyoruz” sözleriyle aktardı.

Ancak sıra bu üç konunun içeriğini doldurmaya gelince durum değişiyor.

    Türkiye Halep’teki kuşatmanın kaldırılmasını istiyor. Rusya ise insani koridor açıldığını belirterek Ankara’nın siviller zarar görüyor argümanına karşı çıkıyor.

    Türkiye ılımlı muhalefete saldırılara karşı çıkıyor. Rusya da “Nereleri vurmamamız gerektiği konusunda bize bilgi verin” diye kontur çekiyor.

    Her iki ülke demokratik bir nizama geçiş için siyasi çözüm diyor ama Türkiye, Esad’ın gitmesi gerektiği fikrini pazarlık unsuru olarak masada tutmak istiyor.

Tam da Rusya ile ‘ikinci bahar’ denemesi yapılırken Türkiye üzerinden beslenen silahlı gruplar Halep’teki kuşatmayı yarmak için son beş yılın en şiddetli taarruzuna başladı.

Rusya, İslam Devleti’ne (İD) ilaveten Nusra Cephesi ve Ahrar El Şam gibi grupları da hedef listesine sokmak için ABD ile pazarlık yaparken bir başka gelişme yaşandı: Nusra Cephesi, El Kaide’yle bağlılığına son verdiğini ve ismini Şam Fethi Ordusu olarak değiştirdiğini duyurdu.

Nusra’nın imaj değişikliğine gitmesini en fazla Türkiye, Katar ve bu iki ülkenin sahadaki en önemli vekil savaşçısı Ahrar El Şam istiyordu. Zira Nusra, El Kaide ile bağlarını kopardığında diğer silahlı gruplarla ortaklık kurmasının ve uluslararası yardım almasının önü açılacaktı.

Ne var ki, Nusra’daki imaj hamlesi ABD, Rusya ve İran’ın tutumunda değişikliğe yol açmadı.

Bu durum da Erdoğan’a pazarlığı sürdürme imkânı veriyor. Peki, Putin’in bin pişman vaziyette ayağına gelmiş bir liderin dediğini yapması beklenmediğine göre Türkiye bu oyunu daha ne kadar sürdürebilir?

Değişimden kaçış yok ama Erdoğan’ın da kendi açmazları var. Bir kere Körfez’deki dostlarına, özellikle Suudi Arabistan’a verilmiş taahhütler var. Erdoğan bir tarafı yaparken diğer tarafı yıkmak istemiyor.

Ayrıca silahlı örgütlere yardımı kesmesi halinde geçmişte Pakistan’ın başına geldiği gibi silahların kendisine dönmesinden korkuyor. Hükümet, Türkiye’nin sınır hatlarında ‘Talibanlaşma’ olgusunu bütün uyarılara kulak tıkayarak kendi elleriyle yarattı. Bugün “Zararın neresinden dönülürse kârdır” sözündeki kâr hanesi bile Türkiye’nin terör belasından hepten kaçamayacağını söylüyor.

Ve diğer kritik konu Ankara’nın İD’den daha öncelikli tehdit saydığı Kürtler! Erdoğan, ABD’nin İslam Devleti’ne karşı Demokratik Birlik Partisi ve Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile kurduğu ortaklığa çok öfkeli olsa da Rusya Kürtleri yanında tutmak için çaba harcıyor. Rusya, Türkiye destekli grupların saldırıları karşısında Kürtlere Halep ve Afrin’de nefes aldırdı. PYD’nin Moskova’da ofis açmasına da izin verdi. Rusya’nın, Ankara’yı memnun etme pahasına Kürtleri ABD’ye kaptırmak için makul bir gerekçesi yok. Hele de Türkiye kendisine mahkûmken! Rusy Türkiye ile ilişkilerinde balayı yaşarken bile PKK’nin Moskova’daki faaliyetlerine dokunmadı.

Sadece gelirsek: Rusya, Suriye’deki askeri müdahalenin başarısını önemli ölçüde Türkiye’nin sınırlarını silah ve savaşçı geçişine kapatmasında görüyor. Ekonomik ve siyasi ilişkileri normalleştirirken de Rus uçağını düşürmenin diyeti olarak silahlı gruplara desteğin kesilmesini ve siyasal çözüme yönelik azami iş birliği bekliyor.

Bütün bu mülahazalar, Türkiye’ye gerek Suriye gerek Kürtler konusunda düşmanca siyasetini değiştirmesini dayatıyor. Aksi takdirde Rusya ile tekrar bozuşmamaları elde değil.

24 Kasım öncesi Türkiye-Rusya ilişkilerini özetleyen söz şuydu: “Suriye’de anlaşamadığımız konusunda mutabıkız, geri kalan konularda ortaklığımız sürüyor.” Putin artık bu noktaya bile razı olmayabilir.

Türk medyası ziyaretle ilgili “Beyaz Sayfa”, “Eskisinden daha güçlü”, “Yeni bir dönem”, “Rus baharı” ve “Yeni dünya buluşması” gibi başlıklarla umut pompaladı. İşin ekonomik boyutu bir yana Rusya’nın beklentisi daha gerçekçi: Türkiye’yi klasik ittifaklar ağından koparmak değil, NATO sofrasında ekşi bir tat kıvamında tutmak ve Suriye’de yola getirmek.

Fehim Taştekin

Al monitor
 

    Tüm Haberler