Sayın Ruhani, Şeytan’a El Uzatılmaz! / Sorunları Aşabilmenin Tek Yolu Amerika’dan Vazgeçmektir

Haber Numarası: 1157792 Bölüm: İran
سخنرانی حسین شریعتمداری در دانشگاه تهران

Sayın Cumhurbaşkanının bu gün karşı karşıya olduğu ve halkı da yüz yüze bıraktığı zorlukları aşabilmesi için tek bir yolu vardır, bu da açık bir şekilde Amerika’dan vazgeçmek ve şimdiye kadar gidilen yola izzetli bir şekilde dönmektir.

Tesnim Haber Ajansı - Hüseyin Şeriatmedari İran’ın Keyhan Gazetesindeki makalesinde şunları yazdı: Şah zamanında Doktor (T.) ve beraberindeki iki kişi ülke güvenliğini tehlikeye attığı gerekçesiyle idama mahkûm edildi ve mahkeme tarafından da idam hükmü onaylandı ve hükmün icra edileceği günün beklenmesi için hücreye gönderildi. Olayın üzerinden iki üç hafta geçmişti ki megafonlardan Doktor (T.) nin emniyet karşıtı eylemlerinden pişman olduğu ve bu yüzden idam hükmünün müebbet hapis cezasına çevrildiği ve Doktor (T) nin pişmanlığını mikrofonlardan açıklayacağı duyuruldu. Doktor (T) mikrofonu eline aldı, sesi her tarafa duyuluyordu daha önceden belirlenmiş ve kendisine verilmiş olan metni okuyarak, güvenlik karşıtı eylemlerinden pişman olduğunu ve yol seçiminde şüpheye düştüğünü açıkladı!

Daha sonra doktoru siyasi tutukluların bulunduğu koğuşa getirdiler. Diğer bütün siyasi tutuklular Doktorun yüzüne hakaret edercesine ve aşağılarcasına bakıyorlardı. Doktoru kendi aralarında istemiyorlardı çünkü davalarına ve diğer siyasi tutukluların hareketine ihanet ve hakaret ettiğini düşünüyorlardı. Ben Doktoru tanımam sebebiyle onun İmanlı ve İmam’ (ra) ın yolunda giden ve Tağutla mücadeleye inan biri olduğunu biliyordum. Diğerleri onu sofralarına almazken, ben çoğu kez yemeğimi onunla paylaşıyordum. Tam üç ay böyle geçti. 25 Ekim’de Şahın doğum günüydü ve bu kutlamalara siyasi tutuklulardan pişmanlığını dile getirenler ve tövbe edenler de davet edildi. Doktor pişmanlığını dile getirdiği için pişmandı ve benden ne yapayım? diye sordu ve ben de ona şöyle dedim: “ Eğer bu gün onların davetlerini kabul eder ve aralarında bulunursan artık mümin inkılapçı dairesinden çıkarsın ve ahiretini de yakarsın ama bu gün onların davetine hayır dersen, önce seni işkence odalarına götürüp işkence ederler, sonra tek kişilik hücreye hapseder ve daha sonra da yine buraya gönderirler, tabii bu zorlu bir süreç olacak.” Doktor söylediklerimi kabul etti ve 25 Ekimde megafonlardan davet için isimleri okundu ama doktor gitmedi ve ismi birkaç kez daha okundu ama değişen bir şey olmadı. Sonra görevli doktorun yanına gelip, “isminin çağrıldığını duymuyor musun? Neden kımıldamıyorsun?” dedi. Doktor “ben gelmiyorum” dedi. Görevli sinirli bir şekilde “bu hayır demenin nelere mal olacağını biliyorsun değil mi” deyince Doktorda ona; “Beni müebbet hapis cezasına çarptırdınız size teşekkür mü etmeliyim” dedi. Doktorun bu sözleri üzerine söylediklerimizin aynı yaşandı ve doktora o kadar işkence etiler ki eli yüzü kanlar içerisindeydi, ayakları şişmiş ve morluklarla doluydu ve sonrasında tek kişilik hücreye hapsettiler ve üç hafta sonra da koğuşa gönderdiler. Doktor koğuşa geldiğinde diğer bütün siyasi tutuklular tarafından çok sıcak bir şekilde ve muhabbetle karşılandı.

Yukarıda bahsettiğimiz olaydan çıkarılacak dersler konusunda belki bahsedeceğimiz konu tam anlamıyla aynı olmayabilir ama olayın asıl kaynağının kim olduğu konusunda ve diğer birçok yönleriyle benzerlikler bulunmaktadır. Olay şu şekilde cereyan etmektedir:

Ülkemizin Cumhurbaşkanı Doktor Ruhani, Cumhurbaşkanlığına geldiğinde, İran İslam İnkılabının 30 yılı aşkın tecrübesinin aksine, Amerika ile yakın ilişkiler kurmayı bütün sorunların anahtarı olarak gördü. Öyle ki bu anahtar bütün kilitleri açacaktı, özellikle de ekonomik alandaki sorunlarda.

Hikâye Nükleer Anlaşma ile başladı. Sayın Ruhani seçimlerden önce ülkedeki sorunların yüzde 20 ila 30’unun yaptırımlardan kaynaklandığını ve yüzde 70 ila 80’inin ülke yönetiminden kaynaklandığını söylüyordu ama seçimlerden sonra 180 derece dönüş yaparak, hatta halkın su içebilmesinin bile Nükleer Anlaşmanın ve yaptırımların kalkmasının bir sonucu olduğunu söyledi.

Ruhani ve arkadaşları Nükleer Anlaşmayı, “parlayan bir güneş”, “Fetihlerin fethi”, İran tarihindeki en büyük başarı”, büyük güçlerin İran halkı karşısında teslim olması” ve bunun gibi cümlelerle nitelendirdi. Hasan Ruhani 14 Temmuz 2015’te halka seslenerek: “ Bu gün aziz İran halkına, bütün yaptırımların hatta silah ve füze yaptırımlarının da kaldırılacağını açıklıyorum. Finans, bankacılık, sigorta, ulaşım, petrokimya da dahil olmak üzere bütün ekonomik yaptırımlar da tamamen kaldırılacaktır.” Ruhani, Nükleer Anlaşma imzalandıktan sonra da yaptırımların tamamen kaldırılacağı yönünde açıklamalarda bulundu.

Ama olayın diğer bir tarafında durum böyle değildi. Durgunlukların sona ereceği ifadesi durgunlukların sabitlenmesine ve işsizliğin artmasına neden oldu. İran pasaportuna itibar verilecekti ama faciaya benzer olaylar yaşandı. Daha iki gün önce Cumhurbaşkanlığı üst düzey yetkililerinden biri ve Cumhurbaşkanına yakın birçok kişi, Dubai Havaalanında hakaret edilir derecede aramaya tabi tutuldular. Amerika İran Cumhurbaşkanlığı tarafından Birleşmiş Milletler Temsilcisi olarak tanıtılan kişiye vize vermiyor! Avrupa Büyükelçilikleri, İranlı üniversite öğrencilerine ilmi bir konferansa katılabilmeleri için bile ülkelerine giriş izni vermiyor. Nükleer Anlaşmadan sonra İran ile diğer ülkeler arasında ticari ilişkilerin güçleneceği ve yeşereceği söyleniyordu ama dünya bankaları Amerika’nın yaptım uygulayacağı korkusuyla, İran ile ticari ilişkilerde bulunmaya bile yanaşmıyorlar. Bunun gibi daha birçok konuda Nükleer Anlaşmada vaat edilen sözlerin çoğunun tam tersi durumlar yaşanıyor ve Nükleer Anlaşmayla birlikte vaat edilen hiçbir şey gerçekleşmiyor.

Şimdi yazımın başına dönüyor ve saygı değer hükümete soruyorum: “Sizin inanmanız ve artık bütün konularda tam tersi sonuçlar aldığınız yolunuzu değiştirmeniz için, Amerika’nın güvenilir olmadığını daha hangi dille söylemesi lazım? Acaba siz değerli yetkililerin Amerika’ya olan güvenin hiçbir başarı sağlamadığı gibi, öldürücü bir zehir ve tam anlamıyla bir zarar olduğu konusunda en küçük bile şüphesi var mı?

Sözün kısası, Sayın Cumhurbaşkanının bu gün karşı karşıya olduğu ve halkı da yüz yüze bıraktığı sorunları aşabilmesi için tek bir yolu vardır ve bu da açık bir şekilde Amerika’dan vazgeçmektir ve şimdiye kadar gidilen yola izzetli bir şekilde dönmektir. Amerika’ya her zaman düşman gibi davranılmalı ve onun hiçbir kasıtlı eylemi cevapsız bırakılmamalıdır. Bu İran halkının ve İran İslam İnkılabının 30 yılı aşkın bir süredir iftihar ve gururla izlediği yoldur.

Sayın Ruhani, sizin ve hükümetinizin izzeti ve onuru, Amerika’dan vazgeçmenizde ve inkâr edilemez bir gerçek olan, Amerika’nın büyük bir Şeytan olduğunu kabul etmektedir. Şeytan’a el uzatılmaz!

    Tüm Haberler