Moskova Deklarasyonu ve Astana Görüşmeleri

Haber Numarası: 1295821 Bölüm: Alıntı Haberler
ایران روسیه ترکیه

Ortadoğu Uzmanı İslam Özkan, yeni yazısında Suriye'deki barış süreci için hayati nitelik taşıyan Moskova Deklarasyonu'nun başarı sansını değerlendirdi.

Moskova Deklarasyonu’nun başarı şansı her ne kadar Cenevre sürecinde kotarılmaya çalışılan girişimlerden bir çok nedenden dolayı daha yüksek görünse de bu işin tereyağından kıl çeker gibi olmayacağı da kesin. Temel mesele şu, Rusya, Türkiye ve İran, tehlikelerle dolu bir yolda ilerleyen bu gemiyi kayalıklara çarpmadan sevk ve idare edebilecek mi?

Suriye'deki ateşkesin derde deva olma şansı neden öncekilere kıyasla daha yüksek? Çünkü Türkiye artık resmi taahhüt, garanti ve imzasıyla, sınır güvenliğini sağlayacağını dost düşman herkesin önünde deklare ediyor, “boynumun borcu” diyor, Suriye’ye geçişleri denetleyeceğini tahhüt ediyor, muhalif grupları gemleyeceğine dair söz veriyor. Sadece bu da değil, Suriye'deki bir çok silahlı gruba diş geçirebilecek, onların başıbozuk tutumlarını dizginleyebilecek kudrete sahip neredeyse tek ülke Türkiye. Her ne kadar Türkiye’nin Suriye politikaları tartışılsa da muhalif silahlı grupların Türkiye’ye karşı bir vefa borcu var. Son beş yıllık süre içerisinde silahtan finansmana lojistikten geçişlere kadar varoluşsal bir destek vermiş Türkiye’nin yaptıklarını bir çırpıda yok sayamayazlar. Muhaliflerin bu vefa borcudur onları Türkiye’ye bir anlamda mahkum kılan.

Buna ilaveten Türkiye, büyük bir sorun olarak önünde duran Nusra Cephesi’ni ateşkes sürecinden dışladı, hatta Cephe’nin yerlerini gösteren haritaları Rusya’ya verdiğinden söz ediliyor. Suriyeli silahlı gruplar her ne kadar Nusra Cephesi’nin süreçten dışlanmasına itiraz etse de doğrudan Türkiye’nin kontrolünde olmayan grupların bile Türkiye’ye olan bağımlılığı büyük olduğundan, bu talebe karşı çıkamadılar. Türkiye’nin sağladığı lojistik destekten yoksun kaldıkları takdirde sahadaki güçlerinden çok şey kaybedeceklerini kendileri de gayet iyi biliyorlar.

Muhalif silahlı grupların Ankara’yla yaptığı görüşmelerde Nusra Cephesi’ni Türkiye karşısında koz olarak kullandığı, istedikleri yerine gelmezse Türkiye’yi Nusra Cephesi’ne katılmakla tehdit ettikleri biliniyor.  Nusra Cephesi’nin tek başına süreci tersine çevirme gücü yok ancak zaten kırılgan olan ateşkesin o ya da bu nedenlerden dolayı ihlal edilme ya da rafa kaldırılması ihtimali her an mevcut. O nedenle silahlı muhalif grupların Nusar Cephesi’Ni (yeni adıyla Fethu’ş Şam’ı) koz olarak kullanma potansiyellerini gözden kaçırmamak gerekiyor.

IŞID ve Nusra dışında bütün taraflar ateşkesin başarılı olmasını istiyor aslında. ABD’nin tutumu burada oldukça ikircikli, onun ateşkese gayet sarih ve açık bir destek verdiğine şu ana kadar şahit olmadık, genelde dilinin ucuyla bir takım destek açıklamaları yapsa da, Beyaz Saray’ın durumu 20 Ocak’ta netlik kazanacak.

Türkiye istiyor çünkü ABD’nin vaatlerinin ne kadar içi boş olduğunu görmüş, aradaki güven krizinin ilişkilerde yarattığı tahribatı tecrübe etmiş. Suriye halkı ise zaten bu savaşa başından beri hiç bir zaman onay vermedi, barışçıl protestolar ya da rejimin kendini reforme etmesini, rejimin otoriter yapısının ıslah edilmesini elbette arzuluyordu halk, ancak ülkeyi yabancı savaşçılar cennetine ve iç savaş cehennemine dönüştürecek bir sürece hiç bir zaman eyvallah demedi. Ülke petrolünün üçte biri fiyatına komşu ülkelere satıldığı, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yağamalandığı, sanayisinin yok edildiği bir iç savaşı kim ister ki Allah aşkına?

Muhaliflere gelince krizin ilk başlarında arkalarına aldıklarını düşündükleri büyük desteğin yarattığı motivasyonla rejim güçlerine ağır kayıplar verdiren, ülkenin büyük bir bölümünü elinde tutan silahlı grupların o eski morallerinden artık eser yok. Halep’in kaybedilmesi onlara sadece askeri alanda değil moral motivasyon noktasında da çok büyük bir darbe oldu. Suriye rejimine gelince, Beşşar Esad’ın şu an daha avantajlı konumda bulunmasına karşın onun da savaşın ruhuna fatiha okumayı herkesten fazla istediği aşikar, zira artık rejim de dahil herkes bu biteviye uzayıp giden ve herhangi bir sonuca varılacağı oldukça şüpheli bu savaştan bıkkınlık duyduğu aşikar.

Türkiye’de bu ateşkesi istiyor demiştik. Ateşkes anlaşmasının Türkiye’nin yapmak istediklerini güçlendiren, kısa ve orta vadede Suriye’de kaybettiklerini telafi etmesini sağlayacak çok şey var. Ateşkes anlaşmasında PYD’nin adı bile zikredilmiyor, sadece bu bile Türkiye’deki siyasi elit tarafından bir zafer olarak görülecektir. Bir başka ifadeyle PYD’nin Suriye görüşmelerinde taraf olmaktan çıkartılması, Suriye’nin geleceğinde rol oynamasına izin verilmemesi bir de bunun Rusya gibi bir küresel bir güç tarafından onaylanması, Türkiye’nin elininin güçlenmesi demek. Türkiye’nin bütün bu avantajları elinin tersiyle itme şansı yok. Tabi PYD konusunda Türkiye’yi yönetenlerle aynı düşünmediğimi daha önceki yazılarımda ifade etmiştim.

Kaldı ki bu ateşkesle birlikte Türkiye, şayet muhaliflerin bu anlaşmaya tam anlamıyla uymalarını sağlayabilirse bu onun bölgesel bir güç olduğunu teyit edecek bir husus olacak.  Suriye yönetimi ve onu destekleyen silahlı milis gruplarla ilgili boyuta gelince burada da Rusya'nın ağırlığını tam anlamıyla koyması söz konusu. İran ve Suriye yönetimleri, Rusya'yı zor durumda bırakacak adımları atmak ve aralarındaki ittifakı bozmak istemeyeceklerdir.

Geriye ABD kalıyor. ABD'nin tutumunu da 20 ocaktan sonra Trump'la birlikte göreceğiz. Obama yönetiminin gider ayak Trump'ı zor durumda bırakacak adımlar atmasını (Rus diplomatların sınır dışı edilmesi ve Rusya'ya yeni yaptırımlar uygulaması gibi)  ABD’ye hakim olan siyasi anlayışın Trump'ın, Putin'le ilişkilerinde bir önceki döneme hakim olan mantaliteden farklı bir strateji uygulamasına yönelik ne kadar büyük bir endişe duyduğunun önemli bir işareti olarak anlıyabiliriz . Obama ve Clinton buna ön almaya çabalıyor. Trump'ın bu ateşkese omuz verme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Yine de ABD bu belli olmaz, Son tahlilde farklı çıkar odaklarının içinde cirit attığı bir devlet aygıtından bahsediyoruz. Trump bu aygıta nasıl söz geçirir, orasını bilemem.

İslam Özkan/İslamî Analiz

    Tüm Haberler