Türkiye’nin Suriye Krizinin Siyasi Çözüm Sürecindeki Varlığı Askeri Varlığından Daha Tehlikelidir/ Astana Müzakerelerinin Sonuçlarına Kuşkuyla Bakıyorum

Suriye Ulusal Uzlaşı Bakanı, Suriye Hükümeti ve muhalif gruplar arasında görüşmelerin gerçekleşeceği Astana Müzakerelerinin atmosferini şimdiye kadar olumlu bulmadığını, çünkü Türkiye tarafının hala sadık olmadığını ve kendi menfaatlerinin peşinde olduğuna inandığını söyledi.

Türkiye’nin Suriye Krizinin Siyasi Çözüm Sürecindeki Varlığı Askeri Varlığından Daha Tehlikelidir/ Astana Müzakerelerinin Sonuçlarına Kuşkuyla Bakıyorum

Tesnim Haber Ajansı - Suriye Ulusal Uzlaşı Bakanı Ali Haydar Tesnim Habere verdiği röportajda, Rusya’nın Astana Müzakerelerinin gerçekleşmesi için sarf ettiği yoğun çaba ve özellikle Suriyeli muhalifler olmak üzere müzakerelere katılacak olan tarafalar hakkında şunları söyledi: ‘Suriye Hükümeti bu yolun Suriye krizini kesin olarak çözeceğine mutlak olarak inandığı için değil, olumlu tarafından bakarak daha önce ilk ve ikinci Cenevre görüşmelerine katılmayı kabul ettiği gibi, Astana Müzakerelerine katılmayı da kabul etmiştir.

Suriye krizinin çözüm yolu iki eksenden geçmektedir: İlki terörle mücadele ve diğeri de ilerletmekte olduğumuz ve gelecekteki Suriye-Suriye görüşmeleri için sağlam bir ortam oluşturacak olan iç barış sürecidir. Olaya olumlu tarafından bakıldığında anlaşma karşısında birilerinin bahane üretebileceği bir engel yoktur ve bahane üretebilecek ve görüşmeleri reddedebilecek tek taraf Suriye Hükümetidir.

Ama gerçek şu ki, şimdiye kadar Astana atmosferi olumlu bir atmosfer değildi, tabi Suriye Hükümeti tarafından değil. Çünkü hükümet daha ilk andan itibaren görüşmelere hazır olduğunu açıkladı. Bu konu birçok grupla alakalıdır. 91’den hatta 100’den fazla grup bulunmaktadır ve bu gruplar daha temsilciliklerini üstlenebilecek bir heyet oluşturma konusunda bile anlaşamamışlardır ve bunun da ötesinde siyasi çözüme meyilli olan silahlı grupların ve terörist grupların ayrılması hususunda da bir anlaşma sağlanmamıştır. Bunun dışında, ne zaman askeri bir grup siyasi süreci onayladığını açıklarsa, önce silahını bırakmalı ve siyasi sürece katılmak için siyasi faaliyetlerde bulunmalıdır.

Bu maddelerin hepsi gerçekleşmemiştir ve sonuç olarak onlar her ne kadar bunun aksini açıklamış olsalar da bölgesel ve uluslararası maksatlarında şimdiye kadar sadık olmadıkları dikkate alınarak Astana Müzakerelerinde bizim karşı taraftan fazla bir beklentimiz yoktur.

Astana Müzakerelerinin düzenlenmesini bekliyoruz ama özellikle Astana Müzakerelerinde bütün tarafların isteğinin askeri operasyonların durmasının kesinleşmesi olduğunun açıklanmasıyla birlikte, bende bu konferanstan fazla bir beklentisi olmayanlar içerisindeyim. Ben burada ateşkes kelimesini kullanmıyorum. Bunun adı silahlı grupların orduya, kuruluşlara ve sivillere yönelik düzenlediği saldırıların durmasına karşı askeri operasyonların durmasıdır ve bunun mevcut unsurların dışında ana unsurlara ihtiyacı vardır ve sonuç olarak ben Cenevre Müzakereleriyle siyasi sürece gidilmesinde asıl geçit olan bu asıl hedefe Astana Müzakerelerinde ulaşılmasını beklemiyorum.’

Ali Haydar bölgesel tarafların amaçları ve Türkiye hakkındaki görüşleri ve Türkiye’nin Rusya’yı ateşkese ikna etmesi ile ilgili olarak ve Suriye’deki ateşkesi nasıl değerlendirdiği konusunda şunları söyledi: ‘Rusya gibi dost ülkelerle ilgili olarak ben özel menfaatler arasında yani hükümetin menfaatleri ve Suriye krizi karşısındaki duruşları arasında bir fark olduğuna inanıyorum. Sonuç olarak, eğer Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkiler düzelirse, bu Suriye Hükümetin değil, Rusya ve Türkiye’nin lehine olacaktır.

Suriye Hükümetinin bir yerde bu ilişkiden iyi bir şekilde yararlanması mümkündür ama gerçek şu ki benim Türkiye tarafından fazla bir beklentim yok. Çünkü bu ülke hala kendi menfaatlerinin peşindedir ve “Suriye krizinin siyasi çözümünü isteyenler” unvanında yer almamaktadır. Bu ülke Fırat Kalkanı Operasyonları ve El-Bab şehrine düzenlediği operasyonlarla iyi bir başarı sağladığını düşünüyor ve şimdi İdlib’de bu bölgede bulunan silahlı kişiler vasıtasıyla yeni mesafeler elde ederek konumunu sabitlemeye çalışıyor ve bu durum gerçek bir ateşkes sağlamamıştır ve bu yanlış durum Suriye krizinin çözümünü neden olamaz.

Bu yüzden ben hala Türkiye’nin amaçları konusunda şüphe içerisindeyim ve kuşkuluyum ve bunlar asılsız değildir ve gerçeklere dayanmaktadır. Türkiye’nin bazı menfaatlerini Suriye’nin içinde bulunduğu durumdan karşıladığına ve bu yüzden siyasi bir sürece girdiğine inanıyorum. Biz geçmişte de siyasi sürece gitmesinin çatışmaların baskısı altında olduğunu söylemiştik ama şimdi bu sürece girmelerinin nedeni gerçekleşmiş bir eylemin baskısıyla olabilir (yani Suriye’nin kuzeyine doğrudan müdahale ve Rusya ile koalisyon) ve bunun tehlikesi de çatışmaların tehlikesinden az değildir. Sonuç olarak eğer durum bu şekilde kalırsa bahsettiğim durumlardan dolayı bizi Astana platformundan Cenevre platformuna götürecek duruma ulaşamayacağız.’

Suriye Ulusal Uzlaşı Bakanı, Şam’ın batısındaki Berda Vadisi ve silahlı kişilerin özellikle El-Fice pınarını işgal edip başkent sakinlerine içme suyunu kesmesinin ardından kabul etmediği barış süreci ile ilgili olarak şunları söyledi: ‘Aslında Berda Vadisindeki 11 köyde barışın sağlanması için iki yıldan daha fazla bir süre önce çaba gösterilmişti. Barışa engel olan kişiler silahlı kişilerdir. Çünkü Suriye Hükümeti geçmişteki bütün aşamalarda barışa hazırdı ama teröristlere dışarıdan verilen emirler, Şam’ın içme suyu sağlanan ana kaynaklarının silahlı kişilerin eline geçmesi ve Suriye Hükümetine baskı aracı olarak kullanılmasıydı.

Son dönemde ve ateşkes kuralları esasınca, biz bu ateşkesi gerçek bir barışa dönüştürmeye çalıştık ama teröristler dışarıdan aldıkları emirler doğrultusunda su kaynaklarını bombalayıp, suları kirleterek 6 milyon Suriyeli vatandaşın tek içme su kaynağını tahrip ettiler. Sonuç olarak Suriye Hükümeti 6 milyon vatandaş için su temin etmekle sorumluydu ve iki seçeneğe doğru hareket etmekten başka yolu yoktu. Ya hiç beklemeden ulusal barış süreci ya da kaçınılmaz olan askeri operasyonlar. Çünkü bu konu 6 milyon Suriyeliye karşı işlenmiş bir savaş suçuyla alakalıdır ve diğer bir konu da silahlı grupların büyük bir kısmının Nusra Cephesine bağlı olduklarının açıklanmasıdır ve bu Suriye Hükümeti tarafından yapılan bir suçlama değil, Berda Vadisinde bulunan Nusra Cephesi komutanı Ebu Malik El-Teli’nin açıkça sarf ettiği ifadelerdir.

Bugün Suriye Hükümetinin su pınarlarının onarılmasına karşı çıktığı yönündeki söylentiler doğru değildir. Çünkü silahlı kişiler kendi komutaları altındaki kişilerin onarım için bölgeye girmesini istemektedir ve buna imkân yoktur ve bu durum onarım ekipleri için bile tehlike arz etmektedir.’

En Çok Okunan Dünya Haberler
En Önemli Dünya Haberler
En Çok Okunan Haberler