Arabistan İyi Bir Müttefik Değil Ama Onu Bırakamayız/ Riyad’ın Bölgedeki Bütün Çabaları Başarısız Oldu

Haber Numarası: 1345420 Bölüm: Dünya
آمریکا و عربستان

Amerika Dış İlişkiler Konseyi bir analiz yazısında, Riyad’ın siyasi olarak Washington için iyi bir ortak olmadığını ama Amerika’nın bu ülkenin makroekonomik yararlarından vazgeçemeyeceğini yazdı.

Tesnim Haber Ajansı - Steve Cook tarafından kaleme alınan bu yazıda şu ifadeler yer aldı: ‘Ocak ayının sonlarında Suudi Arabistan Kralı Salman Bin Abdülaziz, oğlu ve bu ülkenin veliaht yardımcısı ve Savunma Bakanı Muhammed Bin Salman, Kral Faysal Hava Kuvvetleri Akademisinin açılışının 50. yılını kutladılar. Bu kutlamada hava kuvvetlerine eklenen birçok F-15 S.A da sergilendi. Bu savaş uçakları Boeing şirketi tarafından F-15’lerde bazı değişiklikler yapılarak güncellendi ve bu şirketle 2011 yılında imzalanan anlaşma sonucu Arabistan’a verildi. Yapılan bu anlaşma 4/29 milyar değerindeydi.

Bu anlaşma, Arabistan için çok büyük bir satın alımdı ama Suudi yetkililer bununla yetinmedi ve 2014 yılında Amerika’ya 30 milyar dolar değerinde yeni bir silah siparişi verdi. Bu kadar yüksek miktardaki silah siparişi, Arabistan’ın 2015 yılında Yemen’e askeri müdahalesinin ardından birçok soruyu da beraberinde getirdi. Al-i Suud İngiltere’ye de 22 milyar dolar siparişte bulunmuştu. Bu astronomik fiyatlarla Arabistan, dünya silah ithalatında Hindistan’dan sonra ikinci sırada yer aldı.

Geçtiğimiz günlerde Amerika’nın bir kolu olan Intelligence Squared grubu Arabistan ile ilişkiler konusunda bir tartışma programı düzenledi. Bu tartışma programında, Arabistan ile ilişkilerin faydalı süresinin sona erdiğine değinildi. Bu toplantının sonunda katılımcıların yüzde 56’sı Arabistan’ın Amerika’nın stratejik bir ortağı olarak kalması sonucuna vardılar. Eğer Arabistan’ın Amerika’dan askeri satın alımlarına bakacak olursak, bu ülkenin hiç şüphesiz Amerika askeri sanayinde istihdam yaratan stratejik bir ortak olduğunu anlarız. Bu konuda gündeme gelebilecek en iyi soru şu, “acaba Arabistan iyi bir ortak ve müttefik mi?”

Yıllar önce Arabistan askeri doktrinini yeniden gözden geçirmeye başladı. Bu yeniden gözden geçirme, Riyad yetkililerinin Amerika güvenlik anlaşmalarının Arabistan karşısında zayıfladığı yönünde duydukları endişenin ardından gerçekleşti. Onlar, Bush döneminden itibaren başlayan İran’a yakınlaşma çabalarıyla birlikte, Amerika’nın bölgede Arabistan yerine İran’ı müttefiki olarak karar kılmaya çalışmasından korkuyorlardı. Aynı zamanda Barack Obama’nın 2011 yılındaki Mısır devriminde Hüsnü Mübarek’i desteklememesi, Suriye’ye doğrudan askeri müdahalede bulunması ve Arabistan için asıl tehlikenin içeriden kaynaklandığını açıklaması, Arabistan’ın artık Washington’un güvenilir olmadığını düşünmesine ve İran’a doğru yönelmesine neden oldu.

İran ile yapılan Nükleer Anlaşma da Suudiler ve Körfez ülkelerindeki müttefikleri için bu düşünceyi doğruluyordu. Bu dönemde Suudi liderler, “madem Amerika İran’ın bölgedeki nüfuzunu durdurmak istemiyor o zaman işe koyulmalıyız” şeklinde bir sonucuna ulaştılar.

Bu durum, Suudi liderlerin bakışında önemli değişiklikler meydana getirdi. Onlar yıllarca Arabistan’ın güvenliğini sağlama konusunda Franklin Delano Roosevelt’in Cumhurbaşkanlığı döneminde Amerika tarafından kendilerine verilen sözlere güvenebileceklerini düşündüler. Tabi bu sözler soğuk savaş döneminde petrol alanında ve batı sermayedarlarının doğu karşısında menfaatlerini sağlama esasınca verilmişti. Suudilerin doktrinindeki değişiklikler, bölgedeki güçlerini kuvvetlendirmek ve Washington’a olan bağımlılıklarını azaltmak için gerçekleşti. Başlarda bu değişiklikler çok iyi bir şekilde uygulandı.

Onlar 2011 yılında Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte yaklaşık 1500 kuvvetini Bahreyn kralını ülkedeki halk ayaklanmalarına karşı desteklemesi için bu ülkeye gönderdi. Arabistanlılar, Bahreyn’deki bu halk hareketlerinde İranlıların parmağı olduğunu ve bu ayaklanmaların başarılı olmasının sonuç olarak İran’ın lehine olacağını düşünüyorlardı. Suudilere göre Bahreyn’e yaptıkları bu müdahale çok faydalıydı. Hammad Bin İsa Al-i Halife devrilmemiş ve Bahreyn, İran’ın nüfuzu altına girmemişti.

Tabi bu, Suudilerin bu yıllar içerisindeki tek başarısıdır. Onlar yıllar boyunca Lübnan’daki nüfuzlarını arttırmaya çalıştılar ve bu konuda İran ile rekabet içerisine girdiler. Ama her zaman İran’ı destekleyen kol olan Hizbullah, Arabistan’ın müttefiklerinden daha güçlü oldu. Suudiler Suriye’de de Türkler ve Katarlılar kadar Beşşar Esad’a karşı muhalefeti destekleme konusunda başarılı değillerdi ama bu ülkedeki rejimi devirmek için yoğun çaba gösterdiler. Suudilerin bölgeyi İran karşısında durdurma konusundaki bütün çabaları başarısız oldu. Bu açıklamalarla birlikte, Esad Suriye’de kalıcıdır ve bu Tahran için büyük bir başarı sayılmaktadır.

Aynı zamanda Yemen’de de Husiler Abd Rabbuh Mansur Hadi hükümetini devirmiş ve onu başkent Sana’dan kovmuştur. Suudiler komşu ülkelerindeki bu kavgayı, İran ile çatışmalarının bir devamı olarak gördüler. Tabi onlar bölgedeki bütün gelişmeleri bu şekilde yorumluyorlar. Onlar Yemen’in Hizbullahlaşmasını, Arabistan’ın istikrarsızlaşmasını ve İran’ın güçlenmesini engellemek için, yeni aldıkları F-15’lerle Yemen’e karşı savaş başlattılar. Onların yaklaşık 200 milyar dolar harcadıkları bu savaşta artık söyleyecekleri bir şey kalmadı.

Onların Yemen’e müdahalesi, şartları Husilerin İran’a yakınlaşmasından korktukları bir yöne doğru sürükledi ve Arabistan daha çok güvenlik bataklığına saplandı.

 Arabistan yaklaşık iki yıldır en fakir Arap ülkesini hedef almaktadır. Onlar zahirde savaş sona erdikten sonra Yemen’in yapılandırılması için 10 milyar dolar ayıracaklarının sözünü verdiler. Bu rakam yıkılan alt yapı tesisleri ve yaşanan insani kriz karşısında çok küçük bir rakamdır. Bu facia, basında Suriye’deki kriz konusunda yayınlanan haberlerin gölgesinde kalmıştır ve kimse bu durumdan haberdar değildir. Sonuç olarak Suudilerin davranışları değerlendirildiğinde, Suudi saltanatının hava kuvvetlerinin bölgede karışık askeri operasyonlar yapacak nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu yüzden onların Suriye’de savaşa girme konusundaki yeni kararı muhalefetlerle karşı karşıya kalmıştır. Nihayetinde Intelligence Squared’ın aldığı karar konusunda şunu söylemeliyiz ki, evet, Arabistan bırakılmamalıdır ama en büyük petrol üreticisi olduğundan ya da Amerika’dan silah aldığından dolayı değil. Arabistan bırakılmamalıdır, çünkü Arabistan kendi başına bırakılırsa Ortadoğu’da daha fazla huzursuzluk ve kargaşa meydana getirecektir ve bunu hiç kimse istememektedir.’

    Tüm Haberler