Türkiye-Hollanda: Bizim Adımız Kriz

Haber Numarası: 1356397 Bölüm: Yaşam/Kültür
پرچم هلند ترکیه

Türkiye ile AB’yi temsilen Almanya ve Hollanda hükümetleri arasında, öncekilerden çok daha sert geçeceğe benzeyen bir kriz yaşanıyor. Üstelik seçim arifesindeki Hollanda gibi Türkiye de referandum sandığının koyu gölgesi altındayken. Böyle zamanlarda krizler mumla aranır; politikacılar açısından kaçırılmayacak bir fırsat, hatta nimet sayılır.

Tesnim Haber AjansıTürkiye ile AB’yi temsilen Almanya ve Hollanda hükümetleri arasında, öncekilerden çok daha sert geçeceğe benzeyen bir kriz yaşanıyor. Üstelik seçim arifesindeki Hollanda gibi Türkiye de referandum sandığının koyu gölgesi altındayken. Böyle zamanlarda krizler mumla aranır; politikacılar açısından kaçırılmayacak bir fırsat, hatta nimet sayılır.

Politik gerçekler olağan zamanlarda bile nadiren göründüğü gibiyken, olağanüstü durumlarda, kriz zamanlarında ise sanıldığı gibi bile değildir. Kriz mi çözülmek için politikacıya muhtaçtır, yoksa politikacı mı krize ihtiyaç duyar, belli değil. Bildiğimiz ve kesinlikle emin olduğumuz bir tek şey var: Modern dünyada politika ve kriz, her zaman birbirini besleyen iki obur unsurdur.

* * *

2006 yılının yaz aylarında NTV’de “Bizim Adımız Kriz” adıyla, politik tetikçilerin stratejilerini en ince ayrıntısına kadar anlatan harika bir belgesel yayınlandı. Orijinal adı “Our Brand Is Crisis” olan belgesel 2015 yılında sinemaya da uyarlandı.

Film, bir grup Amerikalı politik danışmanın Bolivya başkanına seçimleri yeniden kazanabilmesi için yardım edişini konu alır. Bir kampanya nasıl yürütülür sorusunu cevaplamaya çalışan film, politikacıların seçmene bakışını deşifre etmesi açısından da oldukça öğreticidir.

Film, aday olduğu 1952 ABD başkanlık seçimleri öncesi Adlai Stevenson’ın kullandığı bir cümlenin etrafında döner. ABD’li danışmanlık şirketi, müşterisi Bolivya başkan adayına kampanyanın ana fikrini Stevenson’ın şu anekdotuyla anlatır:

“Adlai Stevenson başkanlık için yarışırken miting sonrası yanına bir kadın gelir ve şöyle der: Düşünebilen her insan oyunu size verecek. Peki, Stevenson ne der? O kadarı yeterli değil, çoğunluğa ihtiyacım var!”

* * *

Düşünebilen insanların azınlıkta olduğu ülkelerde –ki çok az toplum bu paradoksun dışındadır- düşünmeyen / düşünemeyen / düşünmesine izin verilmeyen insanların oylarına talip olabilmek, dahası onları alabilmek için hamasi duygular başta olmak üzere mantığa başkaldıran tüm duygulara ihtiyaç duyulur. “Düşünebilen insanlar yeterli değil, çoğunluğa ihtiyacım var” demek zorunda kalmışsanız, beyne hitap etmeyi bırakırsınız. Beyin ise, hitap edemediğiniz bir organ olduğu sürece sizi muhatap almaz. O zaman da tüm ağırlık duygulara yüklenir. Ama gel gör ki duygular olağan durumlarda mantığın hizmetindedirler. Geriye sadece olağanüstü bir durum yaratmak; bir kriz çıkarmak kalır; çıkarırsınız.

Keza “içimiz, dışımız mihrak doludur, dört tarafımız düşmanlarla çevrilidir” söylevini elle tutulur, gözle görülür kılacak bir atmosfer de politikacı açısından iyi bir hamle, dolayısıyla oy tuzağıdır. Yine “Bizim Adımız Kriz” adlı belgeselde danışmanlık şirketinin, müşterisi olan başkan adayına önerdiği taktik şu cümleyle anlatılır: “İnsanlar, korktukları zamanlarda savaş dönemine uygun lider ararlar!”

* * *

Yoğun hamasi duygular insanların beyinleriyle olan irtibatını keser; onları sakin zamanlarda asla yapmayacakları davranışlara sürükler. Zaten “hamaset” kelimesinin Arapçadaki bir karşılığı da “gaza gelmek”, fevri hareket etmektir. Sonunda olan olur: Kahramanlık duyguları kışkırtılan her insan “hücum!” diye emretme yetkisi olan karizmatik bir lider arar; bulmakta da zorlanmaz.

Çoğunluğa ihtiyacı olan bir lider ve neredeyse milli yakıtı gaz olan bir toplum varsa duygulara oynamak, düşmanlılar icat etmek politikanın olmazsa olmazıdır. Tek yapacağınız düşman yaratmak ve gücün sizde olduğuna halkı ikna etmek. Özellikle Ortadoğu’da sertlik ve güç iktidarın arkadaşıdır; çünkü bunlar ortalama halkın aradığı meziyetlerdir ve bu meziyetlere sahip olmak egemen olmanın garantisidir.

* * *

Tekrar filme gelelim isterseniz. Olayın Bolivya’da değil de Türkiye’de geçtiğini hayal ettiğinizde günümüze ışık tutan ilginç bir film seyrettiğinizi anlar ve yaşadığımız süreçle ilgili bir fikir edinirsiniz. Evrensel bir oyunun farklı sahnelerde nasıl da aynı senaryo ile sergilendiğini hissetmeniz işten bile değil.

Gelişmelerin seçim arifesindeki Hollanda üzerindeki etkisine değinmedik; zaten o konumuz değil. Yine de filmde geçen şu repliği aktarmakla yetinelim: “Rakibinin fevri bir mizacı varsa onu kışkırt.”

Türkiye için ise şunu söyleyebiliriz: Halkı şişirip kendini sertleştiren bir lider seçim kazanabilir; ama aslında hiçbir şey kazanmayı başaramaz. Çünkü tek vukuat bir hayatı değiştirebilir.

Mehmet Ali Yar

    Tüm Haberler