Modern Çağın Ebussud Efendisinden Referandum Tüyosu

Haber Numarası: 1378648 Bölüm: Görüş/Röportaj
ترکیه

Unutmayın ki FETÖ isimli haysiyet yoksunu terör ve nifak örgütü mensupları da ulü’lemr’e itaatin farz olduğundan hareketle Pensilvanya aracılığıyla CIA’dan gelen emirlere uyuyorlardı.

Tesnim Haber Ajansı - Yeni Şafak yazarı Prof. Dr. Hayrettin Karaman, 31 Mart 2017 tarihli köşesinde Kur'an'da yer alan “itaat” ile ilgili ayetleri hatırlatarak, “İslâm dini, gerek kamu hayatında ve gerek özel hayatta bazı ‘sıfat’ ve özellikleri taşıyan kimselere itaat edilmesini, onların buyruklarının yerine getirilmesini ve söylediklerine uyulmasını istemiştir” yorumunda bulundu.

Bir kesim tarafından “hocaların hocası” diye anılan, ama her nedense simgesi “güç” olan her kavrama hayranlık derecesinde bağlı olan modern çağın Ebussuud Efendisi Hayrettin Karaman’ın “sıfat” derken neyi kastettiğini anlatmaya gerek yok sanırım. Şu var ki Karaman’ın “sıfat” derken gerçek bir sıfat olan masumiyet ve imameti kastetmediğini herkes bilir.

Öncelikle neden ona Modern Çağın Ebussud Efendisi dediğimizi açıklayalım: Selefi Şeyhulislam Ebussud Efendi Kanuni Sultan Süleyman için “yüce kelamı bildiren kişi” ifadesini kullanarak padişaha itaatsizliğin Allah’a itaatsizlik olduğunu belirtmeye çalışmıştı. Öteden beri egemenler için fetva yayınlayan Hayrettin Karaman ise farklı kelimelerle mevcut iktidara itaatsizliği Allah’a itaatsizlik olduğu fetvasını vererek iyi bir halef olduğunu ispatlamış oldu. Böylelikle “Modern Çağın Ebussud Efendisi” sıfatını hak etti.

İsterseniz ilkin taşra mollalığı ile engizisyon yargıçlığı arasında gidip gelen Ebussud’un çift kişiliği arasında dolaşan Hayrettin Karaman’ın icraatlarını kısaca hatırlayalım.

Hayrettin Karaman, Kuran Arapçadır, Peygamber Araptır, o halde en üstün ırk Arap ırkıdır diyen Rabıta isimli Selefi, Vahabi terör örgütünün siparişi ve bedevi asıllı Suudi Kralının finansıyla mal, mülk, eşitlik, emek, başkaldırı vs. ile ilgili iktidar sahiplerini rahatsız edecek ne kadar ayet varsa tahrif edip, saltanatı ve ona bağlı olarak bin sene yaşasa bitiremeyeceği kadar para biriktirmeyi meşru gösteren eğilip bükülmüş meal yazıp bunun karşılığında yüz binlerce dolar alan kişidir.

Keza 28 Şubat sonrası TC Diyanetinin siparişi üzerine, uzmanlık alanı olmadığı halde TSK'ya durumdan vazife çıkaran tahrif edilmiş tefsir yazıp karşılığında 300 bin dolar alan kişidir.

Sabah akşam İslam adına fetva dağıtırken bir yandan da Ziraat Bankası'nda part-time danışma kurulu üyeliği yapan kişi de kendisidir.

Ekonomi ve finans alanındaki hangi niteliklerine binaen o koltuğa oturduğu bir kenara, en başat geliri -İslam tarafından haram kılınan- faiz olan bir şirketten kazanç sağlaması kadar ironik bir şey olamaz herhalde.

Buraya kadarı “din ekonomiye nasıl alet edilir?” sorusunun cevabıdır. Bunun bir de “din siyasete nasıl alet edilir?” sorusu vardır. İşte onun cevabı da 31 Mart tarihli makalesidir.

“İtaat” isimli makale, Nisa suresinin 59. Ayetinin meali ile başlıyor. ''Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin, sizden olan ulü'l-emre de.”

Sonuç bölümü ise şöyle:

“İslâm dini, gerek kamu hayatında ve gerek özel hayatta bazı sıfat ve özellikleri taşıyan kimselere itaat edilmesini, onların buyruklarının yerine getirilmesini ve söylediklerine uyulmasını istemiştir. Başkan, (burada referandum sonucu ile ele geçecek sıfattan söz ediyor) aile reisi, kumandan, ana-baba, bilmeyenlere göre bilenler (âlimler) bunlardandır ve ulü'l-emr kavramına bunların tamamı dâhil bulunmaktadır. Kamu hayatındaki ulü'l-emr ya halife gibi ümmetin seçmesi ve biatıyla belirlenir –onun tayin ettiği yüksek dereceli memurlar da dolaylı olarak ümmetin belirlediği ulü'l-emr olurlar– ya da bir makamın tayinine gerek bulunmadan, taşıdıkları üstün vasıflarla bu yetkiyi elde ederler. Bu üstün vasıflar “İslâm, ilim ve adalet”tir. Bilmeyenler, Müslüman, âdil, kâmil ahlâk sahibi ve âlim olan kimselere danışmak, fetva sormak ve aldıkları cevabı uygulamak mecburiyetindedirler. Yöneticiler de –bilmedikleri konuları– bilenlere sormakla yükümlüdürler. Bu açıdan bakıldığında birinci derecede ulü'l-emr “âlimlerdir”, ikinci derecede ulü'l-emr ise “yöneticiler, âmirler ve kumanda mevkiinde olanlardır.”

Referandum arifesinde “din siyasete nasıl alet edilir?” sorusuna bu paragraftan daha güzel örnek verilemezdi herhalde.

Çünkü herkes biliyor ki, Hayrettin Karaman’ın hocaların hocası olarak bilindiği bir ülkede bu sözle amel etmeyi vecibe bilip sandık başına gidecek on binlerce insan var. Oysa aklı başında her Müslüman biliyor ki, dini bir kavramı bayağı kelimelerle kirletip sandığa giden yola döşemek âlimlerin vasfı değildir. Hele hele bu fetvayı veren kişi vakti zamanında 300 bin dolar gibi az bir ücrete dinini görücüye çıkarmış biri ise…

Âlim sıfatını taşıyan kişi dini mensup bulunduğu grubun düşüncesine ya da durumuna göre yorumlamaz. Bu dinin tabiatına aykırıdır. Ama işin içine dünyalık girince durum değişir. Hatırlayacak olursanız bu kişi 17/25 Aralık sürecinde de yolsuzluk iddialarını aklama amaçlı fetvalar yayınlamakta bir sakınca görmemişti. Hemen ardından “yılın din adamı” gibi saçma bir isimli ve aniden çıkarılan, uydurulan bir ödüle layık görülmüştü.

Ne yazık ki Muaviye bin Ebu Süfyan sonrası her dönemde çoğu din adamının yaptığı gibi Hayrettin Karaman da her fırsatta güçlü olanın yanında yer alıyor. Lakin bu şaşırtıcı değildir. Asıl şaşırtıcı olan yaşı ilerledikçe güngörmüş olması, Allah korkusunun artması gereken kişilerin her devirde düştükleri durumdur.

Referandum fetvasını verirken aldığı ödüllerin ne kadar etkisi var bilmiyoruz; ama biliyoruz ki referandumu fetva konusu yapmak hiçbir boyutuyla din ile ilintili değildir. Kaldı ki geçtiğimiz hafta yayınladığı fetva ile hayır diyecek olanların kendi değerlerine, öz medeniyet ve kültürüne yabancılaşmış parçalar olduğunu, yine onların Yahudiler, Hıristiyanlar ve diğer din mensupları ile kurulana benzer bir ilişki kurulması gereken varlıklar olarak gördüğünü ilan etmişti.

Son olarak bir çifte standardı anmadan edemeyeceğim. Mademki muhterem kişi kumanda mevkiinde olanları ulü'l-emr kabul ediyordu, 15 Temmuz gecesi komutanının emriyle tankları halkın üzerine süren askerleri neden savunmadı?

Unutmayın ki FETÖ isimli haysiyet yoksunu terör ve nifak örgütü mensupları da ulü’lemr’e itaatin farz olduğundan hareketle Pensilvanya aracılığıyla CIA’dan gelen emirlere uyuyorlardı.

Ali Yar

    Tüm Haberler