Katar, İran’a Karşı Mızrak Ucu Olmak İstemedi

Haber Numarası: 1428815 Bölüm: Alıntı Haberler
mehmetali guller

Katar bir süredir İran’la ilgili olumlu açıklamalar yapıyor, “İran’a düşmanlık yapmakta bir hikmet bulunmadığını” açıklıyordu. Katar Emiri es-Sani’nin 28 Mayıs’ta İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile görüşmesi de “mızrak ucu olmayacağının” son bir ilan şekliydi.

Tesnim Haber Ajansı - Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen, Libya ve Maldivler’in Katar’la diplomatik ilişkileri kesmesi, Ortadoğu’daki krizlere bir yenisini daha ekledi.

Katar karşıtı cephe kararını şu suçlamalara dayandırdı: “Katar terör örgütlerini barındırıyor, yayın organlarında teröristlerin propagandasını yapıyor, Suudi Arabistan’ın Katif bölgesinde ve Bahreyn’de İran bağlantılı ‘terör’ eylemlerini finanse ediyor, Yemen’deki Husi militanları destekliyor!”

Karar, 7 ülkenin her biri için ağırlıkları başka başka olan nedenlere dayansa da, toplamda birbiriyle ilişkili dört nedene dayanmaktadır:

1) İran faktörü

Suudi Arabistan’ın başını çektiği körfez ülkeleri, tehdit gördükleri İran’a karşı bir cephe hazırlığı içindeydi. Obama’nın imzaladığı İran anlaşmasına karşı çıkan Trump’ın ABD Başkanı olmasını fırsat bilen Riyad, bu hedef için kesenin ağzını açtı. Trump’ın ilk yurtdışı ziyaretini yaptığı Suudi Arabistan’da 110 milyar dolarlık silah anlaşması imzalandı.

Trump’ın Riyad ziyaretinde, ayrıca 2015 yılında inşa edilen “İslam Ordusu”nu bir “Vehhabi/Sünni NATO”ya dönüştürme adımı da atıldı.

Böylece ABD İran karşıtlığı için hem bir “siyasi cephe” bulmuş oldu, hem de silah pazarı; geriye bir tek ordu kalmış oldu…

Bu hamle, ayrıca ABD’nin İran’a karşı inşa etmek istediği “Vehhabi/Sünni Arap-İsrail-Kürt” geniş cephesi için de bir ön adım olmuş oldu.

Kısacası Turmp’ın Riyad ziyaretinde ABD ve Suudi Arabistan için ve elbette İsrail için, bir kazan-kazan durumu oluştu.

Fakat Katar, İran karşıtı bu cephe içerisinde bir mızrak ucu olmak istemiyor. Zira Katar’ın hem ekonomik çıkarları buna şu aşamada müsaade etmiyor, hem de İran’ın ilk hedefi olabilecek coğrafi konumu büyük riskler taşıyor.

Katar bu nedenle bir süredir İran’la ilgili olumlu açıklamalar yapıyor, “İran’a düşmanlık yapmakta bir hikmet bulunmadığını” açıklıyordu. Katar Emiri es-Sani’nin 28 Mayıs’ta İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile görüşmesi de “mızrak ucu olmayacağının” son bir ilan şekliydi.

2) Doğalgaz faktörü

Katar’ın doğalgaz havzası İran’la ortak. İki ülke bu nedenle dünyanın en büyük ikinci rezervini oluşturan bu havzada son aylarda iş birliği arıyordu.

Rusya, İran ve Katar üçlüsü Ekim 2008’de doğalgaz konusunda bir iş birliği anlaşması imzalamış ancak Washington ve Riyad etkisiyle Katar doğalgazının Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Doğu Akdeniz’e taşınması ve batı pazarına açılması projesi gündeme gelmişti. 2011’den itibaren Suriye’nin karıştırılmasının nedenlerinden biri de zaten bu projeydi.

Şimdi Katar ve İran’ın “ortak havzada” iş birliği araması, ABD, İsrail ve Suudi Arabistan açısından kabul edilemez bir durumu oluşturuyor.

3) İhvan/Müslüman Kardeşler faktörü

Mısır ve Körfez ülkelerinin Katar’la diplomatik ilişkileri kesmesinin bir nedeni de Katar’ın Müslüman Kardeşleri barındırıyor olması.

Ancak bu aslında yeni bir durum değil. Suudi Arabistan ile Katar ve elbette Türkiye, 2013 yılında Mısır’da Mursi’nin devrilmesinden beri bu problemi yaşıyor. Ki bu problem Suriye’de üç ülkenin desteklediği Suriye Ulusal Koalisyonu içinde kırılmalara ve ayrışmalara bile neden olmuştu.

Bu konudaki yeni durum, ABD Başkanı Trump’ın Müslüman Kardeşleri IŞİD ve El Kaide’nin ardından mücadele edilecek üçüncü “terör” örgütü olarak ilan etmiş olmasıdır. (ABD devlet aygıtı içinde Trump’ın bu tezine karşı duranlar da var. Bu kesimler İhvan’ın diğer terör örgütleriyle aynı sepete konulmasının ılımlıları radikalleştireceği riskine dikkat çekiyorlar.)

İhvan/Müslüman Kardeşler ile ilgili bu yeni durum bölgede kimi telaşlı adımlara da yansıdı. Örneğin Hamas tüzüğünden İhvan’la bağına atıf yapan cümleyi çıkardı, AKP içinde “İslamcıların temizlenmesi” tartışması başlatıldı vs.

Özetle, Trump’ın hamlesi, 2013’den beri Körfez ülkeleri içerisinde var olan Müslüman Kardeşler kaynaklı sorunu Körfez lehine çözmek için yeni bir zemin oluşturdu. Trump’ın İran karşıtı bir cephe örme çalışması, Körfez ülkeleri için monarşilerinin önünde en büyük tehdit gördükleri Müslüman Kardeşler anlayışını bölgeden kesip atmak için bir fırsat oluşturdu.

4) Liderlik mücadelesi faktörü.

Suudi Arabistan’ın başını çektiği 7 ülkenin Katar’ı hedef almasının bir diğer nedeni de Riyad’ın Doha’nın son yıllarda gittikçe öne çıkmasından rahatsızlık duymasıdır.

Ekonomisi nedeniyle nüfusu ve coğrafi büyüklüğünün çok ötesinde bir siyasi nüfuz oluşturmaya başlayan Katar, Suudi Arabistan’ın “patronluğunu” gittikçe rahatsız etmeye başlamıştı. ABD Hava Operasyonlar Merkezi’nin 2003’te Suudi Arabistan’dan Katar’a taşınması, Doha’nın El Cezire gibi geniş imkanlara sahip medyası aracılığıyla Ortadoğu’da etkili olması, Katar’ın Ortadoğu’daki her meseleye aktif müdahale etmeye başlaması, Hamas ve İhvan gibi örgütlere hamilik yaparak Ortadoğu’da bir güç olmaya başlaması, Katar Emiri’nin finans kaynaklarını başta Türkiye olmak üzere bölgede kendi çıkarları için bir yatırıma dönüştürmesi, örneğin bunun karşılığında güvenliği için Türkiye’ye askeri üs açması, Suudi Arabistan’ın gelirini oluşturan petrolün varil fiyatının düştüğü son yıllarda Katar’ın gelirinin dayandığı doğalgazın fiyatını koruyor olması gibi nedenler, Körfez’de “patronluk” sorunu doğurdu.

Riyad’ın saray darbesi beklentisi

Peki bölgede nasıl bir gelişme bekleniyor?

ABD Merkez Komutanlığı’nın ileri karargahının Doha’da bulunması, kuşkusuz 7 ülkenin Katar’a müdahale olasılığını zayıflatıyor. 7 ülke, kara, deniz ve havadan ablukaya aldıkları Katar’da bir saray darbesi olmasını bekliyor.

Zira İngiltere’nin 1971’de bölgeden çekilmesiyle bağımsızlığını kazanan Katar’ın siyasi tarihi, aynı zamanda kanlı ve kansız saray darbeler tarihidir. Katar Emiri’ne ilk saray darbesi 1972’de kuzeni tarafından yapılmış, 1996’da Şeyh Hammad babasını devirmiş, o da 2013’de kansız bir saray darbesiyle iktidarı oğluna devretmek zorunda kalmıştı.

AKP’nin sıkışıklığı

Yaşanan gelişmenin en çok etkileyeceği ülkelerden biri de Türkiye.

Saray ve AKP Hükümeti, İhvanseverlik ve askeri üs karşılığı finans yardımı nedeniyle Katarcı ama ABD’nin inşa etmeye çalıştığı İran karşıtı cephe nedeniyle de Suudici. Bu kıskaç, Türkiye’yi doğrudan taraflardan birinin yanında konumlanıp, diğerine cephe almasını engelliyor.

Cumhurbaşkanı dış politika başdanışmanı İlknur Çevik’in bugünkü yazısına bakılırsa, Saray Katar’a sırtını dönmeyecek ve Körfez’deki sorunu “İran kaynaklı” ilan ederek ve Tahran’ı suçlayarak soğutmaya çalışacak.

Bu “taktik manevranın” işe yaramayacağı açık. Tersine Ankara bu meseleyi “İran karşıtlığı” üzerinden temellendirdiği oranda, ABD’nin Sünni NATO-Kürt-İsrail ittifakına kaçınılmaz olarak sürüklenmiş olacak.

Oysa ki Katar’ın İran’a mızrak ucu olmak istememesi, Rusya, İran, Irak, Suriye cephesine yeni derinlikler oluşturmaktadır. Türkiye bu fırsatı kullanmalıdır. Ancak Saray’ın İhvancılığı Türkiye’nin önündeki engeldir!

Mehmet Ali Güller
6 Haziran 2017

mehmetaliguller.com

    Tüm Haberler