Katar’ın Yeni Dış Politikasındaki Sınavı

Haber Numarası: 1501779 Bölüm: Görüş/Röportaj
ائتلاف ضد قطر

4 Arap ülkesinin başını çektiği ve daha sonra farklı ülkelerin de katılımıyla Katar’la tüm ilişkilerin kesilmesi ve bu ülkeye ambargo uygulanması Katar’ı dış politikada yeni bir sınavla baş başa bıraktı.

Tesnim Haber Ajansı - Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Katar’a karşı siyasi saldırıları süreci, ABD’li bazı medya kurumlarının koordine edilmiş bir yaklaşım ile Fars Körfezi İşbirliği Konseyinin üyeleri ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Riyad yolculuğu arasında gelişen siyasi gelişmeleri de göz önünde bulundurarak, Suudilerin Katar’a karşı uygulayacağı siyasetlere uyumlu bir şekilde krizin başlaması için zemin oluşturduklarını gösteriyor.

ABD’de Katar’a Karşı Psikolojik Savaş

Suudilerin Katar’ı bölgede sahip olduğu konumdan indirme çabası ile aynı zamanda, ABD’li birçok medya ülkede, Katar’ın terörizmin Ortadoğu’da önde gelen destekleyicilerinden olduğunu öne süren birçok araştırma ve rapor yayınladı. Söz konusu raporların yayınlanması ardından Katar, Birleşik Arap Emirlikleri’ni ABD’li medyalara finansörlük yaparak, söz konusu raporların Katar’a karşı yayınlamasını sağlamak ile suçladı. Katar’a göre, Birleşik Arap Emirlikler’i ABD’li medyalara mali destek vererek, ABD Başkanı Donald Trump’ın Riyad’a yolculuk yaptığı sıralarda Katar’ı kötülemeye çalıştı.

Bu doğrultuda Loblog sitesinde yayınlanan bir habere göre; birçok düşünce kuruluşunda çalışan Clifton isimli uzman yazısında, İran ve Katar’a karşı faaliyet yapan birlikler ve enstitülerin kimler tarafından desteklendiğinin herkes tarafından bilindiğini öne sürmüştü. Clifton konu ile ilgili şöyle yazmıştı: “e-mailler sayesinde elde edilen bilgiler; Birleşik Arap Emirliklerinin Washington’daki düşünce kuruluşlarına sağladığı finans desteği iddialarının gerçek olduğu ortaya çıkıyor.”

Bununla birlikte Katarlı ve özellikle Al Jazeera haber kanalının uzmanları, Birleşik Arap Emirlikleri’nin yanında Siyonist İsrail rejiminin de söz konusu propaganda dolu raporlar ve analizlerin hızlı bir şekilde yayınlanmasında rol sahibi olduğunu ve İsrail’in Katar’ın diğer ülkeler ile sahip olduğu siyasi ilişkilerde köşeye sıkışmasını sağlamaya çalıştığını söylemişti. Bu iddiayı doğrulayan olay ise, kısa bir süre sonra gerçekleşti; Siyonist İsrail rejimi Al Jazeera haber kanalının işgal edilmiş Filistin topraklarındaki temsilciliğini kapattı.  Bu doğrultuda İsrail Haberleşme Bakanı Ayoup Kara, Al Jazeera muhabirlerinin katılmasına izin verilmeyen bir basın toplantısında, kanalın Kudüs’teki bürosunun kapatılması kararı alındığını açıklayıp, kanalın “şiddeti teşvik ettiğini” iddia etmişti.

Katar’ın İran İlişkileri

Tüm bu siyasi ve psikolojik baskıları ile beraber Suudi rejimi Katar’ın İran ilişkilerini ele alarak, Fars Körfezi İşbirliği Konseyine üye ülkelerin Suudi Arabistan’ın Tahran’daki elçiliğine saldırılması ardından İran’dan çıktığını ancak Katar’ın bu doğrultuda bir karar vermediğini, tam tersi İran ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini güçlendirdiğini söyledi ve bu konuyu çok büyük bir suçlama olarak Katar’a karşı kullandı. Suudi Arabistan ve ona bağlı medyalar bu doğrultuda haber yaparak, Katar’ın İran ilişkilerini büyütüp bu konuyu büyük bir suç olarak göstermeye çalıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Geri Adım Atması

ABD’li medyalarda Katar’ın Ortadoğu’da en büyük terör destekleyicisi olduğu doğrultusunda yayınlanan haberler ile beraber, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de Katar’ı terörizmi desteklemek ile suçladılar. ABD Başkanı Donald Trump’ın Riyad yolculuğunun sona ermesi ve 500 Milyar Dolarlık askeri ve ticari anlaşmaların imzalanmasından hemen sonra, Suudi yetkililer Katar’a siyasi saldırılarını artırdılar. Aynı zamanda Donald Trump da Katar’ı benzer konularda suçluyordu. Trump’ın Katar’ı terörü desteklemek ile suçlaması, onun bundan önce bizzat Suudileri terörün en büyük destekleyicisi olarak tanıtmasına rağmen gerçekleşiyordu. Hatta Trump Suudilerden ikiz kulelerin 11 Eylül’de el-Kaide tarafından hedef alınmasından ötürü tazminat alacağı yönünde söz vermişti ancak Riyad yolculuğu sırasında Suudiler ile yaptığı ağır askeri ve ticari anlaşmalar onu bundan önce sahip olduğu tutumundan uzaklaştırıp, tam tersine bir yaklaşım göstermesine sebep oldu.

Trump’ın Riyad yolculuğundan ötürü ABD’de birçok eleştiriye maruz kalmasının ardından CBN ile yaptığı röportajda açıklamalarıyla dikkat çekti: “Suudi Arabistan’da çok iyi iki gün geçirdim. Suudi Arabistan bizim uçaklarımızı ve askeri teçhizatlarımızı satın almak ve ülkemize yatırım yapmak için Yüzlerce Milyar Dolar kenara ayırdı ve Ben onlara sizin bunu yapmanız gerekiyor aksi takdirde Ben (Suudi Arabistan’a) gelmeyeceğim demiştim. Düzenlenen tüm anlaşmalar ABD’li işçiler için çok iyi anlaşmalardı.”

Kısacası Donald Trump seçimler döneminde Suudi Arabistan’a karşı tutumlarını ve verdiği sözleri, bu ülkeyle yaptığı askeri anlaşmalar karşılığında unutmaya karar verdi.

Katar’a karşı yapılan hamlelerin yanı sıra, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Mısır’daki askeri ve ekonomik yatırımları hızlı bir şekilde artmaya başladı. Katarlı uzmanlara göre, bu karar aslında Mısır halkının Abdülfettah es-Sisi’ye karşı ayaklanmalarını önlemek için gerçekleşmiştir zira Mısır’da her hangi siyasi bir gelişme, diğer Arap ülkelerini de hareketlendirebilir. Tüm kanıtlar Suudi Arabistan’ın Katar’a karşı başlattığı krizin aslında başlangıçta ABD’nin işbirliği ile gerçekleştiğini gösteriyor ancak krizin devamında, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson başta Katar olmak üzere bölgeye yaptığı yolculuğu sırasında, ABD hükümetinin Katar krizinde hiç bir tarafa daha yakın olmadığını ve krizin tüm taraflarında karşı eşit bir mesafede durduğunu ve bu sorunun siyasi yollardan çözülmesi gerektiğini vurguladı. Bu konu, ABD’nin bölgedeki siyasi gerilimler ve ülkeler arasındaki krizleri oluşturduğunu gösteriyor.

Suudiler ve Müslüman Kardeşler

Söz konusu gelişmelerin ardından, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır beklenmedik bir karar vererek, Hamas hareketi ve Müslüman Kardeşler’i terör örgütü olarak nitelendirdi. Katar hükümetinden Müslüman Kardeşler ve Hamas Hareketine bağlı tüm unsurları ülkeden sınır dışı etmesini ve aynı zamanda bu örgütlere verdiği tüm destekleri bir an önce durdurmasını istedi. Bununla beraber söz konusu Dörtlü Doha’da el-Cezire haber kanalının durdurulmasını isteyerek, Katar ile siyasi krizi çözmek için öne sürdüğü 13 şarttan ikisini bu hususlara ayırdı.

Katar’ın Dış Politikasındaki Sınavı

Şimdi Katar bundan önce hiç karşılaşmadığı bir durumu yaşıyor. Katar’ın uluslararası uzmanların yardımı ve araştırma kuruluşları ile çalışarak Ortadoğu krizinde ve Arap Baharı olarak nitelendiren gelişmelerde dış politikasına güç katmak için en iyi yolu seçmeye çalıştığı doğru ancak tüm bu deneyimler ve potansiyeller bu sefer Suudilerin Katar’ı hedef alması ardından, ortaya çıkan krizden çıkma doğrultusunda kullanılmıştır.

Krizin ilk günlerinden itibaren Al Jazeera haber kanalı Katar hükümetine destek oldu ve medya açısından Katar’a yardımcı oldu ve dolayısıyla Katar Suudi, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın medya saldırıları karşısında savunmasız kalmadı ve medya savaşını iyi bir şekilde kontrol etmeyi başardı. Öte yandan Katar tüm bölge ve uluslararası ilişkilerini kullanarak,  ABD’den başladı ve Trump ile Suudiler arasındaki ittifakı yok etmeye çalıştı ve gelişmelerin süreci Katar’ın bu doğrultuda başarılı olduğunu göstermektedir zira bundan önce de söylediğimiz gibi ABD Katar krizinde taraflardan eşit bir mesafede durmayı tercih etti.

Kuşatma Hedefine Ulaşmayacaktır

Bu sürecin yanı sıra Suudilerin Katar’a deniz, kara ve hava kuşatması uygulamasına rağmen bir şey elde edemedi zira Katar yeterli finans kaynağına sahiptir ve bu şekilde ülke içi ihtiyaçlarını gidermekte zorluk çekmiyor. Ayrıca başta Suudi rejimi olmak üzere Katar’a yaptırım uygulayan ülkeler, Katar’ı kendileri tarafından kuşatma dışında uluslararası çapta hedefleri doğrultusunda her hangi bir adım atamadılar. Bölgesel açıdan ise, bölge ülkeleri Suudi Arabistan’ın propagandalarıyla etkilenmedi. Bu hususta dikkat edilmesi gereken konu, Müslüman Kardeşler ve Filistin İslami direnişini destekleyen hareketler gibi Arap ülkelerinde düşünce ve maneviyat açısından önemli bir nüfuza sahip kurumlar ve partiler ile iyi bir ilişkiye sahip olmasıdır.

Katar’ın Savunmaya Geçmesi

Katar ekonomik krizden çıkmak için hızlı bir şekilde siyasetlerini içinde bulunduğu yeni duruma uygun bir hale getirerek, gıda depolarını doldurdu ve bu sayede vatandaşlarına karşı yapılan psikolojik tehditleri etkisiz hale getirdi. Aynı zamanda Katar anti atak yaparak, Al Jazeera haber kanalı sayesinde terörü destekleme dosyalarını teker teker açtı ve Suudilerin bu konudaki belirgin rolünü herkese göstermeye çalıştı. Suudi rejiminin Yemen’e açtığı savaş konusu da, Suudilere karşı kullanılan dosyalar arasında yer aldı.

Suudi öncülüğündeki Yemen karşıtı Arap koalisyonu, Yemen’e düzenlediği hava saldırılarında başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivilleri hedef aldı ve uluslararası savaş kanunlarını önemsemeksizin; okulları, hastaneleri, su tesisatlarını, ülkenin alt yapısını hedef aldı.

Krizin Sonunda Nasıl Bir Sonuçla Karşılaşacağız?

Şüphesiz Katar Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından bu ülkeye yapılan ekonomik baskılar karşısında direniş gösterebilecek potansiyele sahiptir. Dolayısıyla Suudi Arabistan ekonomik yaptırımlar ile Katar’ı etkileyemez ancak İran İslam Cumhuriyetine karşı 10 yılı aşkın uygulanan yaptırımlar Katar’a da uygulanırsa, bu sefer işin rengi değişebilir. Ama bunun gerçekleşmesi için de ABD’nin söz konusu krizde Suudilerin yanında yer alması gerekecektir. Bunun yanı sıra AB’nin de ABD ile beraber Katar’a yaptırım uygulaması gerekecek, dolayısıyla böyle bir şeyin gerçekleşmesi imkansız diyebileceğimiz kadar zordur zira öncelikle içinde bulunduğumuz koşullar içinde ABD’nin terörü destekleme suçlamasıyla Katar’a karşı bir karar alması takdirinde, bunun On katını Suudilere karşı yapması gerekecektir. Bu doğrultuda dikkat edilmesi gereken konu Suudilerin el-Kaide veya IŞİD terör örgütünün oluşması konusundaki dosyası kabarıktır. Ayrıca Suudi Arabistan’ın 11 Eylül olaylarındaki rolü, keskin bir kılıç misali ABD’nin elinde duruyor ve her an Suudilere karşı devreye girebilir.

Öte yandan ABD’nin Pensilvanya’dan sonra ülke dışında sahip olduğu en büyük hava üssü Katar’da bulunuyor. Bu konudan ötürü de ABD’nin Katar için büyük siyasi bir sorun oluşturması mantıksız olacaktır. Ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk başta Katar krizinde sert bir tavır gösterip Suudiler’in yanında yer almasının yanı sıra, asıl mesele ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un bölge yolculuğunda dile getirdiği gibi, ABD’nin söz konusu krizde hiç bir taraftan yana olmamasıdır. Katar krizinin bundan daha fazla büyümesi artık ABD’nin çıkarlarını karşılamayacak, tam tersi ABD’nin dış siyasetlerini olumsuz yönde etkileyecektir.

Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleri de defalarca Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Katar arasındaki krizin büyümesine karşı olduklarını söylediler.  Fransa Dışişleri Bakanı bu doğrultuda, Katar, Suudi Arabistan ve ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı yolculuklarda krizin sona ermesi için aracılık yapmaya çalışmıştı. Fransa’nın bu konuda henüz bir başarıya ulaşmış olmamasına rağmen, bu karar aslında AB’nin Katar krizini çözmek için ciddi olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Katar en azından AB tarafından emin olabilir ve AB’nin hiç bir taraftan yana olmadan krizin çözülmesi için çaba göstereceğinden dolayı, bu taraftan bir endişe duymadan yoluna devam edebilir.

Göz önünde bulundurmamız gereken bir diğer konu da, Katar’ın Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından yapılan hamleler karşısındaki siyasi tutumudur. Katar hükümeti Suudi Arabistan karşısında durma cesaretine sahip olduğunu, bu ülkenin terör örgütleri ile bağlantıları ve teröre destek olma dosyalarını Al Jazeera sayesinde ifşa ederek veya Türkiye Cumhuriyetinin 3 Bin’i aşkın askerinin Katar’da bulunmasına izin vererek kanıtlamasına rağmen, Katar’ın genel itibariyle takip etti yolun söz konusu krizin sona ermesi doğrultusunda olduğudur. Dolayısıyla Katar’ın siyasi iradesi bu doğrultuda olduğundan ötürü, ABD ve AB’nin, taraflar arasında aracılık yapması ile krizin diplomatik bir şekilde çözülmesi bekleniyor. Tüm bunlara rağmen, Katar krizinin aynı şekilde devam etmesi halinde, bu ülke sahip olduğu potansiyelle yıllarca önemli bir sorun yaşamaksızın yoluna devam edebilir.

Katar krizinde dolaylı yollardan etkili olabilecek önemli ülkelerden biri de Rusya’dır. Rusya genel itibari ile krizin siyasi yollardan diplomatik bir şekilde çözülmesinden yana olduğunu göstermiştir ancak bu ülkenin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile başta Suriye konusu olmak üzere Ortadoğu problemlerinde yaşadığı ihtilaflar, Rusya’nın Katar krizini Suriye krizinin çözülmesi doğrultusunda kullanabileceğini gösteriyor. Katar da krizin başlamasının ardından, Rusya gibi güçlü bir ülkenin potansiyellerini krizin çözülmesi yönünde kullanmak amacıyla Rusya’yı oyuna kattı. Bu doğrultuda Katar ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki sorunların başlamasının ardından, Katar Dışişleri Bakanı Moskova’ya yolculuk yaptı. Rusya bulunduğumuz koşullarda asla Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin tarafını tutmaz, bundan dolayı Katar gönül rahatlığıyla Rusya’yı oyuna katarak bu ülkenin söz konusu krizin çözülmesine yardımcı olmasını bekliyor.

İran ve Türkiye ise Katar krizinde çok önemli bir etkiye sahip olan İki ülke olarak, krizin sonlanmasında büyük bir rol taşıyor. İran mantıklı bir tutum sergileyerek, asla Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni desteklemeyecektir ancak aynı zamanda Ortadoğu’ya hakim olan güvenlik ve askeri krizlerden ötürü bu dosyanın daha fazla büyümesine karşıdır, dolayısıyla tüm taraflardan müzakere masasına oturmalarını istedi. Bunların yanı sıra İran deniz ve hava sınırlarını Katar’a açarak, gıda ürünlerini bu ülkeye gönderiyor zira ekonomik kuşatmaya esasen karşıdır ve bu kuşatmaların milletlere zarar verdiği kanaatindedir.  Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin her türlü askeri müdahale olasılığını ortadan kaldırmak için Katar’a askeri güçlerini gönderen Türkiye ise, Katar’ı desteklemekte çok daha katı bir tutum sergilemektedir.

Dolayısıyla bölgenin İki önemli ülkesi olan İran ve Türkiye de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ortak siyasetlerini asla desteklemiyor ve Katar bu açıdan da kendini güvende hissediyor.

Suudi Arabistan da Katar krizinin büyümesinin başta Yemen ve Suriye olmak üzere Ortadoğu’da açık kalan dosyalardaki tutumunu da olumsuz yönde etkileyebileceğini biliyor ve bu krizin daha karışık bir biçime girmesini istemez.

Suudilerin uluslararası ve bölge ülkelerinin devreye girip aracılık yapmasını beklemesi dışında bir çaresi yoktur ve bu konu da Katar’ın durumu daha kolay bir şekilde kontrol etmesini sağlıyor.

Son olarak da Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Katar arasındaki krizin büyümesi, Fars körfezi işbirliği konseyinin zayıf olmasına yol açabileceğine dikkat edilmesi gerekiyor. Kuveyt bu çerçevede taraflar arasında aracılık yapmaya çalışıyor ve Umman ise tarafsız bir yaklaşım ile Katar’a karşı kuşatmaya katılmamıştır. Bu konu da Suudi Arabistan’ın uygun bir şekilde krizi çözmeye çalışmasına sebep olmalıdır zira aksi takdirde Suudilerin ikinci politikaları Fars Körfezi Ülkeleri İşbirliği Konseyinin zayıf olmasına yol açabilir.

    Tüm Haberler