Türkiye- İsrail Anlaşması Ve Bölgesel Etkileri


Anlaşmanın bölgesel etkilerinden bir diğeri ise; Başta İran, Hizbullah ve Hamas olmak üzere direniş hattında olan tüm grupları çevrelemek, etkisizleştirmek ve hatta asimile etmektir.

Tesnim Haber Ajansı - Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2009 Davos Ekonomik Zirvesi’ndeki  oturumda meşhur ‘one mute’ çıkışıyla gerginleşen Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail’in uluslararası sularda Mavi Marmara yardım gemisine düzenlediği operasyon ve operasyonda 9 Türkiye vatandaşını şehit etmesiyle koptu.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İsrail’in Mavi Marmara operasyonu sonrası yaptığı açıklamada, “İsrail’le diplomatik ilişkilerini ikinci katiplik seviyesine indirdiğini” belirtti, büyükelçiler karşılıklı olarak çekildi.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, İsrail’le diplomatik normalleşme için üç şart sundu; Resmi özür, Mavi Marmara’da şehit olanların ailesine tazminat ödenmesi ve Gazze ablukasının kaldırılması.

Amerika Birleşik Devletleri, Mavi Marmara olayının yaşandığı dönem ve sonrasında Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesini arzuladığını, normalleşme konusunda gerekli katkıyı sunabileceğini defalarca belirtti. Normalleşme sürecinin ilk adımı olan ‘özür dilenmesi’ konusunda da rol üstlendi.

Mart 2013’te Tel Aviv’e giden ABD Başkanı Obama’nın girişimiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak özür diledi ve tazminat ödemeyi kabul ettiklerini belirtti.

O dönemde; Netanyahu’nun ‘özür’ ifadesini kullanıp kullanmadığı, özrün resmi olup olmadığı tartışılsa da uluslararası basın ve kamuoyunda özrün dilendiği düşüncesi hakim oldu.

Haziran 2015’te Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile İsrail Dışişleri Bakanlığı Direktörü Dore Gold’un Roma’da görüştüğü haberlerinin basına yansımasıyla Türkiye-İsrail arasında normalleşme sürecinin başladığı da netleşmiş oldu.

Süreç içinde Sinirlioğlu ve Gold defalarca bir araya gelirken, ‘Türkiye ve İsrail’den normalleşme sürecinin devam ettiğine’ dair sık sık açıklamalar gelmeye başladı.

Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik’in Aralık 2015’te yaptığı; “İsrail devleti ve halkı Türkiye’nin dostudur” açıklaması Türkiye’de soğuk duş etkisi oluştursa da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ocak 2016’da yaptığı “bizim İsrail’e, İsrail’inde bize ihtiyacı var” açıklamasıyla Türkiye basını, akademisyen ve yazarlar İsrail’le normalleşme sürecini bir zorunluluk olarak anlatmaya ve göstermeye başladı. Böylelikle Türkiye’de var olan İsrail karşıtlığı kırılmaya  ve hafifletilmeye çalışıldı.

Feriun Sinirlioğlu ve Dore Gold’un son  görüşmesi 26 Haziran 2016’da yapıldı, anlaşmanın sağlandığı açıklandı. Bir gün sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Binali Yıldırım ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu eşzamanlı açıklama yaparak Türkiye-İsrail Anlaşması ile ilgili bilgi aktardılar. 28 Haziran 2016’da ise dışişleri bakanlıklarında anlaşmanın imzaları atılarak normalleşme süreci tamamlanmış oldu.

Türkiye’nin şartları gerçekleşti mi?

Mart 2013’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı Obama’nın yanından telefonla araması dünya basınının gündemine “sondakika” haber olarak düştü. Türkiye’de Edoğan’ı destekleyen basın Netanyahu’nun “özür” dilediğini yazarken muhalif basın ise resmi özür dilenmediğini aktardı. Bu konuda İsrail basını da Türkiye basını gibi ikiye bölünmüştü ve bir türlü Özrün resmi olarak dilenip dilenmediği netleştirilemedi.

Mart 2015’te İHH’dan Avukat Cihan Gökdemir; “İsrail’in Musevi bir işadamı aracılığıyla, Mavi Marmara saldırısı münasebetiyle İsrailli askeri yetkililere açılan davaların geri çekilmesi karşılığında gemide ölenlere verilmek üzere 1 milyar dolar tazminat teklif ettiğini” açıkladı.

Açıklamaya, iktidar yanlısı gazete ve televizyonlar yoğun ilgi gösterdi ve açıklama üzerinden yoğun propaganda içerikli haberler yapıldı.  Haberin yayınlanmasının üzerinden 1 yıldan fazla vakit çıktı, ama Avukat Cihan Gökdemir’in açıklamasını yalanlayan olmadı.

Gelinen noktada Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, içerisinde açılan davaların kapatılması şartı da bulunan anlaşmada tazminat konusunda, Mavi Marmara’da şehit olanların ailelerine verilmek üzere 20 milyon dolar tazminata onay verdi.

Türkiye’nin bir diğer şartı ise Gazze’ye uygulanan ablukanın kaldırılmasıydı. Anlaşmanın şartlarına bakıldığında ‘abluka şartıyla’  ilgili olarak; “Türkiye’den Gazze’ye gidecek yardımların gemiyle Aşdot Limanına gitmesi ve oradan Gazze’ye ulaştırılması”  ifadesi yer alıyor.

Ablukanın kaldırılması; Gazze’ye insan girişlerinin (karadan ve denizden) yapılabilmesi ve aynı şekilde Gazze’den çıkışlarında bu yollarla gerçekleşebilmesidir.

Ambargonun kaldırılması ise; Gazze’ye hiçbir kısıtlama olmadan gerekli her şeyin girmesinin önündeki engellerin kaldırılmasıdır.

Dolayısıyla; Türkiye-İsrail Normalleşme Anlaşmasındaki ittifak edilen maddeler ablukayı ve ambargoyu kaldırmamakta, ambargoyu kısmen hafifletmektedir.

Türkiye-İsrail Anlaşması’nın muhtemel bölgesel etkileri

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in ortaklaşa planladığı ve Suudi Arabistan’ın öncülük yaptığı Sünni Koalisyon projesi Arap Baharı’yla birlikte yürürlüğe girdi.

İsrail İstihbarat Şefi (Shin Bet)Amy Ayalon 2012’de verdiği röportaj o tarihlerde dikkat çekmediyse de Ocak 2016’da büyük yankı oluşturdu.

İsrail İstihbarat Şefi Amy Ayalon röportajında şunları ifade ediyordu; "Orta Doğu'nun geleceğini şekillendirmemiz lazım ve bunu yapmak için Türkiye önderliğinde Sünni bir koalisyona ihtiyacımız var. Sünni koalisyon Türkiye önderliğinde kurulması lazım, neden mi Türkiye? Çünkü yönetim tarzı Orta Doğu'ya modeldir. Türkiye önderliğindeki koalisyona İsrail varlığını kabullendirirsek Orta Doğu'da büyük çatışma Sünni-Şii arasında olur, Filistin-İsrail arasında değil. İsrail için önümüzdeki 10 yıl içinde Sünni koalisyonun kurulması çok önemli bir adım olacak. Eğer İsrail İran'a karşı tek başına hareket ederse başarılı olamaz ama Sünni koalisyon çatısı altında İran tehdidini yok edebilir. Arap Baharı İsrail için bir şanstır, doğru adımlar atılırsa Orta Doğu'nun yeniden şekillenmesi bizim yararımıza olacaktır.”

Türkiye’nin Ortadoğu’da yaşadığı sıkışmışlık ve Türkiye-İsrail Anlaşması Türkiye’yi ABD-İsrail ortak projesi “Sünni Koalisyon” içerisine çekebilir. Eğer, Ayalon’un ifade ettiği gibi, Türkiye öncülüğünde bir Sünni koalisyon düşünülüyorsa Suudi Arabistan-Türkiye siyasal çatışması sözkonusu olabilir.

Türkiye-İsrail Anlaşması 2013 askeri darbesinden sonra bozulan Türkiye-Mısır ilişkilerinin tamirinde büyük rol oynayacak. Başbakan Binali Yıldırım Türkiye-İsrail Anlaşması ile ilgili yaptığı basın açıklamasında bunun sinyallerini verdi. Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu ise Pazartesi günü yaptığı açıklamada; “Türkiye-Mısır yakınlaşmasının ilk adımlarının yakın zamanda atılabileceğine” işaret etti.

Türkiye-İsrail Anlaşması üzerine bir analiz yayınlayan İsrail  istihbarat kaynaklarına yakınlığıyla bilinen Debka File sitesi anlaşmanın Türkiye-Mısır ilişkilerine de etki yapacağını belirterek şu satırlara yer verdi; “Türkiye kendi topraklarından Hamas'ın İsrail'e karşı eylemde bulunmasına izin vermediği gibi aynı şekilde, Hamas'ın ebeveyni ve Sisi'nin baş düşmanı Müslüman Kardeşler'in Türkiye'den faaliyet yürütmesine de izin vermeyecektir.”

Anlaşma’nın bir diğer boyutu ise kapsamlı istihbarat paylaşımını sağlayacak olmasıdır. Türkiye-İsrail-Mısır-Ürdün-Suudi Arabistan-ABD ve Rusya’nın içinde bulunduğu geniş bir istihbarat havuzundan bahsediliyor. Bu kanadı ülkelerin istihbarat servislerinin başkanlarının yürütmesi öngörülüyor.

Debka File’nin analizine göre; Türkiye-İsrail Anlaşması’nda kararlaştırılan İsrail gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması projesinin güvenliğinin sağlanması için Türkiye-İsrail ve Rusya’nın arasında askeri ve istihbarat işbirliğinin yapılması öncelikli konular arasında.

Program yöneticisinin, “Sünni koalisyonla kimi kastediyorsunuz?” sorusuna Shin Bet Şefi Amyn Ayalon, “Suudi Arabistan, Türkiye, Ürdün ve Mısır” şeklinde cevap veriyor.

Ürdün Kralı Abdullah’ın Zemzem Hareketi Lideri Abdulmecid Zuneybat’ın cemaat tescili başvurusunu kabul edip, Zemzem Hareketi’ne ‘İhvan Cemaati’ tescili verip mevcut İhvan Cemaatini gayri meşrulaştırma çabası ve son dönemde anayasada yaptığı ciddi değişiklikler Ürdün’ü İsrail’in içerisinde bulunduğu bölgesel ittifaka hazırlamak olarak değerlendirilebilir. Zira, gayri meşru ilan edilmeye çalışılan İhvan Cemaatinin içerisinde Hamas ve İslami Cihat destekçici birçok Filistinli ve Ürdünlü bulunmaktadır.

Yine Debka File’nin aktardığına göre İsrail, Afrika Boynuzu’ndan, Kızıldeniz’e  Akabe Boğazı’ndan İsrail ve Mısır’ın Akdeniz kıyılarını içine alan geniş bir alanı dolaylı kontrol altına almayı amaçlıyor.

Bu amaç Türkiye-İsrail Anlaşmasının bir diğer boyutunu göstermiş oluyor. Yani anlaşmanın bölgesel etkilerinden bir diğeri ise; Başta İran, Hizbullah ve Hamas olmak üzere direniş hattında olan tüm grupları çevrelemek, etkisizleştirmek ve hatta asimile etmek.

Türkiye-İsrail Anlaşması aynı gün Türkiye-Rusya yakınlaşması ve Türkiye-Mısır ilişkilerinin normalleşebileceğine dair açıklamalar anlaşmanın sadece iki ülkeyi ilgilendirmediğini, ciddi bölgesel etkilerinin olacağını kanıtlar niteliktedir.

  Ramazan Bursa