Batıda Medeniyet Algısı - 2


İlk yazımızda Doğu ve Batı toplumlarının medeniyet algısına giriş olarak kısaca değinmiştik. Bu yazımızda ise Batı’nın medeniyet algısını daha özele indirgeyerek incelemeye çalışacağız.

Tesnim Haber Ajansı - İlk yazımızda Doğu ve Batı toplumlarının medeniyet algısına giriş olarak kısaca değinmiştik. Bu yazımızda ise Batı’nın medeniyet algısını daha özele indirgeyerek incelemeye çalışacağız.

  Batı, Ortaçağ’da kilisenin skolâstik düşünce tarzının etkisinde kalarak “Karanlık Çağ” olarak adlandırılan “Cahiliye Devrini” yaşamıştır. Yine bu dönemde kilisenin öncülüğünde gerçekleştirilen Haçlı Seferleri ile genel anlamda Kudüs’ü kurtarmak, özelde ise Doğu’nun zenginliklerini ele geçirmek için askerî hareketlilik yaşanmıştır. Anadolu topraklarından geçerek Ön Asya topraklarına yapılan 8 sefer ile Batılılar, doğu medeniyetini yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Bu seferler sonucunda Doğu’nun bilim ve tekniği ile tanışan Avrupalılar bu yenilikleri kendi topraklarına taşımışlardır. Barut ve pusulanın başını çektiği bu yenilikler Batı’nın karanlık çağ’dan çıkmasında büyük rol oynamıştır.

Yeniçağ ile beraber Batı’da kiliseye olan güven sarsılmış ve bilimsel gelişmelerde hızlanma yaşanmıştır. İlk yazımızda değindiğimiz üzere Batı, Doğu’dan aldığı medeniyet öğelerine kendi ekonomik kaygılarını ekleyerek sömürge anlayışını uygulamaya başlamıştır. Yeni Dünya düzeninin şekillenmeye başladığı bu dönemde dünyevî kaygılar Avrupa toplumunda hâkim olmaya başlayınca toplumun manevî değerlerleri yok olmaya başlamıştır.

Batı toplumunda ekonomik kaygılar arttıkça kendi değer yargılarından uzaklaşmada başlamıştır. Avrupalılar, yeni dünya düzeniyle dikkat çekici bir dış görünüşe sahip olsa da, bu düşünce tarzıyla insanlığı gerçek huzura götüren ruhî değerlerden soyutlanmaya başlamıştır.

Batılılar, yaşadıkları teknik gelişmelerle benimsedikleri saldırgan tavırları sömürge sistemiyle kendileri dışındaki toplumlara benimsetmeye çalışmışlardır. Doğu toplumları ise, Batı’nın yaşadığı teknik ve ekonomik gelişmeler karşısında aşağılık duygusuna kapılmışlardır. Bu aşağılık duygusuyla yaratıcılığını yitiren Doğu toplumları ruhsuz ve gelişime sırtını dönen tembel bir yapıya dönüşmüştür.

Batı toplumu, insanların refah düzeyini yükselten ve rahat yaşam koşullarını sağlayan sistemi ile albenisi olan bir yapı kazanırken aynı zamanda ciddi çöküntüleri de yaşanmasına sebep olmuştur. Batı’nın salt bilim üzerine kurduğu bu düzen insanlığın bu dünyadaki cehennemi olurken İngiliz tarihçi ve toplum eleştirmeni Bertrand Arthur Russell’in deyimiyle böyle bir düzene karşı çıkılmalı ve mücadele edilmelidir. Medeniyet, dünyevî gelişmelerle birlikte ruhî zenginlikleri de bünyesinde barındırırken, Batı kendi medeniyet modeli ile eksik ve yanlış bir medeniyet algısı oluşturmuştur. Coğrafî keşiflerle beraber başlayan ve günümüzde en şiddetli halini alan kapitalist sistem Batı’da medeniyet mefhumunun yerini almıştır.

Batı, ekonomik kaygı temeline dayandırdığı bu yeni medeniyet algısı ile insanoğlunu sadece kültür, ekonomi, sosyal ve ahlakî alanda sömürmekle kalmamış aynı zamanda milyonlarca masum insanın bu yolda hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Avrupalılar, kendi menfaatleri için kurdukları bu yeni medeniyet değirmenini masum insanların canı ve kanıya çalıştırmaktan geri durmamışlardır. Unutmamak gerekir ki medeniyet insan eksenli bir mefhumdur. Batı’nın bilinçli ve sistematik bir şekilde “insanlık” kavramının yok etmesi, medeniyet denilen sisteminde çöküş sebeplerinden biri olacaktır.

Tarih, ekonomi, sosyoloji ve psikoloji temellerinde daha ayrıntılı olarak kaleme alınması gereken bu konuya özet şeklinde değinmeye çalıştık. Kapitalist temeller üzerine kurulu bu yapının Doğu toplumlarında yansıması ve medeniyet mefhumunu başka bir yazıda kaleme almak temennisiyle…

Serdan Gündoğdu