Amerikan Yaşam Tarzını Korumak İçin Savaş Olmalı


Buradaki iddiamı kanıtlamak için size sunabileceğim en basit denklem şu: son 70 yıl içinde Amerikalılar bu gezegende kullanılan her şeyin %25’ini tüketti. Gıda, petrol, bakır, kalay, ormanlar, demir cevheri, titanyum ve aklınıza gelebilecek metaları tükettik.

Tesnim Haber Ajansı - Duke amcamı iyi hatırlarım. Ben El Paso-Texas'ta çocukken, Hava Kuvvetleri'nin mavi üniformasıyla uzun ve yakışıklı bir figürdü; ceket yakasının üzerine gümüş meşe dalları takardı. Bir seçkin birliğin üyesi olan  Duke Wolfe, her hafta Biggs Hava Kuvvetleri üssünde işe giderdi. 1962 yılında Stratejik Hava Komutanlığı'nda görevli B52 seyrüseferci pilotu bir binbaşıydı ve tıpkı Amerika gibi hayatının baharını yaşıyordu. O zamanlar “Amerikan yaşam tarzımızı” korumak, Sovyetler Birliği'nden gelen nükleer imha tehdidini savuşturmak demekti. O zamandan beri değişen çok fazla şey olmadı – meselenin hakikati  hariç.

Bugün dünyada yaşanan krizlerin anlaşılması, buraya nasıl geldiğimizin gerçekliğinin anlaşılmasını gerektiriyor. Ancak size dünyadaki çatışmanın gerçek hakikatini anlatmak isteyen uzmanların sayısı pek de fazla değil. Oysa meselenin ruhu şaşırtıcı derece basit, ancak herhangi bir Amerikalının bunu dile getirmesi her zaman yurtseverliğie aykırı bir davranış olarak görülmüştür. Dünya, imkansız Amerikan Rüyası'nın savunulması için krizde. Bu, aynı göz alıcı tüketim rüyası ve bizim 60'lı yıllarla, sonsuz mümkünlük vizyonuyla avunmamızı istiyor. Bu rüya ne kadar cennetvari olursa olsun, imkansız olan şey istemenin sonu gelmezliğiydi. Amerikalılar geçmişte bundan, büyük ölçüde yenilenme ve sıkı çalışma için istifade etti, bu doğru. Fakat görev başındaki seçkinler bize hiçbir zaman ekonomik pastadaki kendi “paylarının” acı maliyetini anlatmadı. Büyümenin,  bir sonu olan bir efendi olduğunu görebiliyorsunuz. Bunu biraz ele alayım.

Buradaki iddiamı kanıtlamak için size sunabileceğim en basit denklem şu: son 70 yıl içinde Amerikalılar bu gezegende kullanılan her şeyin %25'ini tüketti. Gıda, petrol, bakır, kalay, ormanlar, demir cevheri, titanyum ve aklınıza gelebilecek metaları tükettik. Bu gerçeği kavradığınız zaman, haberlerdeki hakikati anlamanız çok daha kolay hale geliyor. Ben bir parça, iktisadımızın imkansızlığını anlatacağım, ama önce en dikkat çekici ABD Başkanı olan George H. W. Bush'tan yapacağım alıntı sizin için bir çerçeve sunacak. 1992 yılında  Rio de Janeiro'da düzenlenen Yeryüzü Zirvesi'nde baba  Bush şunu demişti:

“Amerikan yaşam tarzı, müzakere edilecek bir şey değildir.”

Siz bunun anlamı üzerine düşünürken, ben sizi 2014 yılına ve zor zamanlarımıza uygun sembolik bir adam olan Tom Perkins'in fikirlerine götüreyim. Perkins, Kleiner Perkins Caufield & Byers isimli girişim sermayesi firmasının, yahut dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük para üçkağıtçılığını finanse edip beslemiş insanlar topluluğunun kurucularından biri. “Üçkağıtçılık” derken, tüketicilerin bugün trilyonlar harcadığı, büyük ölçüde faydasız olan Silikon Vadisi'nin teknolojik mega yapılarını kastediyorum. AOL, Google ve yüz kadar başka içi boş yatırım Perkins'i ve başkalarını para babası haline getirirken, dünya için yalnızca saman alevi kadar değer sağladı. Perkins, bu Amerikan Rüyası'nda yanlış olan her şeyin tipik örneğidir.

Perkins'in Wall Street Journal'a yazdıkları, burada söylediklerimin hepsini doğruluyor. Perkins, editöre %1 ve onların Silikon Vadisi'ndeki sürdürülemez kârlarına ilişkin büyüyen rahatsızlık hakkında yazdığı mektupta şunları söylemişti:

“Faşist Nazi Almanya'sının kendi ‘yüzde bir'ine, yani Yahudilere açtığı savaşla, Amerikan yüzde birine, yani ‘zenginlere' açılan tedrici savaş arasındaki paralelliklere dikkatinizi çekmek isterim.”

Amerikalılar arasında %1'in çok fazla şey aldığı yönündeki büyüyen kaygı, insanlığın en berbat politikalarını korumak için kullanılan aynı eski retoriği körüklüyor. “Eğer bizi eleştiriyorsan sen anti-Semitik'sin, Yahudilerden nefret ediyorsun, Nazi'sin”, yahut muhtaç, mazlum insanlara hangi boğuk yafta vurulabiliyorsa o. Perkins'in iddialarına yönelik öfke öngörülebilir bir şeydi, ancak şimdi yok olup gitti. İronik bir şekilde, onun Amerika'da şu anda yaşanan olayları Nazi Almanyası'nda yaşanan korkunç Kristallnacht (Kristal Gece) ile mukayese etmesi ise muhtemelen gerçerliliğini koruyor. Aşina olmayanlar için söyleyelim: Kristallnacht, Almanya'da 9-10 Kasım 1938 tarihlerinde gerçekleşen şiddetli bir Yahudi karşıtı pogromlar dalgasıydı. Perkins, Kristallnacht'ın kökeninde yatan sebepleri, yani bu dünyanın yeni milyarderlerinin kör bir şekilde sınırsız büyümeye doğru yürümesini ise görmezden geliyor. 

Ilımlı kapitalistler Perkins'in mektubunu kaba ve utandırıcı buldu, zira mektup onlara göre varlıklılarla yoksullar arasındaki duvarı daha da yükseltiyordu. Fakat uyarılarının gerçek sebebi bu değildi.  AdWeek ve Silikon Vadisi mülkiyetindeki bütün diğer medya kuruluşları, sert eleştirileri nedeniyle Perkins'in üzerine atladı. Onu “köy ahmağı” olarak adlandırdılar ve fikirleriyle kendi fikirleri arasına mesafe olarak koydular. Perkins'e yönelik üst tabaka eleştirileri küçümseyici gibi görünebilse de, bunlar da yapmacıktı. Perkins %99'un nasıl “kötücül” olabileceği hakkındaki fikri ortaya koydu, sahipli medya da bunu sağlamlaştırdı. Daleverenin boş bir kelime olmadığjnı size hatırlatırım. Örneğin AdWeek'in sahibi Prometheus Global Media'dır, onun da sahibi Pluribus Capital Management and Guggenheim Partners'tır. Burada büyük medya ve para arasındaki muvazaa ve kontrol ilişkilerini didiklemeyeceğim, zira ekonominin anlaşılması daha hayatidir.

1938 yılındaki “Kristal Gece”, bu dünyada bugüne kadar girişilmiş en korkunç insanlık dışılıklara yol açtı. Milyonlarca masum insanın Naziler tarafından hapsedilip yok edilmesi, tarihimizdeki başka her şeyden daha kara bir lekedir. Bu, epey tanıtılmış bir korkunçluktur, fakat korkunçluklar aynı zamanda birer araçtır da. 21. yüzyıl bağlamında Kristallnacht'ın temel noktasının anlaşılması hayati önemdedir. Almanya'daki, Adolf Hitler'in bütün bir halkı hiddetlendirmesime olanak veren servet dağılımı, bugün Amerika'da ve dünyada gördüğümüz ayna tutuyor. “Kristal Gece”nin sebebi, Yahudiliğe veya herhangi bir dine veya ırka karşı duyulan içkin nefret değildi. Kökende yatan sebep, masalsı derecede zengin olanlarla korkunç derecede yoksul olanlar arasındaki eşitsizlik, farklılık, uçurumdu. Yahudiler, Naziler için en kolay katalizördü.

“Amerika Birleşik Devletleri'nde doğmuş bir çocuk hayatı boyunca, Brezilya'da doğmuş bir çocuktan on üç kat fazla ekolojik hasar yaratacaktır.”  – Dave Tilford, Sierra Club -

Bugün kaynaklar gitgide daha kıt hale geldikçe, ekonomiler birbiriyle mücadele ettikçe, bu milyarderlerin kâr “marjları” daralıyor. Büyüme, Amerikan Rüyası, artık ekonomik piramidin en altındakilerden daha fazlasını zorla almadan mümkün değil. Durağan Durum Ekonomisinin İlerlemesi Merkezi'nden Dr. Brian Czech, raporunda, yapısal iktisadın gelen krizleri nasıl önceden gördüğünü açıklıyor. Czech, Perkins'in Kristallnacht benzetmesinin gerçekte yeni türden bir Lebensraum'u, yani Nazilerin “halk için” Rusya'yı ve doğuyu fethetme planını açığa çıkardığını söylüyor. Ve haklı da: Perkins'in bağırmaları ve  Guggenheims gibilerinin şaşkınlığı, %1'in tarihin tekerrür etmesinden ne kadar korktuğunu gösteriyor. Czech'i okuduğumuzda bazı yanıtlar buluyoruz:

“Lebensraum mantığını anlamak için, yapısal iktisadı hızla gözden geçirmemiz gerekir. Ekonominin üç temel sektörü vardır: tarım/madencilik, imalat ve hizmetler. (“Finans sektörü” epey ayrıdır, fakat hizmetlerin genel kategorisine girmektedir.) Bu temel yapının yaygın kabul gören inanış olması gerekir, fakat internet çağında sanal para, iktisadi bilgeliği ortadan kaldırıyor. Dikkatli olmazsak sonumuz, ahmak bir yüzde birci olan Kral Midas gibi olacaktır.”

Sonuç olarak Thomas James Perkins'in “Tedrici Kristallnacht”ı kapımızda mı?  Perkins bunu görecek kadar yaşamadı, fakat onun görünürdeki deliliğinin, çağdaşlarının bizi inandırdığından daha berrak olduğunu düşünüyorum. Perkins bu yılın Haziran ayında 84 yaşında hayatını kaybetti, fakat elitler toprağından gönderdiği korku dolu mesaj hâlâ yankılanıyor. Ben yazıma, zirvesindeki  Amerika hakkında kişisel bir notla başladım. O zamandan beri, tıpkı çağdaşlarım gibi çokça gözlem yaptım. Bir zamanlar üç arabam vardı, tavan aram, tıpkı garajım gibi, bu Amerikan Rüyası'nın meyveleriyle doluydu. Tekneleri, otomobilleri, motorsikletleri, deniz motorları, yazlık evleri ve Amerikan Rüyalarının tümünü gerçekleştirmek için kiralanmış ekstra depolama odaları olan sıradan orta sınıf Amerikalılar tanıyorum.

“Dünya, yaban hayatının yarısını son 40 yıl içinde kaybetti.” – 2014 Yaşayan Gezegen Raporu -

Reklam adamları bize o zamanlar dünyanın zenginliklerinin sınırsız olduğunu anlatırdı. Liderlerimiz bizim canlarımızla savaşlar yürüttü, kanımızı, sanki bunun için riske edilecek engin nehirler varmış gibi harcadı. Kendimiz için anıtlar inşa ettik ve makul bir dünyaya 10 bin yıl yetecek kadar gıda, petrol ve ağaç harcadık. Şimdi, eski başkan Bush'un, Amerikalıların “rüya”dan asla vazgeçmeyeceği şeklindeki iddiasına dönelim. Ardından da bunun bir taraftan pay sahiplerine büyüme ve kârlar sağlarken bu rüyayı beslemeye zorlanan %1'in bir fonksiyonu olduğunu varsayalım.

Şu ana kadar ileri sürdüklerimin hepsinin doğru olduğunu varsayarsak, Perkins'in korkusunu ve %1'in korkusunu anlamak berraklaşır. Öncelikle, dünyanın iflas etmesi nedeniyle suçlanacak olan sıradan “Yahudi” yoktur. Hiçbir sinagog, şeytan Hitler'in hakkında bağırıp çağırdığı sakinlere evsahipliği yapmaz. Eh, Rusya veya İran, yahut bir diğer uzak Soğuk Savaş düşmanı hariç. Bu yüzden bu çapraşık Amerikan Rüyası'nı korumanın yalnızca bir yolu vardır… 

Bir Tedrici Kristallnacht mı olacak yoksa bütün savaşları bitirmek için daimi bir savaş içinde mi olacağız? Bu, çoğumuzun hissettiği en endişeli andır. İşte bu yüzden başkanlık için iki narsist popülistten birini seçmemiz gerekiyor. Göz alıcı tüketim ve büyümenin zirvesine ulaştık, artık bir bolluk alanı yok. Ve önümüzdeki seçenekler, bütün bunların faillerini halkın önüne sürüklemek ile, kaçınılmazlığa karşı faydasız bir mücadelede onların hazine sandıklarını ebediyen beslemekten ibaret. Milyarderler, onları eninde sonunda sokağa sürükleyip mahzenlerini boşaltmamızdan ve bu şekilde bu dünyanın yoksullarını beslememizden korkuyor. Ben ise hususen bunu yapamamamızdan ve 3. Dünya Savaşı'nın geriye yalnızca çok az insanı, kurtarıcı elitlerinin öncülük ettiği küçük bir kabileyi hayatta bırakmasından korkuyorum. Ben 1962 yılında amcamın ve yol arkadaşlarının dünyanın ışığı olan bir yeri koruduğunu düşünürdüm. Hepimiz bunu yaptık. 54 yıl sonra, kendimizden korunmamız için bize kimin yardım ettiğini merak ediyorum. 

Phil Butler / New Eastern Outlook
Çev. Selim Sezer / Medya Şafak