İran'a Gelmekte Geç Kaldık/ İran'a Karşı Örülen Ön Yargıları Yıkmalıyız

Haber Numarası: 1197680 Bölüm: Görüş/Röportaj
Ali Kılıç - علی کیلیج

İstanbul Maltepe İlçe Belediye Başkanı Tahran ziyaretinde, Tesnim Haber Ajansı Türkçe Bölümü'nün sorularını samimiyetle cevapladı.

Tesnim Haber Ajansı - İstanbul Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç komşu ülkelerle olan ilişkilerini geliştirme vadiyle çıktığı Belediye Başkanlığı yolunda ilk ziyaretini geçmişten beri derin ilişkiler içinde olduğu İran'a gerçekleştirdi. Bu ziyarette iki ülke arasındaki siyasetten sanata çeşitli konulardaki görüşlerini paylaştı.

İran ziyaretinizin amacı ne?

İran’a uzun süreden beri gelmeyi planlıyorduk. Maltepe’de belediye başkanı seçildikten sonra öncelikle komşu ülkelerden başlayarak mevkidaşlarımızla görüşerek; ikili, kültürel, siyasi ve ticari ilişkilerimizi geliştirerek komşularımızla yeni diyalog kapısını açma hedefimizi ortaya koymuştuk. Bu ülkelerden biride İran’dı. İran; 5 bin yıllık bir medeniyeti olan çeşitli kavimlere ev sahipliği yapmış birçok ülkeye ev sahipliği yapmış, dünyanın birçok ünlü devlet adamlarını, filozoflarını yetiştirmiş ve biz Türkler için çok önemli bir ülke. Bu nedenle İran gibi bir ülkeye sırtımızı dönmenin yanlış olacağını düşündük ve ilk olarak İran’a ziyaretimizi gerçekleştirdik.

İlk olarak İran İslam Cumhuriyeti’nin İstanbul’daki Başkonsolosu ile görüşmelerimize başladık. Daha sonra kültür ateşeleri ile bu çalışmalarımızı hızlandırdık ve Maltepe’de yaptığımız birkaç etkinliğe Başkonsolos ve Büyükelçi katıldı. İran’da cezaevindeki mahkumların yaptıkları el sanatlarını sergiledik. Çok sayıda sanatçı geldi, filimler sergiledik. Maltepe sınırları içerisinde İran halkına karşı bir ilgi uyandırdık. Aynı coğrafyada yanı başımızda yaşayan bu kadar güzel bir ülke var, biz neden birbirimizi tanımıyoruz diye bir ortam yarattık. Türk halkı İran’ı sadece TV’den tanıyordu. Yani madalyonun bir tarafı gösteriliyordu, arkadaki; derya, o zenginlik hiçbir zaman gösterilmediği için insanlar birbirine yakınlaşamadı.

İran’da Nur Şehrinde bir kadın oğlunun katilini darağacındayken afetti ve bunu Türk medyası, dünya medyası yayınladı. Bende bu kadına bir ödül verilmesi gerektiğini söyledim ve İran’ın tarihi bir fırsat yakaladığını kendisini bu olay üzerinden Dünya’ya çok iyi anlatabileceğini söyledim. O kardeşimizi Maltepe’ye davet ettik ve1 Eylül Dünya Barış Günü’nde O’na yılın annesi ödülünü verdik.

Tahran’ın 22 bölgesi belediyesi ile ilişkilerimiz gelişti. Sayın belediye başkanı kalabalık bir heyetle ziyarete geldiler ve çok güzel ilişkilerimiz oldu. Oradaki çalışmaların görülmesi gerektiğini söyledi ve davet etti. Bizde kalabalık bir heyetle, gazeteci bir grupla belediye meclis heyetiyle, geldik. Gerçekten geç kaldığımızı gördük ve neden bu kadar uzak kaldığımızın nedenlerini araştırmamız gerektiğini gördük. Kültür sanat etkinliklerinde, belediye çalışmalarında, yerel yönetimlerde, özellikle de kentsel dönüşümde ortak bir şeyler yapabileceğimizi gördük ve bu görüşmeleri buradaki muhataplarımızla yapıyoruz. Buradan sonra Nur Şehrine ve Meşhed’e gidip İmam Rıza Türbesini ziyaret ettikten sonra İstanbul’a döneceğiz.

İran’da yeni diplomatik ilişkilerin başlatılması düşünülüyor sizce yerel yönetimlerin bu diplomatik ilişkilerde ne kadar etkisi var?

Benim esas mesleğim gazetecilik, siyasete atılmadan önce Münih’te gazetecilik yapıyordum ve uluslararası ilişkiler uzmanıyım. Hem İslam toplumunun Avrupa’daki Hıristiyan toplum ile yan yana gelmesindeki zorlukları, göçmen sorununu izleme ve inceleme fırsatım oldu. Hem Müslümanların orada isterlerse nasıl kendi ayakları üzerinde durabilecekleri şanslarının olduğunu gördüm. Ayrıca insanların kafasındaki ön yargıların birileri tarafından oluşturulduğunu görüyorum. Bu algı operasyonu en basit Türkiye İran ilişkilerinde kendini göstermiştir. 1970’li yıllardan sonrası Türkiye’de çok önemlidir 1968 sol kuşağın kendisini dalga dışa vurduğu dönem sonrası 1970 darbesi oldu. Yine İran’da bir kıpırdanma yaşanıyor 1979’da finali yaşadı işte bu süreç içerisinde İran aydınları ile Türk aydınları arasında bir diyalog kopukluğu olduğunu görüyorum. Türk solu 1970’li yılların başında Amerikan Emperyalizmine karşı çok sert bir direniş gerçekleştirmiş ve bakıyorsunuz aynı direniş burada da kendini gösteriyor, burada da antiemperyalist bir direniş var. Bütün ambargo kararlarına, baskılarına rağmen yine bir savaşı arkalarında bırakmalarına rağmen İranlı gençler o antiemperyalist duruşu sergilemişlerdir. Aslına bakarsanız aramızda bir çeyrek asırlık fark var Türkiye halkı bunu 1970’li yılların başında göstermiştir. Ardından bir 20 yıl sonran İran bunu gösteriyor. Son 10-15 yıla baktığımızda memnuniyetle belirtmek isterim ki Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri, cumhurbaşkanımız, başbakanımız, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve yerel yönetimler başkanları sık sık buraya gelerek var olan önyargıları kırılması yönünde adımlar atıldığını görüyoruz.

Diplomaside yukarıda kurulan adımların aşağıda da kurulması gerekiyor ki daha hızlı yol kat edelim. İşte biz belediyeler olarak o noktada adım atmalıyız. Bizim amacımız siyaset yapmak değil. Biz yerel yönetimler hizmet amacıyla buradayız. Biz burada iki halkı nasıl kaynaştırabiliriz ona bakıyoruz. Diplomaside iki lider anlaşamıyorsa iki ülke anlaşamıyor gibi gösterilir, iki bakanlar kurulu bir araya gelemiyorsa iki halk anlaşamıyor gibi gösterilir aslında öyle bir şey yok. 1974 Kıbrıs barış harekatında Yunanistan ile çatışma yaşarken Almanya’daki Türk ve Yunan işçiler bir arada olurdu bu çok başka bir şeydir. İşte o işçilerin dayanışması galip geldi. Şimdi biz bunu İran’da uygulamak istiyoruz. Bana verilen rakamlara göre yılda 3 ila 3,5 milyon İranlı kardeşimiz İstanbul’a geliyor ama buna karşılık Türkiye’den İran’a gelenlerin sayısı yüzde 10’u geçmiyor. Bu çok içi açıcı bir durum değil iki ülkenin nüfusu aynı bu durumda bir denge kurmak gerekir. Daha fazla Türk insanının buraya gelmesinin alt yapısını oluşturmak gerekir. Bizim bu çalışmalarımızda bu ön plana çıkacak. Ümit ediyorum ki yukarıdaki diplomaside yaşanan durumda, şuan bir bahar havası yaşıyoruz, bakın Arap coğrafyasında İslam coğrafyasında son 5-6 yıldır çatışmalar yaşanıyor ama İran ile Türkiye 400 yıldır barışı yaşıyor iki ülke arasında kültürel ilişkiler, insani ilişkiler doğrultusunda yakınlaşıyorlar, bunu sürdürmek lazım.

Halkların ilişkiye girmesinde; sanatın kültürün ve sosyal çalışmaların ne kadar önemi var?

Son zamanlarda Avrupa’da İran’ın; senaristleri, yönetmeleri, oyuncuları önemli işlere imza attılar. Yine İranlı müzisyenler Avrupa’da yaşamakta ve iran’ın tanıtımını yapmaktalar. Bakınız Hollywood sineması bu işi çok iyi yaptı yıllardır bize filimler ile bizi etkiliyorlar. Bizimde çok iyi sanatçılarımız var ama bizde sanatçı yalnız bırakıldı. Alternatif sanata devletin destek vermesi gerekiyor. Farklı düşünceleri zenginlik olarak kabul edersek bu coğrafyada barış, huzur ve sevgi daha da güçlenecek aksi takdirde iki liderin söyleyeceği sözle komşu iki ülke karşı karşıya gelmemeli. 400 yıldır huzur içerisinde yaşayan iki ülke kutuplaşmamalı. İşte bunun için aşağıdan duvarların örülmesi gerekir. Biz köprünün ayaklarını çok iyi inşa edersek, üzerindeki geçişten herkes rahatlıkla geçebilir.

Sizin CHP’li bir Belediye Başkanı olduğunuz için soruyorum CHP’nin İran’a ve İran siyasetine bakış açısı nasıl?

CHP Arap Baharı dalgası yaratıldığından bu yana İslam coğrafyasında oynanan bu oyunun farkında. İslam dünyasındaki kardeşlerin karşı karşıya getirilmeye çalışıldığının farkında. Suriye konusunda da öyle. CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, Atatürk’ün: “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesini mutlaka yaşatmamız gerekir demiştir. Suriye dominonun son taşlarından biriydi. Suriye’den sonra sıra ya İran’a ya Türkiye’ye gelecekti. Buna izin vermememiz gerektiğini düşündük ve CHP Genel Başkanı tüm saldırılara rağmen 3 yıl boyunca direnişini göstermiştir. Libya’da, Mısır’da yaşanan olumsuzlukların altını çizmiştir. Suriye’ye geldiğinde ise yeter artık demiştir çünkü Suriye kapı komşumuz ve biz burada ateş çemberinin içine düşmek istemiyoruz; komşu, kardeş ülkemizin bütünlüğü ve ulusal sınırların korunması gerekir demiştir ve haklı olduğumuzu gördük. Bugün milyonlarca Suriyeli göçmenin Türkiye sınırları üzerinden geçerek Balkanlar’da yaşadıkları trajedileri hepimiz gördük. Bu gün Avrupa’da yaşadıkları trajedileri görüyoruz. 3-4 milyon insanın bir anda Avrupa’ya gitmesi büyük sorunların oluşmasına neden oldu daha fazlası da olabilir. Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu önce İran olmak üzere yakın komşularımızla ilişkilerimizin barış, huzur, dostluk içerisinde geleceğe daha güvenle bakabileceğimiz bir şekilde olması gerektiğini söylüyor. Emperyalist senaryoları tersyüz edeceksek önce bizim ortak noktalarda buluşmamız gerekiyor. Ortak noktalar halkımızın geleceğidir, ülkemizin bekasıdır. Biz bunu sağlayabilirsek başkalarının gücü bize yetmez. İran tüm ambargolara, baskılara rağmen antiemperyalist duruş gerçekleştirmiştir ve haklı olduğu görülmüştür. Türkiye ise bu ambargolar yaşanırken Batıya bu ülke benim komşumdur tüm insani yardımları yapacağım demiştir.

Sayın Kılıçdaroğlu, Atatürk’ün kurduğu bir partinin genel başkanı. Atatürk o dönemde de özellikle İran başta olmak üzere komşu ülkelerle yakın ilişkiler kurmuştur. Biz bu ilişkilerin devam etmesini istiyoruz. Cumhurbaşkanımız bu noktada, BM’de İran Cumhurbaşkanı ile bir araya geldi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş İran’a gelerek görüşmeler yaptı.

Sanatçılar, aydınlar, sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri, gençler buluşmalı ortak yerlerde kamplar yapabilmeliyiz. Türk genci Hayyam’ı, Firdevsi’yi, bu toprakları bilmeli. Buradan medeniyet fışkırmış, sadece kendimizi anlatamamışız. Medeniyetlerin buluşmasının dışında komşuların buluşması var burada. Aynı coğrafyada yaşayan insanların birbirine sırtını dönmemesi lazım, kucaklaşma zamanı geldi, bu kadar kanın aktığı dünyada burada barış tohumlarının yeşermesini bekliyoruz.

    Tüm Haberler