Değerler Manzumesi Zaviyesinden Filistin Sorunu

Haber Numarası: 1376953 Bölüm: Görüş/Röportaj
فلسطین

Filistin sorununun gündemden düşmesinin veya arka plana atılmasının bir diğer nedeni de Ortadoğudaki dahili buhranlar, iç savaşlar, müslümanlar arası tahrip ve facialardır. Ne yazık ki, İslam dünyasının bir çok noktasında Siyonist rejimin Filistinli müslümanlara yaptığı mezalimi aratmayan zulümler işlenmektedir.

Filistin meselesinin, insani yönünden ayrı olarak dini ve dini değerler açısından tüm müslümanları ilgilendiren önemli bir yanı vardır. O da, Filistin adındaki İslam beldesinin gayri müslimler tarafından işgal edilmiş olmasıdır.

İslam savaş hukukuna göre gayri müslimler tarafından işgal edilen bir beldedeki tüm müslümanlara, işgalcilere karşı savaşmaları farz-ı ayn olur. Yani küfrün işgali, cihadın ayni olmasının nedenlerindendir. Bu birinci kural.

İkincisi, gayrı müslimler tarafından işgal edilen İslam beldesinin ehli, düşmanı yenmede yetersiz ve zayıf kalırsa, o beldeye yakın olan müslümanlar üzerine de savaşmak vacip olur. Yakındakiler de yetersiz kalırsa, savaş teklifi dalga dalga tüm müslümanları kapsayacak kadar genişler.

Üçüncüsü, savaşın farz-ı kifaye olduğu bir yerde bile müslümanların gücü yetersiz kalırsa, civardaki müslümanlar silahlı ve mali destek vermekle mükellef hale gelir.(Zuhayli, el-Fıkhü el-İslamiyyetu ve Edilletuhu, c:3, sh: 714-716)

Bu kurallar çerçevesinden baktığmızda Filistin, gayri müslimler tarafından işgal edildiği için bütün Filistinlilere düşmana karşı savaşmak farzdır. Filistinliler bu savaşı tek başlarına kazanmaya güç yetiremedikleri için en yakınlarından uzağıya doğru diğer tüm müslümanlar da onlara asker, silah, mali  siyasi ve lojistik destek vermekle mükellef hale gelir. Bu teklif yerine getirilmediği zaman, herkes sorumluluk altında kalır.

Gayri müslimlere karşı savaşın farz-ı kifaye olduğu yerdeki yetersizliğe destek vermek dini bir görevken, işgalci gayri müslimlere karşı savaşın farz-ı ayn olduğu ve o beldenin müslümanlarının yetersiz kaldığı yere destek vermek çok daha güçlü bir şekilde vacip hale geliyor. Filistin ile ilgili böyle bir yükümlülükle karşı karşıyayız tüm müslümanlar olarak; özellikle de devlet yöneticileri. Çünkü sınırların ve pasaportun olmadığı zamanlarda bireyler ve gruplar doğrudan destek verebiliyorlardı ancak modern devletler döneminde bireylerin ve grupların doğrudan destek verme imkanları minimize edilmiştir. Bu durumda müslüman bireyler ve topluluklar, kendi yöneticilerine baskı yaparak yardım yollarını açabilirler.

Fıkıhta ‘nefy’üssebil’ kaidesi vardır. Kafirin müslüman üzerindeki tasallutunun kabul edilemeyeceğini ifade ediyor. Bu fıkhi kurala binaen müslümanlar ile kafirler arasındaki her türlü ilişki ve muamele, eğer kafirin müslümanlar üzerindeki tasallutuna sebep oluyorsa, o tasallutun devamını sağlıyorsa şer’an caiz değildir. Bu hüküm, bireyden devlete kadar herkes için geçerlidir.

Bu fıkhi kural, Nisa suresi’nin 141. Ayetindeki ‘Allah, müminlerin aleyhine, kafirlere asla bir yol vermez’  ilahi bildirimine ve ‘İslam üstündür, ona üstünlük sağlanamaz’ hadisine dayanmaktadır. (el-Mostafavi, Seyyid Muhammed Kazım, el-Kevaidu, ‘Mietu Kaidetin Fıkhiyyetin, sh: 293-294)

Bu fıkhi kurala göre hiç bir müslüman bireyin, grubun ve devletin Siyonist işgalci rejimle ticaret yapması caiz değildir. Hakeza hiç bir müslüman devletin bu habis rejimle siyasi ve diplomatik ilişki kurması da. Çünkü her iki tür ilişki de işgalci gücün müslümanlar üzerindeki tasallutunun devamına imkan tanımaktadır.

Konuyla ilintili olan daha başka ayet ve hadisler de zikredilebilir. İslami değerler manzumesi ve İslam savaş fıkhı açısından durum böyle olunca, her Müslüman'ın da Filistin meselesine bu değerler ve kriterler zaviyesinden bakması gerekir. Bu kurallara uymayan, bu kuralları çiğneyen veya bir takım milli maslahatlar öne sürerek bu kuralları ıskalayan devletlerin siyasetleri Müslüman'lar için ölçü olamaz, kabul edilemez. Müslüman'ın duruşu İslamidir ve kendisini ihata eden meselelere İslami ölçüler açısından bakar, devletlerin milli siyasetleri açısından değil.

Devlet ve devlet yöneticileri, Siyonist işgalci rejime cephe alınca Filistin meselesini savunmamız, devlet ve yöneticilerinin o cani rejimle ilişkileri iyileştirince susmamız, özgün İslam’a göre değil, devlet İslamına göre davrandığımızı gösterir. Devlet ister İslami olsun, ister beşeri, devletin siyaseti İslami ölçülere uymuyorsa, müslüman için itibarsız ve geçersizdir, tabi olunamaz. Olunursa, devlet İslamı tezahür eder. İslam devleti dahi şu veya bu nedenle İslamın açık kurallarını ıskalıyorsa ve o beldedeki müslümanlar da bu siyaseti destekliyorsa, orada İslam devletinden değil, devlet islamından söz edilebilir.

Müslüman birey ve cemaatler devlete güç yetiremeyebilirler ama kendilerine güç yetirebilirler. Müslüman birey ve cemaatlerin siyaseti, devlet ve devletlulara göre değil, İslami ilke ve ölçülere göre olmak zorundadır. Buna binaen, devlet yöneticileri bize yakın olsa bile, hatta içinde yaşadığmız devlet İslam devleti olsa bile, eğer işgalci Siyonist reşimle ilişki kuruyorsa, bu ilişkiyi müslüman bireyler ve cemaatlerin reddetmesi gerekir. Devletin siyasetlerine uymamaları icap eder. Devletin siyasetiyle İslami kriterler çeliştiği zaman, müslüman birey ve cemaatlerin tereddütsüz tercihi, İslami kriterlerden yana olmak zorundadır. Aksi halde devlet İslamına doğru bir evrilme yaşanır ve İslami değerler manzumesi zarar görür, susan müslüman birey ve cemaatler de sorumluluk altında kalır.

Filistin meselesi temelinde ülkemizdeki duyarlılıklara baktığımızda, devlet islamına doğru ciddi bir evrilmeyi gözlemlemek mümkündür. Zira devletin işgalci rejime karşı tavır aldığı ve halkı da katılıma çağırdığı zaman meydanları dolduranlar, haykıranlar; devletin siyaseti değişince işgalci rejimle ilişkileri savunacak duruma geldiler. Bu, tehlikeli bir yanlıştır. Devletin herhangi bir konudaki siyaseti, İslam ile mütenasib olduğu sürece onu desteklemek görev, aksi halde karşı çıkmak görevdir. Bu hassasiyeti gözetmediğimiz zaman, devlet İslamına doğru evriliyoruz demektir.

Filistin sorununun gündemden düşmesinin veya arka plana atılmasının bir diğer nedeni de Ortadoğudaki dahili buhranlar, iç savaşlar, müslümanlar arası tahrip ve facialardır. Ne yazık ki, İslam dünyasının bir çok noktasında Siyonist rejimin Filistinli müslümanlara yaptığı mezalimi aratmayan zulümler işlenmektedir. Hal böyle olunca, herkes kendi derdine, her devlet de kendi çıkarı ve bekasına yönelmekte, kendi ellerimizle kendimizi zelil hale getirmektiyiz.

Müslümanın müslümana olan öfkesi, kini, düşmanlığı, müslümanın kafire olan öfkesini ve düşmünlığını geçtiği zaman, müslüman müslümana karşı kimyasal silah kullandığı zaman, küfre karşı mücadele etmek bir yana dursun, küfrün mezalimine de gerek kalmıyor.

Dahili sorunların zirve yapması, harici sorunları unutturuyor veya müslümanı müslümanın aleyhine gayri müslimle işbirliği gibi zillet verici bir duruma sürüklüyor.

İstisnasız herkesin, hepimizin, her devletin, her mezhebin, meşrebin, ulusun, partinin, derneğin, cemaatin, bireyin bir yerde durup kendine bakması, kafasını soktuğu bunalımdan bir an çıkıp dışarıdan olayları incelemesi, yukarıdan bir resim çekmesi, bir muhasebede bulunması gerekiyor.

Umulur ki, kendimize gelir, dahili sorunları savaşmaksızın çözer de mukaddes mekanlarımızdan olan Kudüs’ün işgaline, ezanı yasaklanan, toprağı işgal edilen Filistin’e yönelme güç ve kudretini buluruz.

İlgili bir konu:

Filistin meselesini, İslam dünyasının muhtelif yerlerinde dil ve egemenlik haklarıyla ilgili hakları kısıtlanan veya yok sayılan uluslar ve onların sorunlarıyla kıyaslayanlar vardır. Bu kıyas ve mukayese esastan yanlıştır. Zira Filistin meselesi müslümanlar ile gayri müslimler arasında olan bir hadisedir. Diğerleri ise, müslümanların kendi aralarındaki bir sorundur. Biri dış hukukla ilgili, ötekiler iç hukukla ilgilidir. Biri kafir ile alakalı, öteki müslüman ile alaklalıdır. Müslüman ve kafir arasındaki bir konuyu ve o kunuya ait hükümleri, müslüman ile müslümanın arasındaki bir konuya uyarlamak esastan yanlış ve batıldır. Filistin meselesi, müslümanlar için ne ulusal bir sorundur ne de iç bir sorun. Filistin konusu, müslim ile gayri müslim konusudur, küfrün İslam beldesini işgal etme meselesidir. Bu iki mevzunun hükümleri, müslümanlara yüklediği sorumlulukları, takaddüm ve tercih sıralamaları fark etmektedir. Mesele, bu iki sorundan birini var, ötekini yok saymak değildir. İki sorunun mahiyetinin ve hükümlerinin birbirinden çok farklı olduğunun bilgisinde ve blincinde olmaktır.

Zeki Savaş

Ufukumuz

    Tüm Haberler