İslam Dünyasının Durumunun Temelinde Ne Var?

Haber Numarası: 1583794 Bölüm: Dünya
Temel Karamollaoğlu - تمل کاراموللااوغلو رئیس حزب سعادت ترکیه

Saadet Partisi genel başkanı Temel Karamollaoğlu’nun 21-22 kasim 2017 tarihli islami uyanış konferansı konuşmasının tam metni.

Tesnim Haber Ajansı - Saadet Partisi genel başkanı Temel Karamollaoğlu’nun 21-22 kasim 2017 tarihli islami uyanış konferansı konuşmasının tam metni:

 

Bismillah Errahman Errahim

Esselamu alyküm

Kıymetli misafirler,

İslam Ülkelerinin Değerli Temsilcileri,

Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

Bu önemli buluşmanın, ismiyle müsemma bir şekilde İslam dünyasının gerçek manada uyanışına vesile olmasını diliyorum.

Bu önemli kuruluşun genel sekreteri olarak Sayın Velayeti’ye de ev sahipliğinden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

 

BU TOPLANTININ İKİ ÖNEMLİ BAŞLIĞI

İslami Uyanış Kurultayının bu yıl ki konu başlıklarının her biri elbette birbirinden önemli.

Ancak iki başlık üzerinde gerçekten çok daha hassasiyetle durulması gerektiğine inanıyorum.

Bunlardan birisi; “İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu sıkıntıların etkenleri?”

Diğeri ise; “İslam dünyasının insicamı için gerekli strateji ve çözümler?”

Bende önemine binaen, konuşmamı ağırlıklı olarak bu iki ana başlık üzerinde şekillendirmeye çalışacağım.

 

 

DÜNYANIN MEVCUT DURUMU?

Bizler elhamdülillah müslümanız. Böyle bir imana sahip olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır. 

Dünyada barışında, huzurunda ancak inancımızın temel ilkelerine sahip çıkılarak sağlanacağına inanıyoruz.

Bu münasebetle stratejimizi belirlerken her şeyden önce dünyanın mevcut halinin röntgenini çekmemiz, tahlilini yapmamız gerekiyor.

Yapılan araştırmalara göre, tüm dünyada terör olayları son 5 yılda 3 kat artmış bulunuyor.

BM’e kayıtlı 193 ülkenin 183’ünde ya bir terör saldırısı, ya bir iç çatışma, ya bir sınır ihtilafı ya da uluslararası bir anlaşmazlık var.

65 milyon insan kaos ve çatışma ortamı yüzünden mülteci durumunda. 1.8 milyar insan içecek sağlıklı sudan ve ilaçtan mahrum.

Her yıl 2 milyondan fazla insan salgın hastalıklar yüzünden hayatını kaybediyor.

Sadece bu verilerin bile, mevcut dünya düzeninin artık sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koyduğu kanaatindeyim.

Çünkü ülkeleri sadece petrol havzaları olarak gören, sınırları hakka, hukuka göre değil enerji güzergâhlarına göre çizen bir düzenin insanlığa gözyaşı ve felaketten başka bir şey getirmeyeceği açıktır.

Bu müstekbirler, emellerine ulaşabilmek için, vahşeti bir politika olarak benimsemekte ve beslemekte de tereddüt etmemektedirler.

Bu kapsamda, dünyada son 120 yıldır oynanan oyunu; özellikle de yüzüncü yılını idrak ettiğimizi Balfour Deklarasyonunu ve doğurduğu korkunç tabloyu göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz. Bunun neticesinde, 70 yıl önce kurulan İsrail, bölgemizin çıbanbaşı olmuş ve sadece Filistin’i değil, bütün bölgeyi kan ve gözyaşına gark etmiştir.

Şimdi de İsrail, ABD, AB ve Siyonist lobilerle beraber, Arz-ı Mev’uda yerleşmek için, bölgemizde, tarihde şahit olmadığımız hile ve entrikalara tevessül etmektedir.

Bölgemizdeki kan ve gözyaşının, mezhep ve kavmiyet taassubu ile tezahür eden kaosun temelinde bu sinsi planlar yatmaktadır.

İslam ülkeleri olarak bizler,  strateji belirleyici olmaktan uzak, estirilen rüzgârın önünde savrulan yaprak gibiyiz. Her şeyden önce, bu gerçeği görmek ve uyanmak mecburiyetindeyiz.

 

İSLAM DÜNYASININ DURUMU?

Peki, böyle bir tabloda, insanlığa umut olması gereken biz Müslümanlar ne durumdayız?

Ne yazık ki, İmamesi kopmuş bir tespih gibi darmadağınığız.

Başımızı nereye çevirsek kesif bir duman görüyor, kulağımızı nereye kabartsak acı bir feryat duyuyoruz.

Kucaklaşacağımıza kutuplaşıyoruz.

Refik olacağımıza rakip oluyoruz.

Çok daha vahimi, düşmanın ellerimize tutuşturduğu silahlarla, tekbir getirerek birbirimizi öldürüyoruz.

Maalesef İslam dünyasının içine düştüğü bu hazin durum, dünyayı kendi menfaatleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışanların ekmeğine yağ sürüyor.

 

SORUNUN TEMELİNDE NE VAR?

Bugün yaşadığımız problemin temelinde,  ırkçı emperyalizmin sahip olduğu güçten çok, İslam ülkelerinin içine düştüğü dağınıklık ve acziyet yatıyor.

Bu acziyet ve dağınıklık yüzünden maalesef birçok İslam ülkesi Batı âleminin

-Ya Sömürgesi, (Benzin istasyonu gibi)

-Ya da Sınır karakolu haline gelmiş bulunuyor.

Oysa İslam ülkeleri olarak Cenab-ı Hakk’ın bize verdiği her türlü nimete ve imkâna sahibiz. 

Bilmeliyiz ki, Müslümanlar ancak imkânlarını birleştirdikleri takdirde muazzam bir güç oluştururlar ve insanlığa yön verirler.

 

COĞRAFYAMIZDAKİ EN TEHLİKELİ OYUN KAVMİYETÇİLİK VE MEZHEPÇİLİK FİTNESİDİR.

Bugün zorlu bir süreçten, ağır bir imtihandan geçiyoruz.

Bizi birbirimize düşürmek, gücümüzü zayıflatmak, kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen güçler var.

Zaten bölünmüş bir coğrafyayı daha da küçük lokmalar haline getirmek isteyenler var.

 

İslam coğrafyası,  “Kürt, Türk, Şii, Sunni, Arap, Acem” gibi her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülmek isteniyor.

 

Bizi bu tehlikeli oyundan koruyacak olan formül bellidir. Ölçümüz Peygamber Efendimizin ölçüsüdür:

Arabın Aceme,  Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, Kırmızının Siyaha, Siyahın da kırmızıya üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır."(Hadis)

Bizler işte bu toplantılarda,

Üstünlüğün ayrılıkla değil, beraberlikle oluşacağını göstermek zorundayız.

Üstünlüğün düşmanlıkla değil, kardeşlikle sağlanacağını göstermek zorundayız.

Üstünlüğün kutuplaşma ile değil, kucaklaşma ile mümkün olabileceğini göstermek zorundayız.

 

ASTANA VE KUZEY IRAK POTANSİYELİMİZİN GÖSTERGESİDİR.

İran ile Türkiye’nin, kökleri yüzlerce yıla dayanan, bir tarih birlikteliği var.

Bölgemizde yaşanan bütün karmaşa ve kaosa rağmen, Türkiye - İran sınırı son dört yüz yıldır değişmemiş,  Her iki ülke açısından da en güvenli sınırlardan birisi olmuştur.

Yani Bizler, bölgemizde yaşanan her türlü meseleyi çözebilecek, her türlü sorunun üstesinden gelebilecek tarihi birikim ve tecrübeye sahibiz.

Bunun en yakın iki örneği Astana görüşmeleri ve Kuzey Irak’ta yaşanan gelişmelerdir.

Astana görüşmeleri Suriye Sorunu’nun silahla, çatışmayla değil, diyalog ve müzakere ile çözülebileceğini göstermesi açısından umut verici olmuştur.

Aynı şekilde Kuzey Irak Referandumu konusunda Türkiye, İran ve Irak Hükümetlerinin ortaya koyduğu kararlı duruş bölgede oynanmak istenen planları bozmuştur.

Bölgemizde çıkabilecek her problem, bu bölgede yaşayanlar tarafından çözülmeli, dış müdahalelere fırsat verilmemelidir.

 

HER KRİZ BİR FIRSATTIR

Coğrafya bir bakıma kaderdir. Aynı coğrafyada yaşayanların geleceği de ortak olacaktır.

Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da bu topraklarda birlikte var olacağız.

Bütün vahametine rağmen krizler geçicidir. Dolayısıyla her kriz aynı zamanda, kendi içinde bir fırsat barındırır.

Yaşadığımız krizlerden ders çıkarmalı ve huzur dolu bir geleceğin temellerini birlikte atmalıyız.

Bu temel ne kadar sağlam olursa, coğrafyamızın da insanlığın da geleceği o kadar aydınlık olacaktır.

 

PEKİ, BUNUN İÇİN NE YAPMALI HANGİ ADIMLARI ATMALIYIZ.

Kanaatıma göre yapmamız gerekenleri, Ana başlıklar itibarı ile özetlemek istiyorum:

 

1- ÖNCELİKLE OYUNA GELMEMELİYİZ:

Batılı ülkelerin, kendi içlerinde bütünleşmeyi savunurken, İslam Coğrafyası’ndaki etnik ve mezhebi ayrılıkları tahrik etmeleri, sömürü niyetinin bir sonucudur. Bu oyunlara gelmemeli, alet olmamalıyız.

2-İTTİFAKLARIMIZI GÜÇLENDİRMELİYİZ:

Her türlü şahsi, ırki veya mezhepsel ihtirasları bir kenara bırakmalıyız.  İhtilaflarımızı, farklılıklarımızı kaşımak yerine ittifaklarımızı güçlendirmeliyiz.

 

3-KAYNAKLARIMIZI DOĞRU KULLANMALIYIZ;

İslam ülkeleri olarak, dünyanın en zengin doğal kaynaklarına sahibiz. Bu kaynakları ülkelerimizin sanayileşmesine, teknolojik ilerlemesine tahsis etmeli, Müşterek yatırımları desteklemeliyiz.

 

4-ARGE’YE ÖNEM VERMELİYİZ:

Eğitim ve AR-GE çalışmalarına önem vermeli, ülkelerimizi ham madde deposu olmaktan kurtarıp, teknoloji ve katma değer üreten ülkeler haline getirmeliyiz.

İçinde yaşadığımız çağda, AR-GE çalışmalarında işbirliği ve koordinasyon çok büyük önem taşımaktadır. Geleceğimizin bu işbirliği üzerine inşa edebileceğimizi hatırımızdan çıkarmamalıyız.

 

5-GÜÇLÜ MÜESSESELER OLUŞTURMALIYIZ:

Ekonomik, teknolojik, siyasi, askeri vb alanlarda ortak paydalar oluşturmalı ve birlikteliği kalıcı hale getirmek için güçlü müesseseler kurmalıyız. Sahip olduğumuz imkânları birbirimizi ezmek, yok etmek için değil, birbirimize destek olmak için kullanmalıyız.

 

6-ÇATIŞMAYI DEĞİL, MÜZAKEREYİ ESAS ALMALIYIZ:

İster Türk, ister Kürt, ister Sünni ister Şii olsun bir Müslümanın felaketi üzerine başka bir Müslüman asla mutluluk inşa edemez, etmemelidir.  Sorunlarımızı, şiddet ve öfke ile değil, sağduyu ve diyalog ile çözmeliyiz.

 

7-HAKLARI TEMİNAT ALTINA ALMALIYIZ:

Haklar pazarlık konusu yapılamaz. Bu coğrafya üzerinde yaşayan herkesin, her türlü insani, kültürel ve sosyal haklarını kabul etmeli ve bunları teminat altına almalıyız.

 

8-UZUN VADELİ STRATEJİLER ÜRETMELİYİZ:

Coğrafyamızın tarihi ve sosyal gerçekleri ile uyumlu plan, proje ve stratejiler üretmeliyiz. Kurtuluşu Batı’ya yönelmekte değil, kendi tarihimize, kendi inancımıza, kendi değerlerimize sarılmakta aramalıyız.

 

9-NİHAİ HEDEF İSLAM BİRLİĞİ OLMALIDIR:

Tıpkı Hacda olduğu gibi aynı amacın etrafında birleşmeli,  aynı hedefe kilitlenmeliyiz.

Şüphesiz ki Bu hedef İslam Birliği olmalıdır.

 

10-İDEALLERİMİZE SAHİP ÇIKACAK VE ONU GELECEĞE

     TAŞIYACAK BİRBİR GENÇLİK YETİŞTİRMELİYİZ

Büyük idealler sabır ve sebat gerektirir. Bu ideallerimizi geleceğe taşıyacak ilim ve yüksek ahlak sahibi nesillere ihtiyacımız var. İşte bunu da ancak bu ideallere sahip gençler yetiştirerek sağlayabiliriz. Eğitim sistemimiz bütünü ile bu hedefe odaklanmalıdır.    

Bu duygu ve düşüncelerle İslami Uyanış Kurultayı’nın bütün insanlık için hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyorum.

Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi yalnız Cenab-ı Allah’tır.

Allah yar ve yardımcımız olsun.

    Tüm Haberler