ABD De Dahil Olmak Üzere Hiçbir Ülkenin İran’a Yaklaşımı İlişkilerimizi Etkilemez

Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi; İslam dünyasının önündeki en büyük sınav sözün ötesinde eylemem geçebilme meselesidir.

ABD De Dahil Olmak Üzere Hiçbir Ülkenin İran’a Yaklaşımı İlişkilerimizi Etkilemez

Tesnim Haber Ajansı - Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Rıza Hakan Tekin’le Tahran’daki büyükelçilik binasında Tesnim Haber Ajansı ile gündeme ilişkin konuları kapsayan bir röportaj gerçekleştirdi.

Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Rıza Hakan Tekin’le gerçekleştirilen röportaj:

Tesnim: ABD’nin Nükleer Anlaşmadan çekilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz, bu yeni dönemde İran ile Türkiye’nin ilişkileri nasıl olacak ve Türkiye’nin bu konuda ön bir çalışması var mı?

Tekin: Öncelikle ABD’nin bu anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesini yanlış buluyoruz. Nükleer Anlaşma; Uluslararası Atom Enerji Kurum tarafından da İran’ın yükümlülüklerini yerine getirdiği 10’dan fazla raporda teyit edilen önemli konuyu ele alan, uygulamaya geçmesinden bu güne işleyen bir anlaşmaydı. Dünya genelinde barışa katkı sağlayan bir düzenlemeden ABD’nin tek taraflı olarak çekilmesi bölge barışına hizmet eden bir düzenleme değildir. Nükleer Anlaşmada, ABD ve çok yakın çerçevesi birkaç ülke dışında dünyada bir konsensüs olduğu açıktır. ABD’nin bu hareketinin elbette anlaşmayı düzenleyen konu dışında uluslararası alanda da olumsuz etkisi olacaktır. ABD’nin attığı bu adımla, geçmişte yapılan ve gelecekte yapılacak anlaşmaların da geleceği de belirsizliğe sürüklenmiş oluyor. Şimdi gerek Türkiye gerek diğer ülkeler bu tek taraflı atılan adımın olumsuz sonuçlarını nasıl bertaraf edebiliriz diye çalışıyor. Tabi bu konuda İran’ın takınacağı tavır çok önemli. Trupm’ın açıklamasından bu güne kadar İran’ın tutumu gayet olumlu ve takdire şayan bir tutumdur. İran’ın bu olgun tepkisi, tıpkı Sayın Cumhurbaşkanı’nın belirttiği gibi, bazılarının kafasındaki planları bozmuştur.  Bu tutumun muhafazası önemlidir ve bizde Türkiye makamları olarak İran’a bunun devamını tavsiye ediyoruz. Elbette bu tutumun muhafazası için İran’ın bir takım ekonomik çıkarlardan faydalanması gerektiğinin farkındayız. AB ülkelerinin bu konuda yoğun bir çalışma içinde olduğunu görüyoruz. Aslında bir başka açıdan bakarsak bu kararın bir hayır getirdiğini, ülkelerin artık ABD’nin tek taraflı, kendi iç hukukundan kaynaklı bazı tasarruflarına bağlı kalarak uluslararası ilişkilerini düzenleme gereğinden kurtularak kendi başlarına bağımsız bir şekilde ilişkiler geliştirmesinin yolunu da açabilecek bir durum yaratmıştır. Ülkelere ABD olmadan ilişkilerini geliştirebilecekleri bir yol açmıştır. Elbette uluslararası alanda bu çabaların nasıl bir sonuç vereceğini kestirmek kolay değildir. Çünkü ABD’nin hala dünya ekonomisinde çok başat bir konumda olduğu kesindir.

İran bizim için köklü ilişkilere sahip olduğumuz komşu bir ülke olmasının yanı sıra büyük bir ticari ortaktır dolayısıyla biz ABD’nin bu anlaşmadan çekilmeden önce, çekilmenin gerçekleşmesi durumunda Türkiye-İran ticari ilişkilerine etkilerini incelemeye daha öncesinden başladık. Biz geçmişte, 2012’de bile çok ağır yaptırımların uygulandığı dönemde de, İran’la ilişkilerimize dayatmalara meydan vermeyen bir tutum izlemiştik. Hatta bu yüzden bazı bedeller ödemek zorunda kalmıştık hatta henüz bazı bedeller de ödüyoruz. Bizim İran’a yönelik yaklaşımımızda herhangi bir değişiklik yoktur. ABD de dahil olmak üzere hiçbir ülkenin İran’a yaklaşımı bizim ilişkilerimizi etkilemez, üçüncü ülkelerin ajandalarıyla İran’a bakmayız. İki ülke arasında son dönemlerde üst düzey temaslar hız kazandı ve yapılan bu görüşmelerde, ekonomik ilişkilerimize etki edebilecek olumsuz dış etkenleri nasıl etkisizleştirebileceğimizi araştırdık. Trump’ın aldığı son karar bu çalışmaların ne kadar gerekli olduğunu göstermiştir. Ne mutlu ki bu gün Türkiye ve İran arasında milli parayla ticaretin önünü açan uygulamayı hayata geçirdik. Belirsizliklerin arttığı bu dönemde İran bakanları ile temaslarımızı sürdürüp daha fazla neler yapabileceğimizin üzerinde duracağız. Buna ilave olarak Avrupa ve Asya’daki ortaklarımızla bu yeni ortamda nasıl hareket edebileceğimizi görüşeceğiz.

Tesnim: Trupm’ın ABD Tel Aviv Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşıması konusunda bazı Arap ülkelerinin sessiz kaldığı dönemde İstanbul’da olağanüstü toplantı gerçekleşti ve sonuç bildirisi yayınlandı fakat fiili olarak bir adımın atılması konusunda bir girişim olacak mı?

Tekin: İslam dünyasının önündeki en büyük sınav sözün ötesinde eylemem geçebilme meselesidir. Bildiğiniz üzere kuruluş amacı Kudüs sorununun çözümü olan İslam İşbirliği Teşkilatının bu dönemki başkanı Türkiye birçok girişime öncülük yapıyor. ABD elçiliğinin taşınması kararı aldığında da bir toplantı düzenlenmişti bu seferde Türkiye İstanbul’da bir toplanı düzenledi. İsrail, ABD gibi ülkelerin zihinlerinde; birkaç İslam ülkesi toplanır ve güçlü bir demeç verirler sonra bu konu unutulur kapanır gider düşüncesi hakim olabilir. Bu tehlikeli düşünceyi kırmak için İslam dünyasının çok fazla çaba harcaması ve faaliyet göstermesi gerekmektedir. Aksi takdirde Filistin sorununun çözümü için benimsenmiş uzun yıllar tartışılmayan Kudüs’ün statüsü gibi bazı parametrelerini aşınmaya başladığı gibi bu da aşınacaktır. Tabi sadece İslam dünyasının değil İslam dünyasının dışındaki diğer ortaklarımızı da bu konuya angaje etmemiz gerekiyor. Birkaç ülkenin irade sahibi olması bir sonuç alabilmek için yeterli olmuyor. Son yaşanan olaylardan sonra Washington ve Tel Aviv Büyükelçilerimiz geri çağırdık ve İsrail’in Türkiye’deki büyükelçisini İsrail’e dönmeye zorladık. Biz özellikle ABD ile ilişkisi olan İslam ülkelerinden ve İslam dünyasında da benzer adımların atılmasını bekliyoruz.

Tesnim: Türkiye’nin somut adım atmaya yönelik İsrail’in de güvenliğini sağlayan Kürecik Radar Üssü’nü kapatmaya yönelik bir girişimi olacak mı?

Tekin: Kürecik Radar Üssü’nün İsrail’in güvenliğini sağlıyor şeklinde tanımlamak doğru değildir. Kürecik radar üssü Türkiye’nin güvenliği ile ilgilidir. Bildiğiniz üzere Türkiye NATO ülkesidir ve NATO çerçevesinde kendi güvenliğini sağlamak için bir takım, askeri üsler, hava üsleri, radar üsleri gibi çeşitli güvenlik tedbirleri alınmaktadır. Dolayısıyla Kürecik radar üssünü de İsrail’in güvenliği için olduğunu söylemek yanlıştır, biz bunların kendi güvenliğimiz için olduğunu düşünüyoruz, yani İsrail’e tepki vermek için kendi güvenliğimizi içine aldığımız konularla bağlantı kurmamız doğru değil. İsrail’in canını acıtabilecek başka türlü, uluslararası alanda geniş bir tabanda, tedbirler alınabilir. Bir iki ülkenin alacağı karar çok etkili olmayacaktır. Bunun için çok zor da olsa İslam dünyasında birlikteliği sağlamamız lazım. İslam dünyasının içinde bulunduğu durum ortada ama yine de umutsuzluğa kapılmamalı önce İslam dünyasında daha sonrada uluslararası alanda eylemde bulunmak gerekmektedir.

Tesnim: Peki Türkiye, ABD’nin yaptığına karşılık bir misilleme olarak büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma gibi bir eylemde bulunabilir mi?

Tekin: Kudüs’te bir Başkonsolosluğumuz var zaten ve bu konsolosluk Tel Aviv’deki büyükelçiliğe bağlı değildir, doğrudan Dışişleri Bakanlığına bağlı ve Filistin yönetimine akreditedir. Dolayısıyla bizim zaten Filistin nezdinde bir temsilcimiz var. Tabi bunu hukuki gerçekler nezdinde büyükelçiliğe yükseltmek mümkün değildir. Sonuçta orası da İsrail’in hakimiyetinde bir bölgedir ve dolayısıyla Filistin konusunda bir barış olmadan öyle tek taraflı bir statü yükseltmek zaten tanınmaz da bir işe yaramazda ayrıca onun doğurabileceği bir sonuç İsrail makamlarının orayı kapatması olabilir ve Filistin’le bir bağımız kalmamış olur dolayısıyla böyle adımlar atarken konunun o tarafını da düşünmek gerekir ki Filistinli kardeşlerimizi zor durumda bırakacak bir adım atmamız gerekir.

Tesnim: Astana süreci çerçevesinde Türkiye’nin çatışmasızlık bölgelerinin oluşturulması kararlaştırılmış bundan sonra Türkiye İdlib’e giderek askeri üsler kurmuştur fakat Türkiye’nin geçici olarak orada bulunması kararlaştırılmışken askeri üsler kurması orada uzun süre kalmayı istediği tartışmalarına neden olmuştur. Bu bağlamda Astana süreci ve Türkiye’nin idlib’deki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tekin: Astana süreci Suriye’deki durumun bir nebze hafifletilmesi için çok önemli rol oynamıştır. BM nezdindeki diğer gelişmelere bakıldığında kısmi bir başarı olarak değerlendirilebilir ama bu güne kadar Astana’dan memnun muyuz diye soracak olursak olumlu cevap veremeyiz çünkü asıl hedef Suriye’de akan kanın durmasıyken henüz bu gerçekleşmemiştir. Bunun için çok çaba harcamalıyız zaten amaç ateşkes anlaşması değil kalıcı barışı sağlamayı amaçlamaktayız ama biz henüz geniş kapsamlı ateşkesi henüz sağlamış değiliz. Bunları ideal olana göre söylüyorum yoksa Astana şimdiye kadar sahada önemli başarılar sağladı.

Türkiye, İdlib’te garantör bir ülke ve 12 gözlem üssü kurması konusunda mutabık kalınmıştır. Türkiye’nin İdlib’te kurduğu üslerin bu 12 üs olduğunu zannediyorum. Türkiye’nin Suriye’de kalıcı bir üs kurma amacı yoktur, Türkiye biran önce kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasını, Suriye’nin toprak bütünlüğünü muhafaza edecek şekilde bütün Suriye halkının temsilcileri tarafından yönetilmesini istemektedir. Suriye’nin her bölgesinde teröristlerle mücadele edilmesine inancımız var fakat bu mücadele yapılırken sivil halka zarar verilmemesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü maalesef Suriye’nin diğer bölgelerinde bu konuda gereken hassasiyet gösterilmemiştir. Biz, Astana süreci boyunca sivil halk ve teröristler arasında ayrım yapılmasını vurguladık ve vurgulayacağız. Bir bölgenin toptan bombalanmasını veya teslim olanların oradan çıkarılmasını doğru bulmuyoruz, bu Suriye’nin kalıcı barışına katkı sağlamayacağı gibi Suriye’yi bölmek isteyenlere destek saylayacağını düşünüyoruz. İran, Türkiye ve Rusya bazı ülkelerin karşı olmasına rağmen Astana sürecini başarıyla gerçekleştiriyor.

Suriye’de kalıcı barışın sağlanması için siyasi süreci başlatacak zemini yaratmaktır. Bunun için Soçi  kongresinde kararı alanına Anayasa komisyonunun biran önce toplanması lazım fakat rejimin bu konuda olumsuz tutum izlediği ortada. Sonuç olarak biz Astana’daki ortaklarımız nezdinde ve Suriye’deki temas içinde olduğumuz muhalefet nezdinde barışın sağlanması için çabalarımızı sürdüreceğiz.  

Tesnim: Türkiye, Zeytin Dalı Operasyonu ile terörist olarak adlandırdığı Kürtleri Afrin’den çıkardı peki bundan sonra Türkiye’nin Afrin’deki planı ne?

Tekin: Bizim planımız, Afrin’i Afrinlilerin yönetmesidir. Maalesef PKK-PYD terör örgütü dış güçlerinde desteği ile Suriye’de oldubitti yapmak istedi. Bizim sınırımızda olan ve Suriye’nin kuzeyinde Ak Denize ulaşacak bir koridor yaratmak istiyorlardı. PKK-PYD terör örgütü bunun ötesinde Kürt olmayan yerlerde de hakimiyet kurmaya çalışıp demografik mühendislik yapmaya çalışıyorlar. Hiçbir ülke sınırının hemen ötesinde bir terör örgütünün yuvalanmasına izin vermezdi nitekim Türkiye’de bunu yaptı. Rakka ve Musul’da yapılan operasyonlarda şehirler mahvedilirken Türkiye azami hassasiyet göstermiş sivil ve terörist ayrımı yapmıştır. Türkiye’nin El Bab ve Afrin’de gerçekleştirdiği operasyonlar Suriye’yi bölmek isteyenlerin planlarını bozmuştur.

Tesnim:  Türkiye,  PYD- PKK destekçileri ABD ve Fransa’nın da üsleri olan Fırat’ın doğusunda bir operasyon hedefliyor mu ve siyasi sürecin başlaması ve bu bölgelerin de temizlenmesi için Esad’la doğrudan bir görüşme gerçekleştirir mi?

Tekin: Biz, Suriye’nin neresinde olursa olsun bir terörist grubun tek taraflı tahakküm kurmasına, bir bölgeyi ele geçirmesine karşıyız. Hele ki sınırlarımızda böyle bir şey olunca bizi doğrudan etkilemektedir. Dolayısıyla PYD-PKK’nın Fırat’ın doğusunda bir oldubitti yaratmasına karşıyız ve buna müsaade etmeyeceğimiz söyledik. Biz, orada büyük üsler kurduğu söylenen ABD ile bir söylem başlatmıştık, bir takım mekanizmalar kurulmuştu fakat Tillerson aniden görevden alınınca onların işlemesi gerçekleşmedi. Şimdi Pompeo göreve geldi ve bu mekanizmaların işlemesi ertelendi. Bizim tercihimiz bu konuyu diplomatik yollarla, müzakerelerle teröristlerin bu bölgelere hakim olmamasını sağlamayı istiyoruz ama bu yolla olmazsa o zaman Türkiye Afrin’de ya da El Baba’da olduğu gibi o güç ve kararlılıkla diğer yolları da kullanacaktır. Tabi önceliğimiz bunların kurdukları şeyleri kendilerinin sökmeleri ve orayı bölgenin gerçek halkının kendi iradeleri ile yönetmesidir.

İkinci olarak ise Esad’la görüşme Türkiye’nin gündeminde yoktur. Suriye’de 7 senedir yaşananların baş müsebbibi olarak gördüğümüz kişinin Suriye’nin geleceğinde yerinin olmadığını düşünüyoruz hatta Suriye halkına serbest seçim hakkı verilse Suriye halkının da esasen bu yönde bir karar alacağından şüphemiz yok. Bilindiği üzere Astana ve Soçi’de siyasi bir çözüm süreci var ve bizim amacımız artık siyasi süreci anlamlı bir şekilde başlatmaktır. Bu mücadelenin sahada kazananı olmayacaktır hiçbir taraf silah yoluyla bir çözüm alınamayacağını düşünüyoruz sonuç masada alınacaktır. Görüş ayrılıklarımız olsa da İran, Türkiye, Rusya Astana’da bunun için uğraşıyor. Uluslararası toplumu da buna angaje etmemiz gerekiyor. Biz Türkiye olarak muhalifler nezdinde bir nüfuzumun olduğunu biliyoruz ve muhalifleri yapıcı bir çizgiye çekmek için her türlü çabayı gösteriyoruz. Diğer ülkelerin de nüfuzu bulunduğu taraflar için benzer çabaları göstermesini bekliyoruz.

Tesnim: Irak seçimleri ve Türk yetkililerin Kerkük’ün durumu hakkındaki bakış açısı nelerdir?

Tekin: Irak halkının serbestçe iradelerini kullanması ve seçimlerin nispeten olaysız gerçekleşmesi tabiatıyla bizi mutlu etmiştir. Yalnız Kerkük ve Süleymaniye’de bir takım ciddi itirazlarda gözlenmiştir. Özellikle Irak’ın küçük bir örneği olabilecek Türkmenleri, Arapları ve Kürtleri oluşturan Kerkük’te itirazlara yer verilmeyecek şeklide sağlıklı bir sonuç alınması önemlidir. Buradaki şikayetlerin anayasa çerçevesinde ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Bunu ötesinde seçimlerden sonra en önemli beklentimiz; Irak’ın bütünlüğüne önem verecek, mezhep ya da etnik çatışmaları ortadan kaldıracak, Irak’taki milli grupları güçlendirecek, Irak’ı ayağa kaldıracak, bütün Irak halkının desteğini arkasına alacak bir hükumetin kurulmasıdır.

Tesnim: Türkiye’nin son aylarda Kuzey Irak’ta gerçekleştirdiği operasyonlar, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı operasyonları gibi mi tasarlandı yoksa farklı bir operasyon mu ve bu operasyonların hedefi ne?

Tekin: Amaç olarak nerede olursa olsun bir terörist yuvalanması varsa onun ortadan kaldırılmasını isteriz. Bu konuda, Irak merkezi hükümeti ya da bölgesel yönetimi kendi başına bir adım atarsa biz bundan memnuniyet duyarız ama bu sağlanamıyorsa ve orada konuşlu terör örgütü Türkiye’deki terörist eylemleri orada planlayıp Türkiye’ye sevk ediyorsa ve terörist akışını devam ettiriyorsa ve o ülke bunu engellemeye muktedir değilse biz gerekli adımları atarız. Ama bu aşamada Irak hükumetiyle diyaloğumuz var, geçmişte Erbil ile de vardı ki referandum sürecinde bir kopukluk oldu fakat şimdi bir seçim oldu ve biz Bağdat’ta güçlü bir hükumet kurulmasını ve gerek PKK olsun gerek IŞİD olsun bütün terör örgütlerine karşı mücadele edilmesini isteriz. Türkiye bu konuda Irak hükumetine her türlü desteği vermeye de hazırdır.  

Tesnim: Türkiye 24 Haziran seçim sürecine yeni bir sisteme doğru gidiyor buraya gelen süreçte bazı ittifaklar oluşturuldu bu durum ülkede kutuplaşmaların oluştuğu söylemini gündeme getirdi bu konudaki görüşünüz ne ve Türkiye ekonomisinin durumunu, dövizdeki bu hızlı yükselişi nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Tekin: Türkiye her demokraside olduğu gibi seçimlere farklı siyasi partiler, ittifaklar içerisinde gidiyor bunu kutuplaşma olarak göstermek doğru değildir nitekim siyasi partiler kendi iradeleriyle bir takım ittifaklar kurabilir ve halkın önüne o şekilde çıkar halk tercihini yapar ve sonuçlara da herkesin saygı göstermesi gerekiyor. Türkiye bu seçimle başkanlık sistemine geçecek bu bizim içinde yeni bir tecrübe olacak. Seçimlerin; şeffaf, huzurlu, demokratik bir ortamda geçeceğini düşünüyoruz. Sonuç ne olursa olsun kazanan Türkiye olacaktır. Çünkü halkın iradesi her şeyin üzerindedir ve halk kimi seçerse onu kabul etmek gerekir.

Türkiye dünyanın 16. büyük ekonomisidir, çok büyük badireler atlatmıştır yine yakın dönemde de döviz kurlarında da bir takım dalgalanmalar olmuştur ama biz bunların hepsini atlatabilecek güce sahibiz. Seçim döneminde bazı ekonomik belirsizlikler ortaya çıkmış olabilir ama seçim sonrası durum daha netleşecek ekonomi kendi dengesini bulacaktır.  Son olarak inşallah Türkiye ve İran el ele vererek siyasi ve ekonomik istikrarlarını koruyup, güçlendirerek sürdüreceklerdir. İki ülkenin herhangi birisinde yaratılan ekonomik siyasi istikrarsızlığın diğer ülkeye yansıdığını düşünüyoruz, dolayısıyla İran’ın zayıflamasını biz kendimiz açısından da zayıflama olarak görüyoruz. İran ne kadar güçlü olursa Türkiye’nin de o kadar güçlü olacağını düşünüyoruz aynı şekilde Türkiye ne kadar güçlü olursa İran’da o kadar güçlü olacaktır.

Tesnim: İran ve Türkiye milli takımları arasında yıllar sonra önümüzdeki hafta bir müsabaka yapılacak bu konudaki düşüncenizi de paylaşırsanız seviniriz.

Tekin: Yıllar sonra tekrar bir futbol müsabaka yapılacağı için çok mutluyuz, benim şahsi üzüntüm maçın İran’da olmaması dolayısıyla seyredemeyeceğim ama inşallah dostluk kazanacak. İran’ın dünya kupasına hazırlanmak içi İstanbul’da kapma girmesinden de büyük mutluluk duydum hatta bunun için bayağı bir gayrette sarf ettim. İran’a dünya kupasında başarılar diliyoruz maalesef biz katılamadık ama İran çok güçlü bir takım inşallah bu defa gruplarda kalmayıp daha ileri aşamalara gidecektir. Bildiğiniz gibi Türkiye 2002’de dünya üçüncüsü olmuştu neden İran’da böyle bir başarıya hatta daha iyi bir başarıya imza atmasın. Rusya’daki maçlarda gönlümüz İran’dan yana olacak.

En Çok Okunan Görüş/Röportaj Haberler
En Önemli Görüş/Röportaj Haberler
En Çok Okunan Haberler