جام جهانی 2022 قطر
 

Türkiye'de Bilinmeyenlere Savrulan Dış Politika


Türkiye'de Bilinmeyenlere Savrulan Dış Politika

Türkiye; Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan bir köprü konumunda olmakla birlikte Batı Asya’ya komşu olması açısından stratejik bir coğrafi ayrıcalığa sahiptir. Ayrıca Osmanlı’nın mirası üzerinde oturan Türkiye’nin her ne kadar Arap coğrafyasının Müslüman ülkeleri üzerinde, Osmanlı halifeliği gücü-bağlılığı olmasa da bir ağırlığı vardır.

Tabi ki AKP hükümetinin halifelik idealini gerçekleştirme çabaları azımsanamayacak kadar güçlü olduğu da bir gerçektir. Yine Türk bir devlet olması hesabıyla Kafkaslar ve Asya’daki Türk devletleri ile de bir bağı bulunmaktadır. Türkiye’nin sahip olduğu bu özellikler dış politikada çok yönlü hareket etmesinin temel sebepleri sayılmaktadır.

Bununla birlikte Türkiye tarihine bakıldığında; kurulduğu dönemden itibaren batıcı bir politikaya sahip olmuş ve 1949’da NATO’ya üye olarak safını seçmişti. Türk ve Müslüman bir ülke olan Türkiye’nin Sovyetler ve Müslüman ülkeler sınırında NATO’ya üye olması dünya siyasetinde önemli bir olay olarak yerini almıştır. NATO üyeliği ile Türkiye’nin siyasi ve askeri anlamda batıya bağlılığı, dış politikada batının çizgilerinde istikrarlı bir şekilde ilerlemesine neden olmuştur. Askeri anlamda NATO’nun Sovyetler karşısındaki jandarması olan Türkiye, hem Sovyet-Rus yayılmacılığının önüne set çekmiş hem de Asya ve Batı Asya coğrafyalarında yer alan Müslüman halka karşı tampon bölge olmuştur.  Fakat 2002’de Türkiye’de yaşanan hükumet değişikliği ile Türkiye dış politikası da değişimin (savrulmanın) ilk adımını atmıştır. Değişimin ilk adımı atılmıştır derken Türkiye, Batıcı-NATO’cu politikadan vazgeçmemiş/vazgeçememiştir ama siyasi ve ekonomik anlamda ne zaman sıkışsa batıcı politikalara karşı saf değiştirmiştir.


Rusya İlişkilerindeki Savrulma
2004 yılında ABD tarafından açıklanan BOP projesinde Türkiye’ye önemli bir görev verilmiştir. 2006’da dönemim ABD Dışişleri Bakanı Condoleezze Rice, ‘Yeni Ortadoğu İçin Zaman Geldi’ derken AKP Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisinin ‘BOP Eş Başkanı’ olduğunu açıklamıştır. BOP planı doğrultusunda hareket eden Türkiye, 2010 yılında kardeşim Esad dediği Suriye Cumhurbaşkanı’na aniden düşman kesilmiş ve Suriye Cumhurbaşkanı’nı kardeşim Esad’dan katil Esed’e dönüştürmüştü. Suriye savaşının başlangıcında batı ile hareket eden, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen teröristleri Suriye’ye sevk eden, batının sömürdüğü Arap ülkeleri ile Suriye düşmanlarına para ve silah desteği sağlayan Türkiye, Suriye savaşındaki planları tutmaması ile dış politikada savrulmaya başlamıştır. Bu savrulmalardan biri Rusya konusunda olmuştur. 2010’da Rusya ile Mersin Akkuyu’da Nükleer Santral inşa etme konusunda anlaşan Türkiye, Suriye konusunda Rusya ile farklı saflarda yer almışken 2015 yılında ise Suriye-Türkiye sınırında, Türkiye sınırlarını ihlal ettiği gerekçesiyle düşürülen Rus Su-24 savaş uçağı olayı sonrası Erdoğan ilk açıklamada özür dilemeyeceğiz demiş fakat daha sonra Rusya’dan özür dilemişti. Daha sonra Rusya ile ilişkilerini düzeltmek isteyen Türkiye Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemlerini satın almış ve daha fazla işbirliğinin geliştirilebileceği mesajlarını vermişti. Bu olayla NATO’cu Türkiye dış politikasında önemli bir eksen kayması yaşanmış oldu. Yine Suriye konusunun çözümü için Rusya ile Astana sürecine katılmış, İran ve Çin gibi ülkelerle işbirliğini geliştirmeye yönelik adımlar atmıştır. 


BAE ile İlişkilerde Savrulma
Halifelik ideali ile hareket eden Erdoğan, ilk başlarda komşularla sıfır sorun ilkesini dillendirmiş Müslüman ülkelere kendini kabul ettirmeye çalışmıştır. Aynı zamanda ülkedeki sıcak para ihtiyacını da karşılamak isteyen Erdoğan liderliğindeki AKP hükumeti ülkede özelleştirme furyası başlatmış, devlete ait önemli yatırımları Arap ülkelerine satmıştır. Bu bağlamda ilk başlarda BAE ilişkileri iyi tutan Türkiye, Mısır’daki Mursi darbesinde BAE ile ayrı düşmüştür. Türkiye Mursi’yi darbeci diye niteleyip Mısır’la ilişkileri askıya alırken BAE yönetimi Mursi’nin arkasında yer almıştır. Yine Suriye savaşı konusunda ilk başlarda BAE ile aynı safta yer alan Türkiye, Suriye planların tutmaması üzerine BAE ile ters düşmüştür. Doğu Akdeniz ve Libya konusunda karşı saflarda yer almışlardır. 
15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminde Türkiye, BAE’yi darbe girişiminin arkasında olmakla suçlamış, Türk yetkililer ve hükumete yakın Türkiye basını BAE veliaht prensi Ziyad en-Nahyan’ı hain darbe girişiminin finansörü olarak görmüşlerdi. Bu olaydan sonra BAE ile birlikte 2017'de 3 Arap ülkesi Katar'a ambargo kararı alırken Türkiye yine farklı cephede yer almış Türkiye'den yapılan ihracatla Katar'a uygulanan ambargo kırılmaya çalışılmıştı. 
Son olarak ise BAE'nin İsrail ile başlattığı normalleşme süreci de Ankara tarafından tepkiyle karşılanmıştı. BAE ile İsrail arasında diplomatik ilişkiler hızlanırken, iki taraf arasında askeri anlaşmalar da imzalandı. Türkiye, BAE'yi 'Filistin davasını' satmakla suçlamıştı. Fakat sıcak paraya ihtiyaç duyan Türkiye içinde bulunduğu ekonomik durumdan kurtulmak için dış politikada yeni bir savrulma daha yapmış ve BAE ile olan ilişkilerini düzeltmeye karar vermişti.


Siyonist Rejimle olan ilişkilerde ters savrulma
Mazlum Filistin halkına karşı işlenen cinayetlere rağmen Siyonist rejim 1949’da kurulduğunda tanıyan ilk Müslüman ülke Türkiye idi. O günden bugüne Türkiye ve Siyonist rejim ilişkileri inişli çıkışlı bir halde devam etmiştir. AKP döneminde Siyonist rejimle ilişkilerin bozulacağına dair bir beklenti olmasına rağmen tam tersine ilişkiler gelişmiştir. AKP hükumeti Siyonist rejimin Filistinlilere yönelik cinayetlerine ve toprak işgalini arttırmasına rağmen hiçbir zaman Siyonist rejimle ilişkilerini tam anlamıyla sonlandırmamıştır. Bilakis 2005 yılında Erdoğan, Siyonist rejime yaptığı ziyarette Ariel Şeron’a “İran’ın nükleer programı hakkında sadece İsrail için değil, bütün dünya için bir tehlike teşkil ettiğini” belirterek Siyonist rejimle olan ilişkisinin boyutunu açık bir şekilde ortaya koymuştur.


2008-2009’daki İsrail-Gazze savaşlarında Türkiye, Siyonist rejimin saldırılarını kınamış bu iki ülke ilişkilerinin bozulmasına yol açmıştı. Siyonist Rejimin 31 Mayıs 2010 tarihinde uluslararası sularda gerçekleştirdiği ve 10 Türk vatandaşının hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Mavi Marmara saldırısında Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisini merkeze çağırmakla yetinmiş 6 yıl sonra ise Büyükelçiyi geri göndererek ilişkileri devam ettirmiştir. Siyonist rejimin 2018'de ABD'nin Kudüs'te büyükelçilik açmasını protesto eden Filistinlilere yönelik saldırıları sonrası Türkiye yine büyükelçisini istişareler için geri çağırmış, bu dönemden itibaren ilişkiler maslahatgüzar seviyesinde ilerlemiştir. Bu günlerde ise ters savrulma yine olmuş ve Türkiye, Siyonist rejimle ilişkilerini geliştirmek için girişimlerde bulunmuştur. Erdoğan, geçen ay televizyonda yayınlanan bir söyleşide İsrail Cumhurbaşkanı Herzog'un şubat ayında Türkiye'yi ziyaret etmesini beklediğini söylemişti. Erdoğan, ziyaretin "Türkiye ve İsrail ilişkilerinde yeni bir sayfa açabileceğini" belirtmişti. 


Sonuç olarak Türkiye, AKP iktidarı döneminde dış politikada savrulmalar yaşıyor dememiz yanlış olmayacaktır. Bu savrulmalar başta bahsettiğimiz Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi, milli ve dini özelliklerine göre değil daha çok kırılgan ekonomisi ve planları tutmayan siyasi yönetim anlayışından kaynaklandığı su götürmez bir gerçektir.

 

En Çok Okunan Analiz/Makale Haberler
En Önemli Analiz/Makale Haberler
En Çok Okunan Haberler